Kur’an-ı Kerim’de kurbanı anlatan iki kıssa bu haftaki yazımızın konusu olsun istedim. Bu kıssalardan birisi İbrahim (a.s.) ile İsmail (a.s.) arasında geçen ve teslimiyet, itaat ve canan için candan geçme konusu ve sonunda gelen mutlulukla biten kıssa. Diğeri kıskançlık, egoizm ve hakkına rıza gösterme yerine haksızlığa başvurma ve sonunda bir tarafı ebedi kurtuluş, diğer tarafı ebedi hüsranla biten acı bir son olan Habil ve Kabil kıssası.
Tüm insanlığın atası Âdem (a.s.)’in oğulları arasında çıkan bir anlaşmazlık üzerine yüce Allah’a yakınlaşmak amacıyla kurban takdim etme fikri. Ancak işin başında durduk yere, kıskançlık, egoistlik ve kendi çıkarını ön plana çıkarması nedeniyle Kabil zaten haksızdı. Ama O, buna rağmen kardeşi Habil’e kötülük düşünüyor ve zarar vermek istiyordu. Tartışılacak konu ortada yokken hakkına razı olmayan Kabil kardeşini fitne ateşine çekmek istiyordu. Bu nedenle de anlaştıkları üzere Allah’a kurban takdim ettiler.
Kabil çiftçi idi. Ekinlerinin en cılız olanından, gözden düşmüş, değersiz bir demek ortaya koydu. Daha bu sahneden Kabil’in niyetinin bozuk olduğu, Allah için malına kıyamadığı, cimrilik ve hasislik yaptığı belli oluyordu. Niyetindeki bu bozuk inançfiiliyata yansımıştı.
Habil ise hayvancılıkla uğraşıyordu. En seçme koçlarından birini seçti getirdi Allah’a kurban olsun diye. Habil’in bu temiz düşüncesi fiiliyatına böylece yansımış ve bu nedenle Allah’ın verdiği malı O’ndan esirmek aklına bile gelmemişti.Kurban olarak sunulan bu iki şeyden Habil’in kurbanı gökten inen bir ateşle yanmış ve böylece kabul olmuştu. Kabil’in kurbanı ise kabul edilmemişti. Çünkü niyeti sahih değil ve zaten baştan haksızdı.
Buna öfkelenen Kabil, kardeşi Habil’i öldürmeyi kafasına koydu. Bunu öğrenen kabil, “Sen bana elini uzatsan da ben elimi san uzatmam.” Diyerek mümince bir duruş sergiledi. Kardeşi Kabil’i uyardı. Allah’tan korkmasını, cinayet çığırını açmamasını, cehennemliklerden olacağını dili döndüğü kadar anlattı ama Kabil’in duracağı yoktu. Kardeşi Habil’i öldürdü. Ama pişman oldu. Çünkü bundan sonrasında ne yapacağını bilmiyordu. Çünkü bunun örneği ilkti. Fakat bu pişmanlık yanlış yapma düşüncesinden değil, sonrasında ne yapacağını bilememesindendi. Haksız olduğunu düşünmüyordu. Bunu üzerine iki hasım karganın dövüştüklerini, birinin ötekini öldürüp toprağa gömdüğünü görünce karga kadar bile düşünceye sahip olamadığına üzüldü. Böylece ettiği bu cinayet kötü bir çığır olarak devam etti.
Artık kıyamete kadar her cinayette caniye verilen suç eksiltilmeden aynısı Kabil’e bu suçtan pay yazılmakta. Ne kötü bir son Allah korusun. Allah kimseyi nefsinin esiri yapmasın. Allah rızası için keseceğimiz kurbanlarımız Habil’ce olsun inşallah.
Kur’an’da geçen kurbanla ilgili ikinci kısa da herkesçe bilinen İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail(a.s.) kıssası. İbrahim (a.s.)’ınçocuğu yoktu. Allah’a ilk doğan çocuğunu kurban edeceğini adadı. Aradan yıllar geçti. Çocuk doğdu. Ama adağını unutan İbrahim Peygamber’e rüyasında bu durum tekrar tekrar hatırlatıldı. Bu rüyasını, henüz yetişip yardımına koşabilecek çağa yetişen oğlu İsmail (a.s.)’a anlattı. İsmail (a.s.) “Babacığım sana emr olunanı yap.” Dedi. Bu kolay bir şey değildi. Ama peygamberlerin rüyası da doğru olur ve o da bir vahiy şeklidir.
Bu vefaya ve bu emre itaate, bu teslimiyete şeytan ve avaneleri hiç durur mu? Durmadı tabii. İbrahim’e de İsmail’e de sokuldu. Kanlarına girdi. Zihinlerini çelmeye çalıştı. Ama nafile. Çünkü onlar Muhsin, Allah’a katıksız iman edenlerdendi. Biri biricik evladını Allah’a kurban etmekten, öteki Allah için kurban olmaktan ufacık tereddüt etmiyor ve şeytanları taşlıyordu. Bugün bu sembol her hac mevsiminde hacılarımız tarafından Mina’da uygulamaya konuyor. “Tüm şeytan ve avanelerine rağmen Allah bir.” diyerek.
Gözü güzüne gelmesin, birisi evlat acısını evladının gözünden görmesin; ötekisi babasının çektiği acıyı onun gözlerinden görmesin diye yanı üzere yatırdı oğlunu. Rivayet odur ki taşı kesen bıçak İsmail’e gelince körleşiyordu. Bu bir imtihandı. Bunu başaracak olan da bu güzel kullardı. Ötelerden gelen bir koç ile bu canlar sınavı kazandı. Ne mutlu imtihanı başaran kullara! İşte İbrahim böylece Halilullah oldu. İsmail de Zebîhullah.
Yunus’un Milk-i Bekadan Gelmişen” şiirinin bir dörtlüğü ile bitireyim yazımı;
“İsmail’im Hak yoluna
Canımı Kurban eylerem.
Çünkü bu can kurban imiş,
Koç’u, kurbanı neylerem.”
Mağdur ve mazlumların acıları ve kederleriyle dolu bayramımız mübarek olsun.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar