Şehir medine demektir. Medeniyet demektir. Bir zamanlar herkesin gitmek, görmek için çırpındığı yerlerdi şehirler. Taşı toprağı altındı şehirlerin. “Şehir görmüş adamdır.” denirdi şehirden gelenlere ve saygı duyulur, sözü dinlenirdi saygıyla. Ama şehirler hakkındaki bu güzel bakış açısı şimdi böyle değildir sanıyorum. Nasıl her şeyini marketten alan şehirleşmiş(!) köyler varsa, köyleşmiş şehirlerimiz de var maalesef.
Üst üste evler, üst katta yuvarlanan bir top, yere düşen bir kaşık anında alt katlara veya alt kattan derhal üst katlara geçebiliyor. Aynı apartman kapısından girenler birbirini tanımıyor. Karşılaşma durumlarında selam yok, sabah yok. Kaşlar çatık, sert bakışlar, “Ne bakıyorsun?” tarzı imalar peş peşe geliyor. Gerginlik, rahatsızlık hat safhada yürüyor. Hele büyük apartmanlar, rezidans dedikleri, bizim dilimize ve kültürümüze uymayan yapılarda oturuyorsanız bu dediklerimi katlayarak çarpabilirsiniz.
Ecdat, şehirleri dağ eteklerine yapar; düz ovayı tarım arazisi olarak kullanırdı. Şimdi tam tersi oldu. Şimdi tarım devri değil, sanayi devri diyebilirsiniz. Ancak Sanayi Devri’nde de olsanız, toprağınızı koruyacaksınız. Verimli arazilerinizi ucube binalarla öldürmeyeceksiniz. Ama heyhat! “Bade harabı Basra”, bu söylediklerim ne işe yarar ki? Kadim şehirlerimiz içerisindeki muhteşem yapılarımızı da ucube yapılarla boğmuşuz. Olanları da uzun zaman amacı dışında kullanmışız. Neyse ki vicdanlı bazı yöneticiler buraları amacına uygun hale getirmiş; ama çevre düzenlemeleri tahrip edilmiş. Bina altında kalan çeşmeler, iş yerine dönüştürülmüş ve yağmalanmış hanlar, hamamlar az değil.
1976’da gördüğüm Bursa; 1967, 1985, 2014 yıllarında gördüğüm İstanbul asla aynı değil. Keşke şehirlerimiz, şehri şehir yapan değerlerimiz korunsaydı da evlatlarımıza yaşanabilir şehirler bırakabilseydik.
Şehirlerimizi Anadolu’nun bozkırlarına yayalım. Hatta örnek bir şehir kuralım. Her bir sokağı farklı duygu veren, yatay mimarili, bahçeli evler oluşturalım. Merkezinde cami, ilim yuvaları olan yerler inşa edelim. Ayaklarımız yere bassın. Çöpü başa dert olmayan, su, elektrik, doğalgaz bir saatliğine kesildiğinde paniklemediğimiz şehirler oluşturalım. Sanayimizi taşraya taşıyalım. En stratejik fabrikalarımızı daracık bir yerde toplamayalım. Bu hal sakıncalıdır.
Herkes yere bir kürdan attığında, izmarit attığında on altı milyon ediyor İstanbul özelinde. Arabalar, yollar, kıymetli zamanlarını yolda geçirmek zorunda kalanlar… Bunları düşünecek olursak kısacık ömrümüzü nasıl heder ettiğimiz ortaya çıkar. Biliyorum, bu konular kolay değildir. Yazmakla bu iş çözülmez; ama yetkili ve etkililerimizin böyle bir ajandası olsun. Bu anlayış devlet politikası olsun.
Doğal hayatın yaşanabildiği küçük ölçekli ama yaşanabilir, işçi istihdamı sağlayabilecek şehirler oluşturalım. Batı bunu iki dünya savaşının peşinden yapmış. Evlerinin arkasında kümes hayvanı yetiştirebileceği, ayağı toprağa değebileceği bahçeli evler inşa edebilmiştir. Otoparklı evler yapmıştır. Bizdeki gibi otopark diye ayrılan alt katları daire yapmamışlar.
Son olarak okumayanlar için Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini, Yahya Kemal’in Aziz İstanbul’unu okumaları tavsiyesinden sonra Sezai Karakoç ‘un Balkon şiirinden iki dörtlükle sizleri baş başa bırakıyorum:
“ …
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler,
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların.”
***
Mehmet Şahan
Em Olmak Lazım
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar