Son günlerde kendi kendime bir soru sordum:
Osmanlı döneminin ünlü karakterleri Hacivat ile Karagöz neden öldürüldü?
Araştırınca gördüm ki bunun kesin tarihî bir cevabı yok. En yaygın rivayete göre Bursa’da çalışan iki nüktedan insan, sohbetleriyle çevrelerindekileri öylesine oyalıyor ki işler aksıyor; sonunda ağır bir cezaya uğruyorlar. Ardından onları özleyenler, gölge oyunu perdesinde yeniden yaşatıyor. Gerçekten yaşadılar mı, yoksa halkın ortak hafızasında mı doğdular bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: Yüzyıllar geçse de Karagöz ile Hacivat hâlâ konuşuyor. Bu düşünce beni çocukluğuma götürdü.
Mahallemizde ortaokul son sınıf öğrencisi bir komşu abimiz vardı. Yakın komşu çocuklarını toplar, odunluklarının karanlık bir köşesinde evden getirdiği beyaz çarşafla perde kurar, kendi yaptığı kuklalar elinde, ışığı yakar ve Hacivat–Karagöz oynatırdı bize. Söylediğine göre kuklaları el işi ev işi dersi hocasının danışmanlığında yapmış ve edebiyat hocasının desteğiyle kendisi kurgulamıştı bu oyunu. Çocukluğumda televizyon yoktu ama ramazan gecelerinde radyodan dinlerdi büyüklerimiz. O nedenle aşınaydık Hacivat’la Karagöz’e.
Ayrıntıları bugün hayal meyal hatırlıyorum ama duygusu çok canlı. Çocuk aklımla o perdenin arkasında başka bir dünya olduğuna inanırdım. Şimdi dönüp bakınca anlıyorum ki o yalnızca oyun oynatmıyormuş. Farkında olmadan bir kültürü, bir anlatma biçimini, hatta düşünme biçimini bize aktarıyormuş. Yıllar sonra bir yurt turu gezisinde hem İzmir Efes’te hem de Antalya Serik’te antik tiyatroları gezerken tur rehberinin her seferinde söylediği bir cümle zihnime yerleşti:
“Kadim tarihte gösteriler, yarışmalar çok önemliydi ve çok izleyici olurdu. Eskiden yöneticilere doğrudan laf söylemek zor olduğu için insanlar eleştirilerini mizah yaparak, rol yaparak, bazen de ciddiye alınmayacak bir kılığa girerek dile getirirdi.”
Belki tarih her yerde tam böyle işlemedi ama düşüncenin özü çok etkileyiciydi. İnsan bazen gerçeği doğrudan söyleyemez. O zaman tiyatro çıkar ortaya. Mizah çıkar, maske çıkar, perde çıkar. Gerçeği doğrudan söylemek zor olabilir. Ama perde arkasından söylenen söz, bazen yüzyıllar boyunca yaşamaya devam eder. Belki bu yüzden tiyatro hiç ölmedi.
Bugün yaygın görüş şu yönde: Karagöz ve Hacivat büyük olasılıkla gerçek kişilerden çok halk kültürünün zaman içinde oluşturduğu tiplerdir.
Bazı kaynaklara göre 4. yüzyılda Karagöz, Moğol vergi memurlarından kaçıp Bursa'ya yerleşmiştir. Cahil ancak zeki, özellikle kızdığında söz ve hareketleriyle çevresindekileri güldüren bir Türkmen göçmenidir. Hacivat ise bir postacıdır. Uyanık, lafazan, sefahat ve eğlenceye düşkün bir fırsatçıdır. Hacivat, Karagöz'ün hasta ineğini satın alınca tanışırlar. İkili, Orhan Gazi’nin kendi adına yaptırdığı camide taş ustası olarak çalışmaya başlar. Ne var ki atışmalarıyla inşaat işçilerini güldürdükleri için işler ağırlaşır. Hacivat ve Karagöz hem inşaatı yavaşlattıkları hem de herkese laf dokundurdukları için Orhan Gazi’nin imzaladığı ölüm fermanları ile hazin sonla tanışacaktır.
Benimki bir çocukluk perdesinden, antik tiyatronun taşlarına ve bugünün kalabalık sessizliğine, haksızlığa, hukuksuzluğa uzanan bir düşünce yolculuğuydu. Anıları tazelemek adına sizlerle paylaştım.
Hep güzel anılarınız olması umuduyla.
Selam, saygı ve sevgilerimle.

Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Ebru Bozcuk
Tanıdıklık Hissi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -13 /Gölge Güçlerin Yükselişi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar