Güç, bilindiği gibi herkesin elde etmek istediği başarı duygusudur. Cazibesi çoğu kişiyi kendine çeker. Ancak ciddi tehlikeleri de beraberinde taşır güç. Nefis muhasebesi yapamazsa, nefs-i emmare (Kötülüğü emreden ve bundan zevk alan nefs) sahibini büyüklenmeye ve hatasız olduğu zannına götürür. Bu ise çok tehlikeli bir hastalıktır.
Bugün Batı ve ABD ve bunların ortak değerleri Siyonizm Güç Zehirlenmesi hastalığı ile maluldürler. Bu kadar katliam, bu kadar acımasızlık ancak aklını ve vicdanını yitirmiş, abartılı gurur ve küçümseme yani Hubris hastalığına tutulmuş kişilerde olur. Kur’an-ı Kerim’de bu hastalıktan dolayı yok olan ve ibret-i âlem pek çok kişi ve toplumdan bahsedilir. Nemrut, Firavun, Karun gibilerle Ad ve Semud kavimleri ve bunların başına gelenler hep bu güç zehirlenmesinin sonucudur.
Nemrut bir sinekle imtihan olmuş, burnuna giren bu sineğin ağrılarını ancak başında nöbet tutan birinin kafasına indirdiği tokmakla şifa bulmaya çalışmış ve öylece telef olmuştur.
Firavun gücüne ve yenilmezliğine inanmış ve Kızıl Deniz’de boğulmuştur. Bugün onların torunları Firavunlaşmış ve mazlum Gazze/Filistin halkına Hubris Psikolojisi ile saldırıyor. Huneyn Gazası esnasında yaşananlar da kalabalığın gücüne inanan yeni Müslümanların paniklemesi de “Güç Zehirlenmesi” hastalığının sonucudur. Gurur ve kibir insanı yakar ve yıkar. Ancak Peygamberimizin; “Enennebiyyü la kezib, enebnu Abdil Muttalip” diyerek yani “ben peygamberim ben yalancı değilim. Ben Abdulmuttalip oğullarındanım.” çağrısı ile kendilerine gelmişler ve toparlanıp galip gelmişlerdir.
Kur’an-ı Kerim’de son nazil olan Nasr Sûresi’nde Rabbimiz aslında önemli bir gerçeği dile getiriyor. Mekke fethedilmiş. Yıllarca Hz. Peygamber’i ve Müslümanları yok etmek isteyenler Mekke’nin fethi ile kesin yenilmişlerdir. Daha pek çok fetihler nasip olmuş ve Müslümanlar güçlenmiştir. Ancak güç kazanan Müslümanlara ve onları temsilen Hz. Muhammed a.s.’a : “Rasulüm, Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, İnsanların Allah’ın dinine akın akın girdiğini gördüğün zaman, Artık Rabbini övgülerle yücelterek tesbih et ve bağışlanma dile! Çünkü O, tevbeleri çok çok kabul edendir. (Nasr Suresi,1-3)”
İşte bu güç zehirlenmesinin önüne geçecek olan Rahmani bir uyarıydı. Kibre kapılmayın, nefsinize yenik düşmeyin. Başarı sizin gözünüzü perdelemesin. Dikkatli olun başarıyı sadece kendi gücünüzde görmeyin. Haksızlığa ve adaletsizliğe düşmeyin. Güçlü oldum diye mazlumların ahını üzerinize çekmeyin. Nitekim Mekke’nin fethinde neredeyse devesinin üzerine yapışmış halde tevazu ile kovulduğu şehre dönmesi ve kendisine eziyet edenlerin “bize ne yapacaksın?” sorusuna “entüm tuleka’- Hepiniz hürsünüz!” demesi de Güç zehirlenmesinin panzehiri bir davranıştı.
Güç zehirlenmesi hastalığı ister kişi, ister kurum isterse devlet olsun yıkar, yok eder. Tarih bunun pek çok örnekleri ile doludur.
Şimdi dönelim Siyonizm’e ve soykırıma karşı ayaklanan halkların vicdanına. Dünya üniversiteleri ayakta, halklar ayakta. “Bağımsız Filistin”, “Soykırıma Hayır”, Katil Netenyahu ve Hükümeti”, “ İsrail’e yardım eden suça ortak olur.” Sloganları Üniversite kampüslerini ve sokakları inletiyor. İsrail’de bile bazı Yahudiler ve rehine yakınları ve halk ayağa kalktı. Bu ciddi ve önemli bir şeydir. Bu ayaklanma eğer manüpile edilip, şekil değiştirmezse “Güç Zehirlenmesi”psikozuna girmiş Siyonizm ve destekçilerini bitirecek ve yeni bir sabaha uyanacak insanlık inşallah. Bu nedenledir ki, öğrencilere orantısız güç kullanıyorlar. Sürüklüyorlar, kapı dışarı ediyorlar. Konunun ciddiyetinin farkındalar zalim yöneticiler. Hani sizin özgürlük anlayışınız demeyeceğim, çünkü Batı’nın ürettiği tüm değerler tarumar olmuş ve değer olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Bize gelince evet en büyük karşı duruşu ve dünya gündemine taşıma işini biz yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Nitekim İsrail ve Netenyahu’ya açılan davaya müdahil olacağız. Bazı sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerde tepkiler var. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın son toplantısında alınan kararlar önemli. Ama hâlâ bize ne diyen nemelazımcılarla diğer İslam Ülkelerinde yeterli tepki göremiyoruz maalesef.
Tekrar ediyorum, gelecekte bu zulmün çok önemli neticelere sebep olacağını ve temiz yüreklerin İslam’ı böylece tanıyarak hidayete gireceklerini görür gibiyim inşallah.
Ebru Bozcuk
Mutlu musun
Mehmet Şahan
Em Olmak Lazım
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar