Hakikatle (gerçekle) insanlar arasına giren, insanların özgürce seçimini engelleyen her türlü engeli kaldırmak için İslam Devleti’nin giriştiği eyleme cihat denir. Tanımlardan biridir bu. Başka tanımları da var elbet. Ama bana daha çok bu tanım yakın geliyor.
İslam’da fetihler bu amaçla yapılır. Müslümanların amacı fethettikleri ülkeyi tarumar etmek, yer altı yer üstü zenginliklerini yağmalamak ve halkını köleleştirmek değildir. Müslümanların geçmişinde, Batı’nın işgallerden sonra insanlığa miras bıraktığı aç Afrika halkları ve yok edilmiş Kızılderililer yoktur.
Fetihten sonra özgürlük çiçekleri açar. İbadette özgürlük, mülkte, ticarette, aile hayatında özgürlük kapıları açılır. Fethin sonucunda silahlar susar, sivil halk koruma altına alınır. Her türlü saldırıdan halk korunur. Tüm kişisel hakları saklı kalır. Malı, canı, ırzı korunur. Fethin sonunda doğrudan savaşa iştirak etmeyenlere dokunulmaz. Savaşta alınan esirlere gayri insani muamele yapılmaz. Ülkenin tabii güzellikleri bozulmaz. İnsanlar aç susuz bırakılmaz.
İşgalden sonra ise en tabii haklar kısıtlanır, ibadet, ticaret, mülk vb. temel haklar askıya alınır. Endişe ve korku vardır. Kuralsızlık vardır. Tam bir keşmekeşlik vardır. Sivil halk korku içindedir. Mal, can, ırz ayaklar altına alınır. Çoluk- çocuk, kadın-kız, yaşlı-sakat hepsi bu insafsız uygulamadan nasibini alır. Yağma başlar. Tıpkı Gazzeli bir çocuğun bisikletini yağmalayıp onunla tur atan katiller sürüsü İsrail askerinin yaptığı gibi.
Fetihten sonra soy kırım, bir milleti ortadan kaldırma, toplu mezarlara gömme gibi son derece korkunç bir insanlık suçu işlenmez, milletler varlıklarını İslam’ın yüce özgürlük anlayışı altında devam ettirirler. Gerçek özgürlük demek olan İslam’a ve Müslümanlara ihanet etmedikçe tebaa (vatandaş) her türlü bozulmaya karşı koruma altındadır.
İşgalden sonra, yerli halka ait (Müslüman veya başka dinden olması önemli değildir işgalciler için) mabetler, sanat abideleri hunharca yakılır, yıkılır. Bir zamanlar medeniyetler fışkıran yöreler çöle ve çorak bir araziye dönüşür. Moğollar’ın Anadolu’yu istilasında bu görülmüştür. Dünyaya bilim ve fennin, edebiyat ve sanatın zirvelerini yetiştiren Endülüs medeniyetine Batılı Haçlıların ne yaptıkları da bilinmektedir. Buralarda tek bir Müslüman bırakmadılar. Kütüphaneleri yaktılar, mabetleri ve sarayları yıktılar. Bugün ise Siyonist Yahudi İsrail’in ve arkasındaki işgalci katillerin yaptıkları yeni bir soy kırım ve yeni bir katliamdır. Soykırım, toplu katliamlar ve toplu mezarlar insanlara canlı seyrediliyor. Ortaya koydukları insani değerler(!) sadece kendilerinin işine yarar. Kendilerinden olmayanlar insan gibi görülmez ve onlara uydurdukları değerler uygulanmaz. Bu gün şahit olduğumuz tam da budur. Baskıcılık ve ikiyüzlülük bunların genlerinde vardır.
Anadolu’nun fethinden sonra İstanbul’da, Erzurum’da, Van’da vb. pek çok yerde azımsanmayacak sayıda Hıristiyan ve buna bağlı olarak mabetler ayaktadır. Eğer gayr-i Müslimler, topluma ayak uyduramamışsa, kendi özgür seçimleri ile dilediği ülkeye gidebilmiştir. Gerçi devlet otoritesinin zayıfladığı dönemlerde bazı olumsuzluklar olmuş fakat İslam Devletleri ve Müslümanlar asla terörist olmamıştır.
Velhasıl fetihten sonra tam bir hür ortam, kulu kula kulluktan kurtararak, Allah’a kul olma ortamı doğar. İnsan için hemcinsine kulluktan daha zelil, aşağılayıcı ne vardır! Yine insan için tüm evreni yaratan Yüce Allah’a kul olmaktan daha onurlu ne olabilir? Kula kulluktan kurtarma özgürlüğünü insanlara sadece İslam verebilir. İslam’da tebliğ vardır. Din seçiminde zorlama yoktur. Misyonerliğin sömürgecilikte öncü kol olarak kullanılması anlayışı İslam’da yoktur.
Sadece işgal mekanizmasını çalıştıran küfür milleti ise ancak yeryüzünü bozabilir, kan gölüne çevirebilir, açlık getirebilir, hastalık getirebilir. Bugün bunun en acımasız ve vahşi örneklerini Gazze’de, Doğu Türkistan vb. işgal edilen yerlerde görüyoruz.
Bu zor durumdan insanlığı kurtaracak olan, kalbi ve aklı birlikte hareket eden, Allah’a tam kulluk yapabilen, farklılıkları birlik ve beraberlik potasında eritebilen, kendinden önce mensubu olduğu Milletin (en geniş anlamda) çıkarlarını düşünen sağlam karakterli Müslümanlardır. Aksi halde şikâyete hakkımız yoktur. Başka çıkış yolu da yoktur velhasıl.

Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar