DENEME
Giriş Tarihi : 31-07-2026 14:39

Külün İçindeki Çığlık: İnsan ve İhmal / Ayşen Daşkın

Ayşen Daşkın -KÜLÜN İÇİNDEKİ ÇIĞLIK: İNSAN VE İHMAL

Külün İçindeki Çığlık: İnsan ve İhmal / Ayşen Daşkın

KÜLÜN İÇİNDEKİ ÇIĞLIK: İNSAN VE İHMAL
 
Rüzgâr estiğinde artık sadece ağaçları değil ciğerlerimize dolan o yoğun, boğucu dumanla nefesimizi de yakıyor. Bu yıkımın en acı tarafı, yangının doğanın kendi gücüyle değil insanın dikkatsizliği ve duyarsızlığıyla başlamış olması. Bir sigara izmariti, ihmal edilmiş bir ateş ya da "Bir şey olmaz." diyen o umursamaz bakışlar, bu kavruk dünyayı yaratan ilk kıvılcımlar oldu. Canlı canlı yaktıklarımız durdurulamaz bir hâle geldi ve bu dünyanın hem altı hem üstü, insanın ilgisizliğinin yarattığı bir cehenneme dönüştü.
 
Eski günlerin yeşilinin yerini, gri bir pus aldı ve gökyüzü artık ne mavi ne de beyaz, sadece dumanın ağırlığı altında ezilmiş kızıl bir tavan gibi baskın geliyor. Hesap soran kimse yokken bu yangının hesabını kim verecek? Yangınlar sönmüş gibi görünse de aslında bitmedi, sadece görünmez oldu; toprağın derinliklerinde, kemiklerin arasında yanmaya devam ediyor. O huzur, kül olmuş her şeyin içinde saklıydı. Şimdi rüzgâr fısıldıyor sanki: "Nereye gittin?" Bu ses, kaybolan her şeye duyulan özlemin geri dönüşü değil sadece yokluğun kendi sesi ve insanın duymazdan gelmesinin yarattığı boşluk.
 
Her yanan ağacın olduğu yerde bir ceset duruyor ve yeryüzü ateşin pençesinde titriyor. Ne kadar çok yakarsak o kadar soğuyoruz ve soğuyan ellerle artık umut tutulamıyor. Dokunulacak bir sıcaklık kalmadı dünyada, sadece buz gibi rüzgâr ve acı. Bu dünya bir emanetti ama biz hain çıktık; ateşi körükledik, suyu zehirledik, toprağı zehirli küllerle doldurduk. Duyarsızlığımız, en büyük yangın söndürücüydü sanki. "Sonra bakarız." dedik, "Başkası çözer." sandık. Sessizlik her şeyin üzerine çöktü ve rüzgâr sadece "Neredeydi o ses?" diye fısıldıyor. O ses, çocukların kahkahasıydı belki, kuşların sabah ezanıydı ya da annelerin ninnisiydi. Şimdi ise o sesler, duman perdesinin ardında sonsuza dek susturuldu çünkü insanlar bakmayı bıraktı.
 
Gökyüzü artık lacivert değil kızıl renkte, sanki yaralı bir göğün kanı akıyor aşağıya. Bulutlar gözü kapalı dumanla örtüldü ve su biriktiren bulutlar da kurudu; yerini siyah, ağır bir sis aldı. Yağmur yerine küller yağıyor yere, her damla bir anının silinmesi gibi. Çocuklar oyun oynarken toz yutar hâle geldi; gözleri yaşarmış gibi ama gözyaşı bile yok, sadece kuru bir öksürük var. Anneler pencereleri kapalı tutuyor, dışarıdaki manzarayı görmek istemiyorlar çünkü o manzara onların çocuklarının geleceğini de yakıyor. Kuşlar yuvalarını terk edip uçtu ve ne şarkı kaldı ne de sesleri. Yuvalar boş, dallar çıplak ve rüzgâr onları salladıkça kırılan dal sesleri duyuluyor. İnsanların ilgisizliği, bu sessizliğin mimarı oldu.
 
Ormanlar mezarlığa dönüştü şimdi. Her köşede bir anı, her yerde acı var. Her ağaç gövdesi, bir zamanlar yaşayan bir canın izini taşıyor. İnsanlar suskun, kimse konuşmuyor, sadece alevlerin sesi duyuluyor. Konuşacak söz kalmadı çünkü her kelime yangını daha da körükleyecek gibi hissediliyor. Hesap günü yakındır, belki de bugün. Yaktığımız her şey bize dönecek, kül olup rüzgârın önünde savrulduk ve kimse artık bu yangını kurtaramaz. Bu yangın sadece ormanlarda değil kalplerdeki duyarsızlıkta da devam ediyor. Umut, en son sönen alev gibi ama o da şimdi küllerin arasında eriyor. Rüzgâr tekrar fısıldıyor, bu sefer daha sert: "Artık kimse gelmeyecek." Ve dünya, sessiz bir mezarlığa dönüşmüş hâlde kendi külünün üzerinde duruyor, insanın dikkatsizliğinin son durağı olarak.
 
*** 


Editör: Pınar Akyüz Atmaca

EditörEditör