Epey zamandır hurdacılar ile ilgili yazı yazmayı düşünüyordum. Şimdi nasip oldu. Hurdacılara rastlarsınız sokaklarınızda. “Hurdacı!” veya “Eskici!” diye seslenirler. Bizim raftan rafa koyduğumuz, bodrumlarda çürümeye terk ettiğimiz, ara sıra bakıp yeniden olduğu yere koyup atmaya kıyamadığımız ama aynı zamanda kullanmadığımız eskileri ve hurdaları alırlar.
Elleri yüzleri kararmış, eski püskü malzemeleri toplayıp ekmek parası kazanan, aynı zamanda hurdaların yeniden hayata kazandırılmasını sağlayan aracılar bunlar.
Ben bu esnafı hep takdir ederim. En olmaz şeyler; bakarsınız kamyonlarının üzerine yüklenmiş, “Şunu alırım, bunu almam.” demezler hiç. Bodrumlarda yazın sıcağında, kışın buz gibi soğuğunda dışarıya atılmış her şeyi alırlar. Toplar götürürler. Ya fabrikalara veya eski eşya ve hurdacı depolarına satarlar. Çok iyi para da kazanırlar. Kazansınlar efendim. Değil mi ki eski, kullanılmayan, çürümeye terkedilmiş her şeyi alıp ülke ekonomisine yeniden kazandırıyorlar, istedikleri kadar kazansınlar. Alın teri döküyorlar. Benim açımdan en büyük çevreci bunlar. Tebrik ederim.
Yazları köyümde kalıyorum. Bu kişilerle çok diyaloğum oluyor. Bazen sitem ediyorlar. “Hocam, bazıları bize hırsız gözüyle bakıyorlar. Evet, bazı kendini bilmezler rögar kapaklarını falan çalıyorlarmış. Ancak onlar eskici değil hırsız kimseler. Bizim gibi hurdacılar asla böyle bir yanlış yapmazlar.” diyorlar.
Katılıyorum bu açıklamaya çünkü böyle birisi aynı yere defalarca gelemez. Hâlbuki bu hurdacıların tamamına yakını aynı yerlere gider ve gelirler. Hırsız olsalar asla bir daha aynı yere gelemezler. Hurdacılar ise bizim eski, paslı, işe yaramaz dediğimiz metrukeleri yeniden işe yarar hale gelmelerine aracı olurlar.
Eşyaların da aslında dili vardır. Anlayabilene tabi. Çünkü onlar bize bir süre hizmet verdiler. Aslında onları hurdacıya veya eskiciye verdiğimizde burukluk hissetmemiz gerekir. Ancak yeni bir hayata kavuşacakları ve geri hizmete dönüşecekleri için elden çıkarmamız gerektiği bilincinde de olmamız gerekir.
Bir sandalye bizi yıllarca sırtında taşıdı, bir fener bizi aydınlattı, bir eski soba bizleri senelerce ısıttı, bir kanepe bize yatak oldu, oturulacak yumuşak bir mekân oldu. Bir tencere, kaşık, tabak bizlerin karnını doyurdu. Bunlara vefasızlık olmaz. Ancak geri dönüşümle yeniden hizmete kavuşacakları için gönül rahatlığı ile hurdacılara veririz. Çöp evler oluşturmayız. Koleksiyon yapar da değerlendirirsek o da ayrı bir güzelliktir. Yoksa karanlık bodrum katlarında, duvar diplerinde hapsetmek onlara vefasızlıktır.
Bizim çöp diye attıklarımızı çöp kutularından toplayan yerli-yabancı tüm çöp toplayıcılarını da tebrik ederim. Çünkü artık son derece geniş imkânlara kavuştuk. Şükretmesini bilmemiz gerekir. Yoksa bu imkânlar elimizden uçar gider de “Âh o günler.” deriz, Allah muhafaza. Onun için her şeyimizi son haddine kadar kullanmalı ve modernitenin dümen suyuna girip Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmemeliyiz. Ancak eş dostla paylaşmayı da ihmal etmemeliyiz. Çöplerin yanına konan ayakkabı ve terlikleri alıp kullanan olmasa acırım. İyi ki alınıp kullanıyor. Bu ne güzel bir şeydir.
Kullanmadığımız eşyalarımızı az da olsa ücret vererek alıp ondan ekmek kazanan, zengin olan bu insanları bana göre harika insanlardır. Bu alan bir sektör olmuş ve iyi iş çıkarıyorlar.
Geceleri kamyonları içinde yatıp sokak sokak eski malzeme topluyorlar. Bilmiyorum bunları takip eden zevk-i selim sahibi kimseler var mı? Varsa hurdacı ve eskicilerden öyle güzel mallar çıkar ki akla hayale gelmez. Hatta bir grup daha çıksa...
Köylerde etamin dedikleri bezler üzerine işlenmiş bin bir çeşit el yapımı oyalar (işlengiler) var. Şimdiki nesil dijitalleşti ve yapaylaştı. Bu kıymetli tabloluk eserlere sahip çıkılmıyor. Dereye, sokaklara, çöpe atılıyor. Sadece bu dahi toplansa ne muhteşem eserler çıkar ortaya, hayal bile demezsiniz.
Kız çocuklarımız doğar doğmaz anneler onlara çeyiz dizerlerdi. Çeyiz sandıkları olurdu kızlarımızın. Eşimin nişanlılık dönemimizde bana hediye ettiği ikimizin adı yazılı ipek mendil halen durur. Elli yıldan fazla olmuş. Keşke bunlar da çöp olmasa derim.
Kısacası, geri dönüşüm çok önemli bir vatan hizmetidir. İsrafın önünde, çevreyi çöp yığınına döndürmenin önünde en büyük hizmettir. Ülkemizdeki bu uygulama dünyaya da örnek olmaktadır.
Hâsılıkelam, kullanılmayan malzemeleri toplayarak geri dönüşümle hayata kavuşturan eli yüzü paslı ama gönlü pırıl pırıl insanlara saygı duyuyor ve tebrik ediyorum. Dediğim gibi, genç kızlarımızın el emeği göz nuru çeyizlikleri de toplanıp gelecek nesil için sanatımızın zirvesi olarak arşivlere girse diye de temennilerimi sunuyorum.
***
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar