Ülkemde sanatın zıplamak, sanatçının (!)zıplayan kişi sananların olduğunu görüyoruz son günlerde. Bu uçuk kaçık sahnelere şahit olmam ülkem adına utanç duymama sebep oluyor. Önce sanat ne demek, sanatçı ne demek ona bakmak gerekir. Sanat topluma değer katar.
Sanatçı da değerler erozyonuna sebep olacak işlerden kaçınan kişidir. Ama vücut teşhiri ile ortaya çıkan ve kendini geliştiremeyen zavallılar zıplama ve uryanlığı, transparanlığı sanat zanneder.
Söyleyecek sözü olmayanların milletin geleceği gençlerin cebine göz dikerek parsayı toplayanların özel yerlerini teşhir edip onların behimi duygularını tahrik edenlerin yaptığı sanat değildir. Fikir ve tefekkürü olmayanların sev’eteynini (özel ve ayıp yerlerini) göstererek, transparan kıyafetlerle sahneye çıkanların bu yaptıkları tek kelimeyle sanat değil zavallılıktır. Utanç vericidir. Pespayeliktir. Tükürülecek yeri bile yoktur bunların.
İlkellik eski çağlara ait bir durum değildir. İlkellik kafatasında yer alan bir urdur. Her insanda olabilen bu ur şayet kontrol altına alınmaz veya en azından nefs ile mücadele ederek insan bu behimî duygularını bastırmaz sokak mahlûklarının yaptığı gibi özel yerlerini ortaya dökerse işte sanat adına böyle ucube anlayışlar ortaya çıkıverir.
Her çağda olabilen bu tür içgüdüsel hareketler önceleri en azından gizli olurdu. O gizli mekânlarda ne yaparlarsa yaparlardı. Bu nedenle de analarımız/babalarımız özellikle böyle yerlerin olduğunu duyarlar ve gurbete okumaya veya çalışmaya gideceğimiz zaman “oğlum/kızım sakın sinemaya, tiyatoruya(!) gitmeyin.” Öğüdünü verirlerdi. Daha sonra milli ve manevi duygulara değer veren gerçek sanatsal yapıtlar ve sanatçılar çıkmaya başlayınca yani topluma değer katan çalışmalar ve sanatçılar ortaya çıkınca bizler de rahatladık. Sanatın her alanında güzellikler ortaya çıktı.
Daha önce bir yazımda da ifade ettiğim gibi, sanat toplumun bediî zevkini, ince duygularını, göz zevkini ortaya koyma, zarafet ve güzellikleri keşfedip meydana çıkarma işidir. Sanat, insanı gerçek sanatkâra götürür. İnsana katma değer katar, onu yüceltir. Aşağılık duyguların esiri olmaktan kurtarır. Evreni, evrendekileri hayranlıkla keşfetmeye yöneltir. Bu, şiirde kendini gösterir. Güzel bir türküde ve şarkıda, muhteşem bir yapıda, güzel bir manzarada görünür.
Kısacası gönle sürur, kalbe ferahlık verir sanat. Sanat, fecr-i kâzip gibi anlık bir ışık değildir. Sanatın ve sanatçının çağlara söyleyecek sözü vardır. Nesillere ışık tutacak nûru vardır. Sanat medeniyettir. Sanat nezakettir, zarafettir, güneştir. Herkesi arkasından sürükler. Sanat ruha dinginlik verir. Sanat insanı dinlendirir. Behimi duyguları değil, metafizik âlemi insanın önüne serer. Tek bir çizgi ile insan nice âlemlere dalar gider.
Sanatçı, toplumun sırtından geçinen, toplumun değerlerini hiçe sayan, aşağılık sahnelerde boy gösteren değildir. Sanatçı toplumla barışık, toplumun inanç ve ahlaki değerlerine önem veren, gürültü ve patırtılardan öteye gitmeyen süflî hareketlere pabuç bırakmayan örnek kişidir. Sanatçı, işret âlemlerinde sarhoşlara meze olmaz. Sanatçı toplumu kötü alışkanlıklara yönlendirmez.
Sanatçı, sanatı ile ancak idame-i hayat sağlayacak servet sahibi olabilir. Sanatçı kazandırır. Onun kazancı madde değil manevidir. Sanatçı topluma kalıcı değerler verir. Gözünü takipçisinden gelecek paralara göz dikerek pozisyon almaz. Yani zengin olmak için her kılığa girmez kısacası. Şairin dediği gibi, “Anladım sanat Allah’ı aramakmış/Gerisi hep çelik çomakmış.” Sanat yücelere kanat çırpmaktır.
Mahrem yârlerini göstererek, hayvani dürtüleri tahrik ederek kalabalıkları bir araya getiren, üç (!) noktasından insanlara mesaj verenler sanatçı olamaz. Bunlar fecr-i kâzip gibi söner giderler. Vücutları teşhir edilecek halden düşünce de kullanılmış bulaşık bezi gibi kenara konulurlar. Bu güne kadar köpük misali niceleri hurdalığa atılmış, adı bile anılmamaktadır. Ama fiziğini değil sesini, sanatını icra edenler yüz yaşına da gelseler, bu fani âlemden ebedi âleme göç te etseler halen saygındırlar.
Halen türküleri, şarkıları dinlenir, eserleri okunur, şiirleri okunur, sinemaları seyredilir, mimari yapıları insanları cezbeder, çizdikleri bir manzara, oluşturdukları kalem güzelleri insanı teshir eder. Ama ses yerine gürültüyü, anlamlı sözler yerine vücutlarını teşhir edenler, gençliğin masum, doğal nefsani arzularını kamçılayıp selli sümüklü, salyalı sahne oluşturanlar, kısacası zıplamayı sanat sananlar ve bu haliyle toplumun önüne çıkanlar/çıkaranlar sanatçı olamaz. Olsa olsa Müslüman mahallesinde salyangoz pazarlayan kendini bilmezler olur.
Allah bu tür sanattan da sanatçıdan da hepimizi korusun.
Hicri 1447. yılımız mübarek olsun.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Hakan Cucunel
Jean Teule - Sağanak Altında
Mine Çağlıyan
Menopoz
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Musa Aşkın
Anlama Çabası
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar