İman asla kaybetmez. En büyük kayıp imansızlıktır. Mümin, ölümü yok oluş olarak görmez. Mümin ölümü de öldüren insandır. Öldükten sonra ebedi yaşayacağına inanandır. Bu nedenle Gazze halkı ve onların evlatları olan mücahitler kibir abidelerinin burnunu yere sürttü. Küfre galebe çaldı. Bunun gelecekte derin yansımalarını daha çok göreceğiz inşallah.
Dört yüz yetmiş bir gün süren ve orantısız güçle, vahşice bir saldırıya onurluca direnen Gazze’nin yiğit Müslüman halkı elbette kazandı. Binaları yıkıldı, evleri tarumar oldu. Elli binden fazla şehit verdi. Çok sayıda yaralısı var. Aç kaldı, susuz kaldı ama Siyonizm’e ABD’ye ve onların yandaşlarına teslim olmadı.
Bugünlerde idrak ettiğimiz miraç mucizesi öncesi müşriklerin Müslümanlara uyguladıkları boykot ve tecridin aynısını yaşadı Gazze’nin mücahit halkı. Hz. Muhammed (s.a.v) ve inanalar üç yıl bu tecrit ortamında yaşadılar. Ağaç kabukları yediler, ot yediler ama inançlarından vazgeçmediler. Nihayetinde inanmasa da vicdanı bu zulme dayanamayan bazı Mekkeliler bu boykotu kırarak tecride son verdiler. Bugün ayağa kalkan dünya halklarının sokakları “Filistin’e özgürlük” sloganları ile bir araya gelmesi de aynı temiz vicdanların sesidir.
Dünya halkaları bu orantısız güç ve ahlaksızca saldırı karşısında direnerek var olmaya çalışan Filistin halkının yanında yer aldı. Ülkemiz ve bazı devletleri çıkarırsak yönetenler kör ve sağır kalsalar da halklar ayaklandı. Bizzat bazı Yahudiler bile tepki gösterdi bu kalleşliğe ve acımasızlığa. Bu vesile ile dünya Kuran’la tanıştı. İslam’ı araştırmaya başladı. Müslüman olanların sayısı bu vesile artmaya başladı. Kelimei şehadetin kutlu muştusu Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya gibi pek çok Avrupa ülkelerinin sokaklarını inletti.
Bunu siz hangi yolla sağlayabilirdiniz? İslamofobi’nin (İslam karşıtlığının) pompalandığı bir zamanda sokaklarda insanları, üstelik çoğu Müslüman olmayan halkları Kelimei şehadet getirerek bir araya nasıl getirebilirdiniz? Buna gücünüz yeter miydi? İşte Gazze bunu yaptı. Kazancı budur.
Siz yıkıntıya bakmayın. Yeter ki imanınız yıkılımasın. Yeter ki gönlünüz harap olmasın. Gönlü imanla dolu olanlara selam olsun.
Bu cihat BM’nin beş daimi üyesinden olan ABD’yi yalnızlığa itmiştir. İsrail’i dünya halkları nezdinde un ufak etmiştir. Bunun şimdilik yansımasını göremiyoruz.
Katil Netenyahu ve avaneleri bu soykırımın hesabını er geç verecek. Bununla birlikte tarih bu olanların sorumlularını asla affetmeyecektir. Bunun tesirleri ileride görülecektir Allah’ın izniyle. Acele etmeyelim.
Çığ gibi büyüyen bir İslamlaşma hareketi başlamıştır. Bu kutlu direniş bunun tohumlarını serpmiştir toprağa. Bu direnişin yanında duran başta ülkemizin ve yönetimin başında olanların onurunu yüceltmiştir. Saygınlığını artırmıştır. Mazlumun yanında olmanın böyle onurlu semeresi olur. Türkiyemiz bu onuru hak eden ender ülkelerden birisi olmuştur.
Cumhurbaşkanımızın ve hükümet üyelerinin, halkımızın gösterdikleri duyarlılık artık tarihin altın sayfalarına geçmiştir. İçimizdeki bazı gaflet ve dalaletten kurtulamayan azınlık bahtsızlara rağmen bu olmuştur. “Bize ne”ci zavallılar Çanakkale’de Filistinli, Gazzeli, Humuslu mücahitlerle koyun koyuna yatan şehitlerimizden de habersizdir. Her zaman böyle zavallılar olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Yeter ki biz bir ve beraber olalım bu üfürükçüler bize zarar veremeyecektir.
Filistinli mücahitlerin bir önemli özelliğini daha gördü bu yaşlı dünya. İsrailli esirlere nasıl davranılması gerektiğini dünyaya gösterdi. İşte bu Peygamberimiz’in esirlere nasıl davranılacağına dair muştulu sözlerinin tezahürü idi. Moralleri yerinde, gülücüklerle etrafa poz veren, “Teşekkürlerle Kassam Tugayları, bizi İsrail bombardımanlarından korudunuz.” Diyerek selamladıklarına şahit oldu dünya.
Esir olmuş asker kadınların söyledikleri İslam’ın yüceliğinin tezahüründen başkası değildir. Ya İsrail’in esirleri nasıldı? Yaralı bereli, saçları kazınmış bir deri bir kemik kalmış, iskelete dönmüş halleriyle serbest kaldılar. İşte fark budur. Bunu gören selim vicdan iman ile küfrün farkını fark eder.
Şimdi tekrar soralım: Maşeri vicdanlarda kaybeden kimdir? Filistin’in Gazzeli imanlı mücahitleri mi; Siyonistler ve destekçileri mi? Kararı siz verin. Benim kararım bellidir.

Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar