Bursa’da çocuk olmak galiba çok güzel bir şeydir. Tabi her yerde çocuk olmak çok güzeldir. O masum çehreler ve cıvıl-cıvıl neşeli davranışlar onlardaki saflığı ve güzelliği ortaya koyuyor. Bursa’da sokak aralarından geçerken çocukların birden önünüze bir ip gerdiğini görürsünüz. Tatlı ve tebessümlü bir çehreyle; “Kandiliniz mübarek olsun amca/teyze ”veya ”Arife gününüzü tebrik ederiz.” dediklerine şahit olursunuz. Tabii, ya küçük harçlık vereceksiniz veya çikolata, şeker vb. Yanınızda bir şey yoksa küçük bir gülücükle geçersiniz, onlar da gerdikleri ipi indirirler. Bu adet benim Bursa’da şahit olduğum güzelliklerden birisi. İnsana unuttuğu mübarek günleri hatırlatmayı ödev bilmiş adeta bu küçük yürekler. Ne de güzel bir çocuk geleneği! Bayılıyorum bu güzelliklere. Çünkü biz büyükler bazen günlük koşturmacanın arasında böylesi önemli günleri unutabiliyoruz. Bize bunları hatırlatıyor küçük yürekler.
Yozgat ve çevresinde de hatırladığım bazı adetler var. Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşayım istiyorum. Mutlaka sizlerin de çok ilginç ramazan hatıralarınız vardır.
Çocukluğumda ilk tuttuğum oruç “Tekne Orucu” idi. Yani rahmetli annem babam beni oruca böyle alıştırmak istemişti. Bu oruç öğleye kadar aç durularak tutuluyordu. Tabi bu başarıdan sonra hediye verilirdi. İkinci ve tam tuttuğum orucu da amcama hediye etmiştim.
Bir de böyle bir adet vardı. Bu da teşvik amaçlıydı. Hediye ettiğim bu oruç karşılığında Hacıbekir Amcam (Allah rahmet eylesin) bana okul şapkası almıştı. Yıl 1960 olabilir tam hatırlayamıyorum. Şapka aldı çünkü ilkokul çocukları da şapka giymek zorundaydı o zaman. Zaten Anadolu’da hediyeler aynı zamanda bir ihtiyacı görmek için alınırdı.
Akşam yaklaşınca hocanın sesini duyabilmek için yüksek yerlere çıkardık. Sesi duyunca da “Ezan Okunuyooor!” diye bağırarak sokaklarda koştuğumuz günler hâlâ tatlı birer hatıra olarak belleğimdeki yerini koruyor. Sahura kalkmanın zevki çok ayrı idi. “Bişi” dediğimiz hamur işi yapılırdı. Davul yerine teneke çalınırdı.
Manilerle kapılara varılır ve sahura kaldırılırdı insanlar. İftarlar misafirsiz açılmazdı. Misafir yoksa mutlaka komşular biri birilerine menüde olan yemek neyse ikram ederdi.
Teravihte çocuklar arka saflara durur. Tabi kıkırdamalar, bir birini itmeler, büyüklerin kızmaları. Ama bizi bu zevkten mahrum etmeye yetmezdi. Belki de onların hoş görüleriydi bize katlanmaları.
Çocukça duygularla bu sene kaç oruç tuttuğumuzu birbirimize söyler, orucu fazla olan tabi olarak üstün olmanın zevkini tadardı.
Aman Allah’ım! Arife gününü nasıl da iple çekerdik. Yeni elbise ve ayakkabı lüks olmasa da lastik ayakkabı veya elde dikilmiş bir gömlekte bizi mutlu etmeye yetiyordu. Eğer yeni ayakkabı alınmışsa yatarken onun yeri başucumuzdu. Ona bakarak uyur ve sabahı zor ederdik. Camiye uyanırsak giderdik.
Uyanamazsak namazdan gelen babamızı beklerdik.(Maalesef ben bu zevki bir iki yılın dışında tadamadım. Çünkü sekiz yaşımda babamı kaybettim. Allah rahmet eylesin.) Harçlık almak için o zaman nakit para da bulunmazdı. Annemizin verdiği birkaç yumurtayla bakkaldan bir şeyler almaya çalışırdık.
Hele tandırların yakılıp ta mis gibi çöreklerin, bazlamaların, bezdirmeçlerin (Yapımı zor olan bir çeşit çörek türü. Yapımının zorluğu nedeniyle bezdirmeç dendiğini zannediyorum.) kokusu mahalleyi sardı mı değmeyin çocukluk keyfimize. Baklavalar açılır, doğal yiyecekler mevsimine göre sofraları süslerdi.
Bayram sabahı oldu mu “Poşu” denilen gökkuşağı renginde parlak kumaştan olan bez boynumuza sarılır ve gün boyu onula gezerdik. Aldığımız harçlık ve şekerleri gün boyu sayardık. Akşamdan elimize kına yakılması da ihmal edilmezdi tabii.
Bayram sabahları tüm çeşmelerden akan suların zemzem suyu olduğu düşünülür ve çeşmelerden erkenden su alma yarışına girerdi annelerimiz.
Daha çok söylenecek ve yazılacak şeyler var ama bu kadarıyla yetinelim. Bana bu yazıyı yazdıran Bursalı çocuklara teşekkür ediyorum. Bana çocukluk günlerimdeki bayramlarımı hatırlattılar. Şu anda yazıyı yazarken çocukların arı, duru tertemiz yürekleriyle yoldan geçenlere: “Amca/Teyze Kandiliniz Kutlu Olsun” dediklerini hâlâ işitiyorum.
Bu vesile ile 1452 yıl önce dünyayı teşrif etmiş Peygamberimizin doğum yıl dönümü olan Mevlit Kandilinizi tebrik ederim.
Selam ve dualarımla…
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Gevher Aktaş Demirkaya
Tren İstasyonlarında Vedalar Kavuşmalar Hatıralar
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar