Diyanet Bursa Eğitim Merkezi’nde (şimdiki adıyla Diyanet Akademisi) yurt dışından üçer aylık sürelerle eğitim için yetişkin kursiyerler gelir. Devletimizin önemli kurumlarından olan Diyanet İşleri Başkanlığımız ve çalışmalarıyla çok önemli hizmetler veren Türkiye Diyanet Vakfımız bu programları yapar.
Devletimizin ve duyarlı Müslüman halkımızın destekleriyle oluyor tüm bu hayırlı hizmetler doğal olarak. Bu hizmetleri verirken pek çok hikâyelere de tanık oluyoruz. Onlardan bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyorum müsaadenizle.
Türkiye Diyanet Vakfı Kurban Organizasyonu Değerlendirme Toplantısına katıldım İstanbul’da. Haliç kenarında bir yerde yapılan bölge toplantısına o yıllarda Sultangazi İlçe Müftüsü olarak katıldım. Çok önemli hikâyeler dinledim. İbretlik, hayreti mucip anlatımları can kulağı ile takip ettim.
Ülkemiz ve gönül coğrafyamız ile birlikte Afrika’nın en ücra köşelerinde hizmet veren Diyanet Vakfı elemanlarından biri anlatıyor. Kurban etlerini aldık ev ev dağıtıyoruz bağışçılarımız adına. Uzakta bir ev gözüküyordu. Diyanet Vakfı imkânlarıyla Türkiye’de okumuş mihmandarımızla o uzak eve gittik. Fakir oldukları her halinden belli olan hane sahibi dışarı çıktı. Kurban eti olan paketimizi takdim ettik. Hane sahibi kendi dili ile mihmandarımıza bir şeyler söyledi.
Mihmandarımız adamın bize ne dediğini aktardı. Özeti şu: “ Beyaz adam bir şey almadan bir şey vermez. Bunu bize neden veriyor? Beklentisi ne? Kızlarım var onlara mı göz koydu?” Bu ifadeler karşısında donduk kaldık. “Hayır, bir şey istemiyoruz. Biz sadece ülkemizdeki hayırseverlerin bağışlarını size ulaştırıyoruz Allah rızası için. Lütfen yanlış anlamayın.” dedik. Adam şaşırdı. Anlaşılan Batılı misyonerler ve sömürgeciler bu insanlarda öyle bir iz bırakmış ki zihinlerinden silemiyorlar. Üstelik beyaz ırkın Müslüman olabileceğini ve böyle karşılıksız bir şeyler verebileceğini tahmin bile edemiyorlar.
Yine başka bir grup, kurban eti dağıtırken bazılarının kurban etlerini yemeyip kuruttuklarını görüyor. Neden böyle yaptıklarını sorunca şöyle bir cevapla karşılaşıyorlar: “ Her yıl bize kurban eti veriyorsunuz. Teşekkür ederiz. Bu etleri kurutuyor sonra bir kapta döğerek inceltiyoruz.
Daha sonra ertesi yıla kadar bu etlerden çocuklarımıza mama yapıp içiriyoruz. Yeterince beslenemediğimiz için anne sütü yeterli gelmiyor. Bu nedenle kurutuyor ve çocuklarımıza mama yapıyoruz.” Bunları duyan Diyanet Vakfı gönüllü ve görevli elemanları ayrı bir gayrete geliyor. Osmanlı dönemini yaşayan yaşlılardan bazılarının : “ Evladım biz sizi yıllardır bekliyorduk. Şimdi geldiniz, hoş geldiniz. Nerede kaldınız?” diye ekipleri gözyaşıyla karşılıyorlar. Halkımız da bu olayları duyunca bağış konusunda her yıl ayrı bir rekor kırıyor.
Zengin Afrika’yı sömürgeci Batı zihniyetinin açlığa nasıl mahkûm ettiği bir kez daha ortaya çıkıyor.
Kısaca iki olay daha anlatacağım müsaadenizle. Bunlardan birisi Moğolistan’dan gelen misafir kursiyerlerle ilgilidir. Sovyet İhtilali'nden sonra bilindiği üzere Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan Müslüman kardeşlerimiz oraya buraya sürgün edilip parçalandılar. Din eğitimi almaları da yasaklandı. Kazak Türklerinden bazıları da Moğolistan’a göçe zorlandı. Bir nesil aradan sonra din, sadece isim olarak kaldı.
İşte bunlardan bir grup genç, Türkiye’de din eğitimi alsınlar diye Türkiye Diyanet Vakfı tarafından ülkemize getiriliyor. Bunlardan biri olan Jenisbeg, İmam-Hatip Lisesi’nde okuyup mezun olduktan sonra Moğolistan’a giderek orada akrabalarına ve tanıyıp tanımadığı Kazaklara basit dini eğitimler vermeye başlıyor.
Bir süre sonra namazı anlatan Jenisbeg, namaz kılmaya teşvik edince “Tamam namaz kılalım” diyor o sohbete katılan Kazak Müslümanlar. Abdest alınıyor, kadınlar başlarını orada bulunan perde vb. kumaşlardan başörtüsü yapıp namaza duruyorlar. Jenisbeg, önceden saf için düzeni almalarını belirtiyor ve Allahü ekber demeye hazırlanırken arkasında kimseyi göremiyor. Dönüp arkasına bakınca bir de görüyor ki saf tutmayı ekmek kuyruğuna girmek gibi algılamışlar ve yan yana değil peş peşe durmuşlar. Tabi düzeltiyor ama din eğitiminin yasak olmasının nelere mal olduğunu da anlıyor üzülerek.
Gabonlu Abdul Fettah Libreville’deki camiye Müslüman olmak için gidemediğini, bir Müslüman aracılığı ile gitmeye çalıştığını ama arkadaşı gelmeyince korkarak camiye girdiğini belirtiyor. Neden korktuğunu ise şöyle açıklıyor: “Bir arkadaşımla camiye gidip hocayla buluşup Müslüman olmam konusunda anlaştım. O gelemeyince beklemedim ve tek başıma gittim.
Müslüman birini görünce ona Müslüman olacağımı söyledim. “İmama git” dedi. “Ben imamı tanımıyorum ki” dedim. Aynı zamanda da korkuyordum. Çünkü bize çocukluktan bu yana şöyle anlatılır: “Müslüman olmayanlar mescide girdiğinde kelleleri kesilir ve mescidin duvarlarına asılır. Müslüman olmak istiyorum ama korkuyordum çocukluğumdan beri işittiğim bu sözlerden dolayı.”
Afrika’nın yerlileri böyle Hristiyanlaştırılmış ve böyle sömürülmüş. İslam karşıtlığı böyle işlenmiş halka. Buna benzer daha ne acıklı hikâyeler işitti kulaklarımız.
***
Mehmet Şahan
Em Olmak Lazım
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar