DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Yusuf Sarıkaya
Yusuf Sarıkaya
Giriş Tarihi : 09-11-2025 00:50

Bizim Kuşak /4

(Okul Öncesi ve Okula Başlama Dönemi)

Bizim kuşak öyle iki takım giysiye sahip değildi. Bir takım elbise bile olmazdı, zaten giysilerimiz de öyle takım falan da sayılmazdı. Bizleri soğuktan ve sıcaktan koruyup mahrem yerlerimizi kapatacak giysileri ancak bulabilirdik. Toz şeker torbaları ve bazı keten çuvallarından anneler, çocuklarına don dikerdi. Bazı ailelerse çulha veya ıstar denilen düzeneklerde çubuklu kumaş dokuyup giysileri bu kumaşlardan dikerlerdi. Bu düzeneklerde üretilen dokumalar çubuklu olduğundan o dönemki pijamalar hep çubukludur. Eski filmlerde bunu görebilirsiniz.

Daha önce de dediğim gibi bizim kuşak market falan bilmezdi. Tek at arabasıyla köy köy dolaşan çerçilerimiz, kırık leblebi, lokum, kuru üzüm, akide şekeri, sormuk şekeri satardı. Bazen sattıkları küçük testilerin imbiklerinde düdüğe benzer açık bir yer olurdu. Su doldurup bunu üflediğimizde çıkan sesten zevk alırdık.

Paramız yoktu. Alacaklarımızı, biriktirdiğimiz yün, yumurta, bulgur ve varsa buğdayla alırdık. Yani eski usul ile mal verir mal alırdık. Bazen kumaş, toprak gereç, küp, testi, çanak türleri de getirirdi çerçiler. Annelerimiz de onları yine mal vererek edinirlerdi. Bohçacılar da köy köy, mahalle mahalle dolaşıp giysi ve çeyizlik ürün satarlardı. Bazı uyanıklar analarımızın boynundaki akiklerle kollarındaki değerli gümüş bilezikleri de ister ve ucuza alırdı. Bu gün taşrada yaşayan kadınlarımızda bu zevk yoktur.

Bizim kuşak tek tabakta yemek yer ve aynı bardaktan su veya meşrubat içerdi. Besmele ile başlar, hamd ederek yemeği ve içmeyi bitirirdi. Bulduğuna şükretmeyi asla unutmazdı. Sofralarda öyle planlı yemek menüsü olmazdı. Herkes durumuna göre yemek yerdi. Yiyeceklerimizi kendimiz üretir ve tüketirdik. Küçük bakkallarımız olur, orada da ihtiyaç duyulan her şey olurdu. Mensucat ürünlerinden tutun da inşaat çivileri, pencere camları bulunurdu. Şeker sucuğu, lokum, tahin helvası, akide şekeri, fındık, fıstık gibi çocukların ve gençlerin en çok rağbet ettikleri yiyecekler de satılırdı bu küçük mekânlarda. Öyle çikolata, cips, “noodle”mız yoktu.

Herkes yumurtası ve eti için tavuk veya diğer kümes hayvanlarından beslerdi. Kümeslerimiz her türlü evcil hayvanla doluydu. Patates, soğan, sarımsak, domates, salatalık, biber, kısacası zerzevatlarımızı kendimiz yetiştirirdik. Yoğurt ve sütümüz, kaymak ve peynirimiz kendi ürünümüzdü. Katıksız ve katkısızdı bunlar.

Bizim kuşak, belli yaşa kadar aynı odada yemek yer aynı odada uyur ve aynı odada otururdu. Yani yemeğini yediği zaman orası yemek odası, oturup istirahat ettiğinde oturma odası, akşam yatağını serdiğinde de yatak odası olurdu. Yani hiç girilmeyen odalarımız hiç kullanılmayan gümüşlüklerimiz, yılda birkaç defa kullanılan eşyalarımız yoktu. Her ailenin misafire ait bir dış odası olurdu; çünkü bizde misafir, Tanrı misafiri bilinirdi. Yenmez yedirilir, ona her türlü ikram yapılırdı.

Bizim kuşak, kış gelmeden hazırlık yapardı. Bir yıl yetecek hazınını kendisi hazırlardı. Hem kendisi hem de hayvanları için kışa girmeden gerekli olan ne varsa yapardı. Kış ayları için nohut, mercimek, patates, soğan, sarımsak depolanır, turşunun her çeşidi kurulurdu. Bulgur, düğürcük, tarhana, yarma (keşkek veya un çorbası için kepeği alınmış buğday) yapmanın ayrı bir coşkusu olurdu. Koca kazanlarda kaynatılan bulgurluk buğdaylar sergilere serilir, kurutulur ve setende (ağır bir yuvarlak taş, daireye benzer bir yere bir mille sabitlenmiş ve at ile çevresinde dönerek ıslak buğdayın kepeğini çıkaran düzenek) dövülür.

Tekrar kurutulduktan sonra sıra artık Bulgurcu’nundur. Bu bir gelenek olup herkes tarafından sırasıyla yapılırdı. Taze bulgur veya düğürcükten domatesli, biberli veya patatesli ya da mercimekli pilav yapılır; yanında da elde yapılmış üzüm koruğundan ekşi meşrubat ya da turşuyla yufka ekmek yanında afiyetle yenirdi. Bu hemen her aile tarafından yapılırdı.

Bizim kuşak ilkokulda okumaya harflerden başlardı; “A,B,C…” diye. Sonra hece sonra kelime sonra da cümle ve metin okumaya geçip aynı zamanda da yazmaya başlardık. Ancak metinlerimiz hep, ”yat yat uyu, ip atla, top oyna” vesaire idi. Yani çocuğu hepten çocuk yapan cümleler kurulurdu. İsimler de hep yeni isimlerden olurdu. Jale, Oya, Kaya vb. Ancak kerrat cetvelini ezberden okurduk; düz, çapraz her türlü ezberlerdik. Problem sorulur, sadece sonuç verilir ve cevap istenirdi. Şiir ezberlerdik; ilk başta İstiklal Marşı’nın on kıtası mutlaka ezberlenirdi. Çok konuşulacak şeyler var ama şunları söylemeden geçemeyeceğim: ilkokul beş yıldı erbabınca bilindiği üzere. Her yıl ara sınavlarla beraber yıl sonu sınavları olurdu.

En sonunda ilkokul bitirme sınavlarına girerdik. Beş senenin tüm konuları yazılı sınavlarda sorulurdu. Hiç unutmam, bitirme sınavını beş metre aralıklarla oturtulduğumuz geniş okul bahçesinde sandalye falan olmadan yerde, dizlerimizin üzerine koyduğumuz defter veya kitap üzerinde cevapladık. Bir de köy yerinde kepekli buğday ekmeği yerine, Amerika’dan Marshal Yardımı ile gelen kepeksiz buğday nişastası ekmeği yemek ve evlerimizde bol süt olmasına rağmen süt tozu içmek hoşumuza giderdi ama sonradan, "Bu ne akıl almaz bir şey!" diye düşündüm kendi kendime. Sanki sağlığımızla oynanmış gibi geldi bana.

Hani zeytinyağı ve basma kumaşa cephe alınıp da türküsü yapılmıştı ya işte tıpkı onun gibi: “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman…”

(Devam edecek)

***

Editör: Nüzhet Ünlüer

NELER SÖYLENDİ?
@
Yusuf Sarıkaya

Yusuf Sarıkaya

DİĞER YAZILARI Yaşanmış Acı ve İbretlik Olaylar Şehirlerimiz Elli Yılın Ardından Bizim Kuşak /5 Bizim Kuşak /3 Bizim Kuşak /2 Bizim Kuşak /1 Malumat İlim midir Musa’nın Asası Sumud Firkat Üzer Vuslat Sevindirir Çocuklar Ağlarsa Esmaü’l Hüsnâ Mevlid-i Nebi  Vatan Devlet ve Hükümet Gargat Sizi Kurtaramaz Alışkanlıklarımızın Esiri Olmayalım İnsan ve Nisyan Kaskatı Gazze Ashab-ı Uhdud Zifiri Karanlıktan Fecrin Aydınlığına Çıktığımız Gece: 15 Temmuz 2016 Cuma Silahları Yakmaya Götüren Süreç A.Ş.K. Vakfı Buluşması Kur’an Mealleri ve Bir Kaşık Suda Fırtına Koparmak Zıplama Sanat mıdır Katil İsrail’in İran’a Saldırısı ve Nefsi Müdafaa İsrail Güçten Anlar Kurban Olabilmek Haccın Şuuruna Ermek-3 Haccın Şuuruna Ermek /2 Haccın Şuuruna Ermek /1 Gazze'de Anneler Günü En Sağlam Kalemiz: Ailemiz TRT Dizileri Üzerine Mahmut ve Meryem Algı Metaforu ve Etkisi Tartışma Sanatı Her Geceyi Kadir Bil Kendini Yeniden Tanımanın Yolu: İtikâf Ramazanı Anlamak Ve Anlamlı Kılmak /3 Ramazan’ı Anlamak ve Anlamlı Kılmak /2 Ramazanı Anlamak ve Anlamlı Kılmak-1 Misyonerlik ve Amaçları /2 Misyonerlik ve Amaçları /1 Sıçandan (Fareden) Doğan Kendir Keser Saman Pazarında Mücevherat Satmak Gazze Kaybetti mi Kazandı mı? Ah Bizim İhmalkârlığımız Ah Çığlıklarımız ve Çiğliklerimiz Medeniyetimizin Beşiği Camilerimiz Üç Aylar Üzerine Kısa Bir Yorum Yeşil Türbe’de Yankılanan Ses Vakıf Medeniyeti Zor Zamanlarda Ensar Olabilmek Engelli misiniz? Engel(siz) misiniz? Dünyayı Çocuklar Yönetsin Yûsufî Bakış Ceketin Cebi Kapalı Olmak Güz Mevsimi Sezai Karakoç veya Çağdaş Sufi Evlatlarıma Nasihatlerim /4 Evlatlarıma Nasihatlerim /3 Evlatlarıma Nasihatlerim-2 Evlatlarıma Nasihatlarım /1 Şehirleşen Köyler İmam Hatip Liseleri Siyonist İsrail’in Kelime Oyunları Oyuna Gelmeyelim Değerlerimize Saldırı Hz. Muhammet (sav) ve Şahsiyet İnşası Narin'ce Düşünceler Ah Filistin ah! Şairimden Mektubum Var Ayrıntılara Takılıp Öz'e Ulaşamamak Ömrümüz Hep Böyle mi Geçecek Yarım Asırlık Dostluk Vicdan mı Cüzdan mı? Sokak Hayvanları Veya Hayvanları İstismar Takiyye ve Merdivenaltı Üretim Üç Günlük Seyahatin Ardından Vefa Bir Semt Adı Mıdır? Yok Edici Tehlike Siyonist Zulmün Çığlıkları Fetih ve İşgal Sabah Namazında Üç Saftık! Bireyselleşme Adı Altında Tükenişe Giden Yol Güç Zehirlenmesi ve Siyonizm Afrika Menekşesi Din ve Dil Konusu Bayramların Hayatımızdaki Yeri Kadir Gecesi / Kader Gecesi Len Nerka: Asla Diz Çökmeyeceğiz Gazze: İnsanlığın İmtihanı Ramazan'ı Anlama ve Anlamlı Kılma Bursa Hanlar Bölgesi Filistin'de Soykırım ve Batı'nın Değerleri! İffetli Olmak ve İftiraya Uğramak Sivri Tepe ve Pamuk Miraç Mucizesinin Hediyesi Namaza Dair Hikmetler Bursa'da Zaman Bursa'da Küçük Bir Gezinti Mahmut Kanık ve Yaşar Kaplan Hayra Alamet Değil /2 Hayra Alamet Değil /1 İsrail Mitler ve Terör Gazze Direnişi Yüzümüz mü Var?! Seyahat Ya Resulallah! ABD ve Dünya Jandarmalığı veya Katil Devlet Sezai Karakoç ve Çağdaş Sufi Yahudilerin Kahrolası Azgınlıkları Gazzeli Annenin Feryadı Siyonist Hahamlardan Fetva Alma Hırsızlığı Demir Kubben Başına Çöksün Siyonist İsrail Kalbi Mühürlü Olanlar Niçin İsrail Devleti de Yahudi Devleti Değil? Çocuk ve Ölüm Gözyaşı Aşkla Yapılacak Görevler A.Ş.K Vakfı Bursa'da Çocuk Olmak Ey Resul! Bu Çağın Adı Ne Olsun? Güzel Ahlak ve Nefs Atışması 1988 Yılı Nobel Edebiyat Ödülü İnsanın Dört Mevsimi Gençlik ve Bazı Sorunları Muallim Naci Nefs ve Akıl Atışması Merhamet Elçisine Arzımdır  Ali Ulvi Kurucu Emin Acar İle Kısa Bir Görüşme Nefs ve Vicdan Atışması Hayat ve Memat Anadolu'da Geleneksel Düğünlerimiz Hicret Bir Dirilişin Adıdır İradeyi İpoteğe Vermek Allah'a Sevimsiz Gelen Helal Şehzade Ahmet Efendi İle Kısa Bir Görüşme Çocuklarımızın İyiliği İçin Onlarla Kötü Olmayalım Kurban Olsun Diye... Eğitim Hayatımdan İbretlik Bir Anı Dilin Gücü ve Afetleri Terk Edilmişliğin Acı Sonu Helena'nın Havva Oluşu Dostlarım Olan Kitaplarımla Hikâyelerim /3 Dostlarım Olan Kitaplarımla Hikâyelerim /2 Tedbirden Sonra Tevekkül Bilinmeyen Üniversite - Salih Dane Hoca Efendi ve İstinye/ Mahmutçavuş Camii Dostlarım Olan Kitaplarımla Hikâyelerim /1 Dilber Ana ve Elmas Kadın Özdeyişler Yazmak Sorumluluk İster
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
Advert
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA