İnsan, düşündüğüyle değil; çoğu zaman söylediğiyle hatırlanır.
Çünkü söz, kalbin dışa açılan kapısıdır. Bu yüzden dil hassasiyeti yalnızca bir edep meselesi değil, aynı zamanda bir karakter meselesidir. Günlük hayatta sıkça kullandığımız bazı ifadeler, aslında dilin nasıl bir sorumluluk taşıdığını açıkça gösterir: dile düşmek, dile gelmek, dile düşürmek, dile getirmek, dile almak… Her biri, sözün gücünü ve tehlikesini ayrı bir açıdan anlatır.
“Dile düşmek” dediğimizde, bir insanın başkalarının konuşmasına konu olması akla gelir. Çoğu zaman bu, hayırlı bir durum değildir. İnsan, farkında olmadan bir başkasını dile düşürebilir. Bir cümle, bir ima, bir eksik ya da fazla söz… Ve bir bakarsınız, bir hayatın itibarı başkalarının dilinde aşınmaya başlamış. Oysa dil hassasiyeti, tam da burada devreye girer: Söyleyeceğin söz doğru olsa bile, gerekli mi?
“Dile düşürmek” ise daha ağır bir sorumluluğu ifade eder. Bu, pasif bir durum değil; bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde birini insanların konuşma malzemesi haline getirmektir. Birinin kusurunu ifşa etmek, özelini açmak ya da hakkında ileri geri konuşmak… Belki birkaç saniyelik bir haz, ama uzun süreli bir vebal. Çünkü dil, sadece ifade aracı değil; aynı zamanda bir emanettir.
Buna karşılık “dile getirmek”, doğru kullanıldığında bir hakkın teslimidir. Haksızlıkları dile getirmek, güzellikleri dile getirmek, hakikati dile getirmek… İşte burada dil, yapıcı bir güce dönüşür. Suskunluk bazen erdemdir ama her suskunluk da fazilet değildir. Gerektiğinde doğruyu dile getirmek, hem cesaret hem de sorumluluk ister.
“Dile gelmek” ise iç dünyamızın taşmasıdır. İnsanın içinde biriktirdiği duygu ve düşüncelerin, bir noktada söz olarak ortaya çıkması… Ama burada da bir denge gerekir. Her hissedilen dile gelmeli midir? Yoksa bazı duygular, olgunlaşana kadar kalpte mi beklemelidir? Dil hassasiyeti, işte bu ince çizgiyi fark edebilmektir.
Bir de “dile almak” vardır. Bir konuyu konuşmaya başlamak, birini anmak, bir meseleyi gündeme taşımak… Bu da masum gibi görünse de dikkat ister. Çünkü dile alınan her şey, bir yönüyle büyür, yayılır ve etkisini artırır. İyiyi dile almak iyiliği çoğaltır; kötüyü dile almak ise bazen onu besler.
Sonuç olarak, dil bir terazidir. Sözlerimiz ya bizi yüceltir ya da bizi tüketir. Bir gönlü imar etmek de bir gönlü yıkmak da çoğu zaman bir cümleye bakar. Bu yüzden belki de en önemli ölçü şudur:
Söyleyeceğin söz doğru mu? Gerekli mi? Ve en önemlisi, incitmeden söylenebilir mi?
Dil hassasiyeti, sadece susmayı bilmek değil; ne zaman, nasıl ve neyi söyleyeceğini bilmektir. Çünkü bazen en güzel söz, hiç söylenmeyendir.
***
Sedat İlhan
Yeni İşim /1
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Musa Aşkın
Geleceksiz Kalmak
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar