Çocukluğumun ve gençliğimin en canlı hatıralarına tanıktır Ak (Â) Köprü. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Yozgat bölgesinde bulunan Delice Irmağı’nın en önemli kolu olan Kanak Suyu üzerine yaptırdığı köprülerden biri olduğu söylenir Ak Köprü için. Bir de aynı su üzerinde Karabıyık Köprüsü vardır.
Karabıyık Köprüsü restore edildi ancak Ak Köprü kendi kaderine terkedildi. Halen hamiyetli bir dokunuş istiyor. On beşinci asrın tanığı olan bu köprüyü canlandırmak tarihe karşı bir sorumluluktur.
Bu köprü ile ilgili öyle hatıralarımız vardır ki saymakla bitmez. Öncelikle yaz sıcaklarında serinlemek için köprünün altından geçen Kanak Suyunun yüksekten düşmesi sebebiyle oluşmuş derin yerinde (gümbürdekte) yıkanmak en büyük zevkti.
Yüzmeyi burada öğrendik, desem abartmış olmam. İki kemerli, üstü taş korkuluklu muhteşem bir eser. Yozgat’ı Boğazlıyan’a oradan Kayseri’ye bağlayan yol üzerinde Boğazlıyan’a otuz, Yozgat’a altmış km. uzaklıktaki bu köprü Aşağı Sarıkaya Köyü yani benim de doğduğum ve emeklilikten sonra senenin yarısını yaşadığım köyün sınırları içindedir.
Üzerinden yıllarca motorlu ve motorsuz araçların geçtiği bu tarihi köprünün adı sanırım kemer ve korkuluklarda kullanılan beyaz taşlardan bu ismi almış olmalı.
Çocukluğumuzda çok sağlam olan bu köprünün bağlantılı olduğu stabilize (Çakıl ve kum döşeli) yoldan Nafia Vekâletine (yeni adı Bayındırlık Bakanlığı) bağlı sarı renkli Nafia Müdürlüğü araçları geçerdi. Biz de “Şoför amca gazete at” diyerek gazete isterdik. Öyle günlük falan aklınıza gelmesin. Aylar önce değil, belki daha eski gazeteleri isterdik. "Neden?" diye sorarsanız daha çok kitaplarımıza ve defterlerimize kap yapmak veya fazla olursa onunla da uçurtma yapmak içindi.
Bazen atanlar olur hızlı koşabilen hemen alır ve sahiplenirdi. Bu stabilize yol üzerinde kilometre taşları vardı. Hatta bizim Ağıl Özü mevkiinde tarlamız vardı; oraya gittiğimde bu taşı görürdüm ve üzerinde Arapça rakamla kaçıncı kilometrede olunduğu yazılıydı. Keşke o taşlar korunabilseydi ama heyhat! Biz daha neleri kaybetmedik ki?
Ak Köprü’nün altından akan serin sular ve etrafında oluşan diğer göletlerde mandaların yattığına şahit olurduk. O dönemde köylerimizde manda, sığır, koyun sürüleri ve merkep çoktu. Çünkü geçim hayvancılıktan ve tarımdandı. Çorak mevkiinden başlayıp Yenipazar’a kadar devam eden oradan da Kanak Suyu boyunca kavaklarla söğütler sıralanır giderdi. Şimdilerde her yerde olduğu gibi buralarda da sular neredeyse kesildi, yağışlar azaldı, vahşi tarım sulamaları ve derin kuyular nedeniyle korkunç kuraklıklar oluyor. Hâlbuki bu dereler boyunca kaynak su kuyuları vardı. Irgatlık işleyenler sularını testilere doldurur ırgatlara götürürdü. Hayvanlarını da bu sularla sulardı.
Berrak ve soğuk sularda tatlı su balıkları yetişir ve onları avlayıp pişirir ve karnımızı doyururduk. Bahar döneminde etrafta yetişen kangalları soyar (yüler) afiyetle yerdik.
Kangalları çok keser ve fazla yersek el parmaklarımızın uçları, hatta dudaklarımız tıpkı ceviz soyanların elleri gibi kararırdı. Kekecen denilen doğal bitki de oralarda yetişir ve toplar yerdik. Tıpkı tarlalarda yetişen yemlik bitkisini yediğimiz gibi. Kısacası gençleri arayan anne babalar çocuklarının orada olduğunu bilirdi. İlçeden gelenler veya vakitsiz ilçeye gidenlerin de durağıydı Ak Köprü.
Benim de Ak Köprü ile ilgili bir hatıram var. İmam-Hatip Lisesi'ni bitirmiş ve üniversite sınavına girmiştim. Yıl 1976. Sonuç bekliyordum. Artık sonuca ulaşabilmem için görev yaptığım Çayıralan/Günyayla Köyü’nden kendi köyüme geldim.
Minibüsçü Merhum Âdem amcanın evinde takada (Kerpiç evlerde eşya, gaz lambası gibi şeyler konulması için yapılmış oyuk) buldum. Bursa Yüksek İslam Enstitüsü’ne ön kayıta bir gün kalmıştı. Hemen Ak (Â) Köprü’ye indim. Biraz sonra Nafia kamyonu geldi. El kaldırdım şoför beni kasaya aldı. İlçeye vardım. Önce Kayseri, sonra Ankara, Ankara’dan da Bursa’ya ulaştım.
Sınava girdim ve okuluma böylece devam edip bitirdim. Ak Köprü bizim hayatımızda çok önemli, çocukluk günlerimize dair hatıralar taşır. Şimdilerde mahzun ve kendi kaderine terkedilmiş durumda. Burasının restore edilip kültürümüze kazandırılması gerekir. Hatta ileride ayrılmış çift yol yapılacağı söyleniyor. Orası yol üzerinde güzel bir dinlenme yeri hâline getirilebilir. Ancak önce restore edilmelidir.
***
Editör: Nüzhet Ünlüer
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar