(Okul Öncesi ve Okula Başlama Dönemi)
Bizim kuşak öyle iki takım giysiye sahip değildi. Bir takım elbise bile olmazdı, zaten giysilerimiz de öyle takım falan da sayılmazdı. Bizleri soğuktan ve sıcaktan koruyup mahrem yerlerimizi kapatacak giysileri ancak bulabilirdik. Toz şeker torbaları ve bazı keten çuvallarından anneler, çocuklarına don dikerdi. Bazı ailelerse çulha veya ıstar denilen düzeneklerde çubuklu kumaş dokuyup giysileri bu kumaşlardan dikerlerdi. Bu düzeneklerde üretilen dokumalar çubuklu olduğundan o dönemki pijamalar hep çubukludur. Eski filmlerde bunu görebilirsiniz.
Daha önce de dediğim gibi bizim kuşak market falan bilmezdi. Tek at arabasıyla köy köy dolaşan çerçilerimiz, kırık leblebi, lokum, kuru üzüm, akide şekeri, sormuk şekeri satardı. Bazen sattıkları küçük testilerin imbiklerinde düdüğe benzer açık bir yer olurdu. Su doldurup bunu üflediğimizde çıkan sesten zevk alırdık.
Paramız yoktu. Alacaklarımızı, biriktirdiğimiz yün, yumurta, bulgur ve varsa buğdayla alırdık. Yani eski usul ile mal verir mal alırdık. Bazen kumaş, toprak gereç, küp, testi, çanak türleri de getirirdi çerçiler. Annelerimiz de onları yine mal vererek edinirlerdi. Bohçacılar da köy köy, mahalle mahalle dolaşıp giysi ve çeyizlik ürün satarlardı. Bazı uyanıklar analarımızın boynundaki akiklerle kollarındaki değerli gümüş bilezikleri de ister ve ucuza alırdı. Bu gün taşrada yaşayan kadınlarımızda bu zevk yoktur.
Bizim kuşak tek tabakta yemek yer ve aynı bardaktan su veya meşrubat içerdi. Besmele ile başlar, hamd ederek yemeği ve içmeyi bitirirdi. Bulduğuna şükretmeyi asla unutmazdı. Sofralarda öyle planlı yemek menüsü olmazdı. Herkes durumuna göre yemek yerdi. Yiyeceklerimizi kendimiz üretir ve tüketirdik. Küçük bakkallarımız olur, orada da ihtiyaç duyulan her şey olurdu. Mensucat ürünlerinden tutun da inşaat çivileri, pencere camları bulunurdu. Şeker sucuğu, lokum, tahin helvası, akide şekeri, fındık, fıstık gibi çocukların ve gençlerin en çok rağbet ettikleri yiyecekler de satılırdı bu küçük mekânlarda. Öyle çikolata, cips, “noodle”mız yoktu.
Herkes yumurtası ve eti için tavuk veya diğer kümes hayvanlarından beslerdi. Kümeslerimiz her türlü evcil hayvanla doluydu. Patates, soğan, sarımsak, domates, salatalık, biber, kısacası zerzevatlarımızı kendimiz yetiştirirdik. Yoğurt ve sütümüz, kaymak ve peynirimiz kendi ürünümüzdü. Katıksız ve katkısızdı bunlar.
Bizim kuşak, belli yaşa kadar aynı odada yemek yer aynı odada uyur ve aynı odada otururdu. Yani yemeğini yediği zaman orası yemek odası, oturup istirahat ettiğinde oturma odası, akşam yatağını serdiğinde de yatak odası olurdu. Yani hiç girilmeyen odalarımız hiç kullanılmayan gümüşlüklerimiz, yılda birkaç defa kullanılan eşyalarımız yoktu. Her ailenin misafire ait bir dış odası olurdu; çünkü bizde misafir, Tanrı misafiri bilinirdi. Yenmez yedirilir, ona her türlü ikram yapılırdı.
Bizim kuşak, kış gelmeden hazırlık yapardı. Bir yıl yetecek hazınını kendisi hazırlardı. Hem kendisi hem de hayvanları için kışa girmeden gerekli olan ne varsa yapardı. Kış ayları için nohut, mercimek, patates, soğan, sarımsak depolanır, turşunun her çeşidi kurulurdu. Bulgur, düğürcük, tarhana, yarma (keşkek veya un çorbası için kepeği alınmış buğday) yapmanın ayrı bir coşkusu olurdu. Koca kazanlarda kaynatılan bulgurluk buğdaylar sergilere serilir, kurutulur ve setende (ağır bir yuvarlak taş, daireye benzer bir yere bir mille sabitlenmiş ve at ile çevresinde dönerek ıslak buğdayın kepeğini çıkaran düzenek) dövülür.
Tekrar kurutulduktan sonra sıra artık Bulgurcu’nundur. Bu bir gelenek olup herkes tarafından sırasıyla yapılırdı. Taze bulgur veya düğürcükten domatesli, biberli veya patatesli ya da mercimekli pilav yapılır; yanında da elde yapılmış üzüm koruğundan ekşi meşrubat ya da turşuyla yufka ekmek yanında afiyetle yenirdi. Bu hemen her aile tarafından yapılırdı.
Bizim kuşak ilkokulda okumaya harflerden başlardı; “A,B,C…” diye. Sonra hece sonra kelime sonra da cümle ve metin okumaya geçip aynı zamanda da yazmaya başlardık. Ancak metinlerimiz hep, ”yat yat uyu, ip atla, top oyna” vesaire idi. Yani çocuğu hepten çocuk yapan cümleler kurulurdu. İsimler de hep yeni isimlerden olurdu. Jale, Oya, Kaya vb. Ancak kerrat cetvelini ezberden okurduk; düz, çapraz her türlü ezberlerdik. Problem sorulur, sadece sonuç verilir ve cevap istenirdi. Şiir ezberlerdik; ilk başta İstiklal Marşı’nın on kıtası mutlaka ezberlenirdi. Çok konuşulacak şeyler var ama şunları söylemeden geçemeyeceğim: ilkokul beş yıldı erbabınca bilindiği üzere. Her yıl ara sınavlarla beraber yıl sonu sınavları olurdu.
En sonunda ilkokul bitirme sınavlarına girerdik. Beş senenin tüm konuları yazılı sınavlarda sorulurdu. Hiç unutmam, bitirme sınavını beş metre aralıklarla oturtulduğumuz geniş okul bahçesinde sandalye falan olmadan yerde, dizlerimizin üzerine koyduğumuz defter veya kitap üzerinde cevapladık. Bir de köy yerinde kepekli buğday ekmeği yerine, Amerika’dan Marshal Yardımı ile gelen kepeksiz buğday nişastası ekmeği yemek ve evlerimizde bol süt olmasına rağmen süt tozu içmek hoşumuza giderdi ama sonradan, "Bu ne akıl almaz bir şey!" diye düşündüm kendi kendime. Sanki sağlığımızla oynanmış gibi geldi bana.
Hani zeytinyağı ve basma kumaşa cephe alınıp da türküsü yapılmıştı ya işte tıpkı onun gibi: “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman…”
(Devam edecek)
***
Yusuf Sarıkaya
Yaşanmış Acı ve İbretlik Olaylar
Sedat İlhan
Çözümsüzlük
Mehmet Şahan
Edebiyat - Medeniyet ve İnsan /2
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Deniz İmre
Yalnızlığın Söz Aldığı Akşamlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Serhan Poyraz
Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
Sami Çelik
Gece ve Sis
Musa Aşkın
Toprağa Dönen Hikâye
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Gevher Aktaş Demirkaya
Ben Yemen Türküsü’nü Söylerken Ata Ağlardı
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Mum Işığına Tutsak
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Dilek Tuna Memişoğlu
Sudan Ağlıyor
Ebru Bozcuk
Yaşam Gustoluğu
Ahmet Furkan Demir
Çağımızın Hastalığı: Gösteriş
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar