Can veya organ kaybı gibi ağır tehlikeler karşısında korunmak için kimliğini gizlemeye, inancına aykırı sözler sarf etmeye, zorlayan kişileri aldatmak üzere asıl inancını ve kimliğini gizlemeye takiıyye denir. Bu tavır genelde insanların tehlike durumunda sığındığı limandır. Ancak Müslümanların diğer Müslümanlara takıyye yapması haramdır. Caiz değildir.
Müslümanlar arasında güvensizliği doğurur. Bir toplumda güven olmazsa huzur olmaz, güvensizlik hâkim olur. Bu da çok tehlikelidir.
İslam’da öz ve söz, iç ve dış aynı olmak zorundadır. İçi başka dışı başka Müslümanlık olmaz. Müslümanlara karşı takıyye, diğer adıyla münafıklık olan içi başka dışı başka olmak kâfirlikten daha tehlikelidir. Çünkü inkâr eden açık inkâr ettiği için ona karşı tavrın ve duruşun belli olur. Ama senden gibi görünüp arkandan iş çeviren sana en büyük kötülüğü yapmış olur. Bunu anlayamazsın bile. Bu nedenle münafıklık veya öteki adı takıyye olan bu davranış İslam âlimlerinin kabul etmediği inanç biçimidir. Şia inancında yer alan bu inanma biçimi ehl-i sünnet tarafından kabul edilmez. Büyük çoğunluğu oluşturan Müslüman kitlenin takıyye inancı yoktur.
Müşriklerin, Ammar r.a.’ın annesi Sümeyye’yi ve babası Yasir’i şehit etmeleri üzerine Peygamberimiz hakkında onların istedikleri sözü söylemesi ve Peygamberimize üzülerek bu durumu anlatması üzerine yine böyle bir tehlike karşısında aynı davranışı sergilemesi tavsiyesi önemli bir örnektir. Takıyye ancak can veya organ kaybı ihtimali olan tehlikelerden korunmak üzere sergilenecek bir eylemdir. Yüreğindeki samimi imanı korumak şartıyla geçerlidir elbette.
Nahl suresi 106 ayette bakın Rabbimiz ne buyuruyor: “Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse –kalbi iman ile dolu olduğu hâlde (inkâra) zorlananlardan başka–, fakat kim kalbini inkâra açarsa, işte Allah'ın öfkesi bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.”
Ayet açıkça ifade ediyor ki, imandan sonra inkâra kalkışanlara Allah vaidde (azaba uğrayacağı tehdidinde) bulunuyor. Ayet ve hadisler ve akıl çerçevesinde baktığımızda zorlanan (ikrah) ve can veya organ kaybı tehlikesi olan kimseler (mükreh) bu yola başvurabilir. Kalbinde iman var olmakla birlikte takıyyeye başvuranlar için bir çözüm yoludur.
Peygamberler çağrılarını açık seçik bir şekilde yapmıştır. “Önce kâfirlerin ve müşriklerin yanındaymış gibi görüneyim ve kendimi gizleyim sonra da güçlenince onları alt ederim.” Tarzında bir çağrıları olmamıştır. Allah’tan aldıkları çağrıyı aynı ile halka sunmuş, inanan inanmış, inanmayan da karşı tarafa geçmiştir. Bu nedenle toplumdan uzak, toplumu ayrıştıran hiçbir oluşum faydalı olamaz. Aksine zararlıdır.
Merdiven altı üretimler defolu ve zararlı ürünler olur. Hesap verirlik ve denetlenme yolunu kapatan ve denetlenmekten korkan hiçbir oluşumdan fayda beklenemez. Din eğitimi toplumun önünde olmalıdır. Halkın namaz kıldığı mescitlerden uzak durup, kendi gettolarında oluşturdukları yerlere sığınan ve kendilerini toplumdan ayrıştıran oluşumlar liderlerinin talimatları doğrultusunda hareket eder. “Cennete gireceğim söylense bile büyüğüme sormalıyım.” diyen düşünce, insanları mankurtlaştırır. Piyon yapar. İradelerini liderlerine devrederler.
15 Temmuz 2016 tarihindeki hain kalkışma yukarıda anlattıklarımın sonucudur. Bunlar liderlerini hatasız görürler. Hatta liderlerine mesajlar geldiğini, boş konuşmadığını daha da ileri giderek beklenen ve özlenen mehdi (Mehdi-yi muntazar) olduğunu zannederler.
Sonuç olarak;
Takiyye yapanlardan, liderini hatasız görenlerden, toplumdan kaçırarak eğitim verenlerden, akıl ve mantığa, dinin zahiri verilerine aykırı söylem sahiplerinden, Seyyid veya Şerif olduklarını belirtip buradan nemalananlardan, dini kendi menfaatine kullananlardan, ilim irfan sahibi olmadan şeyhlik iddiasında bulunanlardan, para, servet ve kadınla aralarına mesafe koyamayanlardan, anne ve babalar ile çocuklarını arasını ayıranlardan, evlilikleri bile bir proje haline dönüştürenlerden, “biz doğruyuz başkaları yanlıştır” diyenlerden, uçup kaçtığını iddia edip keramet havarilerinden uzak durulmalıdır.
Bu vesile ile, 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle yâd eder gazilere hayırlı ömürler dilerim. Şehit ailelerine sabırlar dilerim.
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Musa Aşkın
Geleceksiz Kalmak
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar