1990’lı yıllarda Cağaloğlu Üretmen Han’da merhum Sezai Karakoç üstadımızı ziyarete giderdim. O sıralarda, Sarıyer İmam-Hatip Lisesi’nde öğretmendim. Edebiyat ve sanatla yakından ilgilenir, kitaplar okur ve öğrencilerimi de okumaya teşvik ederdim. Yine böyle bir ziyarette, Sezai Bey Üstadımıza bir soru sordum. Soru ve aldığım cevabı sizlerle paylaşmak ve kısaca üzerinde yorum yapmak istiyorum.
“Efendim sizi bazı büyüklerimiz yeni kelimeler kullanmakla suçluyorlar. Buna ne dersiniz?” dedim.
Bana kısa ve özlü bir cevap verdi. Dedi ki: “Dil tıpkı bir canlı organizmaya benzer. Doğal olarak kendini yeniler. Dile zor kullanarak ve baskı ile müdahale ederseniz o dil kendini yenileyemediği gibi zamanla fakirleşir. Aynı zaman da dil elbise gibidir. Nasıl elbise mevsime, zamana göre değişiyorsa dil de zaman zaman değişikliklerle ve yeni kavramlarla kendini yenilemiş olur.”
Buradan hareketle, son zamanlarda dilimize girmiş ve bizim medeniyetimizin bir parçası olmuş kelimelere karşı savaş açıldığını görüyoruz. Arapça kelimeler üzerinde sürek avcılığına benzer avcılığa çıkıldığına şahit oluyoruz. Sosyal medya üzerinden acımasızca bu kötü niyetin köpürtüldüğünü görüyoruz. Bu anlayış, sadece Türkçe severlikten kaynaklanmıyor. Bunun altında dinimiz İslam nedeniyle doğal olarak dilimize girmiş ama bizden biri haline gelmiş kavramlara savaş açılmak isteniyor. Bu durum dilimize fayda yerine zarar verir.
Türkçemizi hem zenginleştirelim, hem de koruyalım. Sanat ve edebiyat adamlarımız kafa yorsun. Yeni kavramlar üretelim. Bir milleti millet yapan dini ve dilidir. Dinsiz ve dilsiz milletler kimliklerini koruyamazlar. Ancak, dilimize girmiş ve bizim malımız haline gelmiş kelimelere savaş açmak yerine zihinlerimizi köleleştiren batılı kelime ve kavramlara karşı uyanık olalım. İş yeri isimleri, son zamanlarda konulan kadın ve erkek isimlerine dikkat edelim. Elbette Müslüman yurdunda Arapça kavramlar dilimize girecek. Bu bize zenginlik katar. Hatta bazen bu kelimeler, bizim dilimizin fonetiği içinde yeni kalıplara girer ve Türkçeleşir. Kısacası dilimiz üzerinden ırkçılığa kapı aralamak iyi niyet değildir.
Bugün gençlerimizin, bazen de büyüklerimizin giyip sokağa çıktıkları tişört ve montların (dikkat derseniz bu iki kelime de Türkçe değil. Dil böyle bir şey işte.) üzerilerine yazılan yazılara kafa yoralım. Bir teyzenin üzerine giydiği tişörtünde İngilizce “Porno Yıldızı” yazarken, bir başka erkeğin şapkasında da “Kötü Kız” yazıyor. Yahut, namaz kılan adamın tişörtündeki “Allah yok, din yok” ifadesine de kafa yorabiliriz. Kültür emperyalizmi evimizin içende bizi teslim almışken bize ait olmuş kavramlara yanlı olarak savaş açmak iyi niyet değildir. Esasen imojinlerle konuşan yeni nesle sahip çıkmak daha önemli değil midir? Konuşma dilimiz 100-150 kelimenin bile altın düşmüşse asıl tehlike buradadır. Bize mal olmuş Arapça kelimelere kafa takacağımıza bu sömürü aracına ve yozlaşmaya karşı önlemler alalım. Örneğin, bu tür yazılar yerine memleketimizin güzel bir manzarası veya bize ait bir kültür mirasımızı canlı tutabiliriz.
Özetle, ne zaman Türkçeye sahip çıkma adı altında bir çaba görsek altında yatan Arapçaya karşı bir tavır olarak belirir. İngilizce, Fransızca, Almanca vb. batı dilleri bu kapsama girmez. Aslında, bana göre bu tavrın asıl amacı dile değil dine yani İslam’a karşı alerjinin sonucudur. Bu tutmaz. Bununla milleti meşgul etmeyin. Bu kötü niyetten güzel Türkçemiz zarar görür. “Otobüs” Türkçe değil ama “oturgaçlı götürgeç”ten daha fazla Türkçedir. “Üveysü’l Karani” ’den” “Veysel” üretmiş bir milletin dininden kaynaklanan kavramlarına ilişmeyin lütfen.
Hilmi Yavuz
Türkiye’de Felsefi Üretim: Edebiyat Bir İmkân Olabilir mi?
Musa Aşkın
Küçük Bir Tohumun Düşündürdükleri
Suna Türkmen Güngör
Batmayacak Şafak
Serhan Poyraz
Gabriel García Márquez - Hayatı Anlatıya Dönüştüren Adam
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ebru Bozcuk
Her Şey Geçiyor
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar
Hem Üstad S.Karakoç'u andık..
Hem de yenı fikirler edindik.