Umay Ana, kadim Anadolu’nun ana tanrıçasıdır ve binlerce yıllık kültürel mirasın özüdür. Diğer kadim kültürlerdeki “Toprak Ana” veya “Ana Tanrıça” kavramlarının Türk mitolojisindeki en güçlü karşılığıdır.
O , eski inanç kültürümüzle bugünün ortak bağıdır. Doğurganlığı, yaşamı, bereketi ve iyiliği temsil eder. Kadınların, annelerin, hayvan yavrularının ve tüm doğanın gözeticisi sayılır.
Umay Ana mitolojide; orta yaşlı, üç boynuzlu, beyaz elbiseli ve topuklarına kadar uzanan gümüş saçlı bir figür olarak tasvir edilir.
Adı ilk olarak Orhun kitabelerinde geçer. Göktürkler ve Altay şamanlarında da yeri muteberdir. Savaşçılara ve devlet yöneticilerine de yardım eden bir tanrıça olarak anılır.
Yeni doğan bebeklerin sırtında veya kalçasında görülen morumsu leke, Kırgız ve Türk topluluklarında Umay Ana’nın eli veya dokunuşu olarak kabul edilir ve bu izin bebeği koruyacağına inanılır.
Onun doğa ile bağları güçlüdür ve inanışa göre zaman zaman yeryüzüne cennet kuşu “Huma”nın suretinde iner. Efsaneye göre Huma kuşunun bir kişiye değmesi ya da ona bir parça bırakması durumunda o kişinin talihinin değişeceğine inanılır.
Bu inanç günümüzde de “Başına talih kuşu kondu.” sözünün vücut bulmuş halidir.
Türk gelinlerinin saçlarına taktıkları gümüş tellerin Umay Ana’nın gümüş rengi saçlarına ithafen ortaya çıkmış bir gelenek olduğu düşünülmektedir. Bu durum kolektif bilinç altının süregelen adetlerinden biridir. Umay Ana’nın ışığını temsil eden gümüş teller o gelini kutsayacaktır.
Buradan yola çıkarak günümüzde sadece bir süs ya da gelenek olarak gördüğümüz bir çok şeyin binlerce yıllık kadim bilincin devamı olduğunu anlıyoruz. Kültür, hafızasını kaybetse de ritüellerini bir şekilde yaşatmaya devam ediyor esasında.
Anadolu kültüründe Umay Ana kadının toplumdaki yerini ifade eder. Onun koruyucu ve bereket getiren enerjisi günümüzde de kadınların hayattaki mevcudiyetine ilham kaynağı olmalıdır.
Mitolojinin en şefkatli tanrıçası olarak, Kaşgarlı Mahmut’un “Divânü Lugâti't-Türk” adlı eserinde adı geçmektedir.
Yaşam ve rahimi temsil eden Umay Ana, bembeyaz giysisi ve kanatları ile de göksel yönünü tarif eder.
Lohusa kadınların kırk uçurma törenleri yine Umay Ana’ya atfedilen bir gelenektir. Umay Ana bebeği korumuş ve yaşatmıştır. Bebeklere takılan nazar boncuğu yine onu hatırlatır.
Umay Ana en sevilen, saygı duyulan figürlerden biri olarak geleneklerimizde binlerce yıldır yaşıyor.
Kadim köklerimizden gelen bu büyük gücü özellikle kadınlara unutturmak için her alanda uygulanan yasakların, ötekileştirmenin kültürel bir erozyon olduğu aşikar…
Bunun tek bir yanıtı var. İnsan korkunca yasak koyar çünkü o yasaklar ve kurallar nedeniyle kadının okuma yazma, meslek edinme, kocasını seçme, boşanma, kendi bedeniyle ilgili kararlar verme hakkı yani varoluş hakkı elinden alınıyor. En mühimi, yaşam gücü baskılanıyor.
Dünyanın bütün kıtalarında doğan kız çocukları Umay Ana’nın ruhuyla doğuyor esasında… İyiliği, üretmeyi, neşeyi, sevgiyi temsil ediyorlar.
Siz hiç savaş çıkaran, yakıp yıkan, yok eden bir kadın lider gördünüz mü? Kadın bilakis yoktan var etmek için yaratılmıştır.
Bu salt coşkunun ve neşenin özünde Lilith ve Havva’dan, Kibele ve Umay Ana’dan beri varlığını sürdüren, insanlığın en büyük hayatta kalma gücü olan o maya, o cevher var.
Ve biz kadınlar tıpkı atalarımızdan yadigar o genlerle, o tohumlarla sandıklarımızda sakladığımız varoluş coşkusunu suya toprağa ve havaya saçmaya devam edeceğiz. Tüm cemrelerin esasında kadının mayasında var olduğunu unutmadan, her şeye ve her kötülüğe rağmen…
Yokluk, kıtlık ve felaketlerden sonra ateşi yakan, çorbayı bir şekilde pişiren, otlardan lapa yapıp yaraları saran, ninnilerle masallarla yavrularının kalbine iyilik üfleyen kadınların ruhları kalıtsaldır. Onlar hayatı daima yeniden kurabilme ve sürdürme gücüne sahiptir.
Hayatta herkes ve her şey geçicidir. Bir gün en sevdikleriniz göçebilir, aklınıza gelmeyenler başınıza gelebilir ve yalnız kalabilirsiniz. Sakın korkmayın… Çünkü size bahşedilmiş, kadim köklerinizden, Umay Ana’dan yadigar bir maya var. Bu bize armağan edilmiş en büyük mirastır…
Ve biz bu mayayı kız kardeş birliği ile çoğaltmaya sonsuza dek devam edeceğiz çünkü Umay Ana bizi bir yerlerden muhakkak izliyor…
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar