İsrail yayılımcı politikasının sınırlarını genişletti. Kilometrelerce ötede, daha önce ABD’nin Irak’a saldırma bahanesine benzer bir bahaneyle İran’a saldırdı. Aslında İran savaş isteyen taraf değildi. Çünkü İran’ın derdi mezhep ihracatı yapmaktı. Bunun için de çeşitli kavramlar üretti. Bu nedenle Suriye’de Katil Esad’ın yanında oldu.
Rusya ile hareket etti. Milyonlarca insanın katline göz yumdu. Milyonlarca insan da yerinden yurdundan oldu. Lübnan’da Hizbullah’ı kurdu, ama gördük ki, efelenmeden başka bir güçleri de olmayan bir toplulukmuş. Irakla sekiz yıl savaştı, sonra da ABD ‘nin Irak’ı bölmesine ses çıkarmadı. Yeter ki, Haşt-i Şabi orada mezheplerini yerleştirsin. Yemen’de de durum aynı.
Türkiye’ye karşı ise PKK’nın uzantılarını bağrında besledi. Tüm komşuluk ve dostluk ilkelerini çiğnedi.
Ne gayb imam itikadı, ne Ğadir-i Hum rivayeti, ne imamların masumiyeti inancı İslam Ümmetinin kahir ekseriyetince kabul edilmeyen görüşlerdir. Gulat-ı şia denilen kısım hariç yukarıda belirttiğimiz ve daha pek çok ilkeleri olan Caferiyye, İmamiyye, Zeydiyye gibi mezheplere mensup Müslümanlar farklı düşüncelerine rağmen bir arada yaşama olgunluğunu göstermiştir. Zaman zaman savaşlar, kavgalar olmuşsa da birbirinin sınırlarını bilmiş ve korumuştur.
Bütün bu farklılıklarımıza rağmen bugün İsrail’e karşı İran’ın yanında olmak, farklılıklarımızı şu aşamada dondurmak tüm Sünni Müslümanlar için elzemdir. Sorunlarımız olabilir ama bunu ön plana çıkarmanın zamanı değildir bugün. Evet, İran’ın fikir ve eylemleri, mezhep ihracatçılığı kabul edilir bir durum değildir. Ancak İsrail gibi kuduz köpek misali (Bu söz kendi yöneticilerinden Moşe Dayan’a aittir.) saldırgan mahlûka karşı, yanlış itikatları ve ilkeleri de olsa, bugüne kadar hep Sünnî Müslüman karşıtlığı da yapsalar, tarihi hep Müslümanlarla savaş yapmakla dolu da olsa İsrail’e karşı İran’ın yanında yer alınmalıdır.
Belki de Rabbimizin Rum Sûresi ilk ayetlerindeki olay yeniden cereyan ediyor ve bize ışık tutuyor. Putperest Pers İmparatorluğuna karşı muharref de olsa Ehl-i Kitap olan Rumların yanında yer almaya ve Rumların galip gelmelerine sevinmelerine benzer bir duygu içinde olmamız gerektiğine işaret vardır. Ayette vurgulanan şey o günkü Müslümanların, Rumların itikatlarına da tabi olmayı gerekli kılmadığı gibi, bizim İran’ın yanında olmamız onların itikadına tabi olmamız anlamına gelmez. Üstelik bugünkü İran içerisinde milyonlarca Sünni itikada tabi olan insanlar var. Üstelik Şii itikadına sahip olanlar da bizim dinde kardeşlerimizdir. Dini yorumlamada farklı düşünsek te böyledir.
Bazı dostların İran ile Katil Siyonistleri aynı kefeye koymalarını, olayları tefrik etme gücünü yitirip tefrikaya sebep olmaları olarak yorumluyorum. Biz İran’la normal zamanlarda gerekli mücadeleyi yaparız. Yaptık ta. Ama bugün o gün değildir. İran’ı yalnız başına bırakmak, ne dinen ne de siyaseten doğrudur. Ses çıkarmayan diğer halkı Müslüman ülkelerin başında kimlerin olduğu da bellidir.
Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı eleştirenleri de haksızlık ediyorlar diye düşünüyorum. Henüz iç ayaklanma riski taşıyan, kurumsal olarak devletin henüz tam işletilemediği, iki de bir İsrail’in saldırılarından başını kaldıramamış bir yönetimden çok şey bekleyemezsiniz.
Şara’ya yönelik karalamayı kasıtlı buluyorum. İyi niyetli kardeşlerimin oyuna gelmemesini arzu ederim.
Biz Millet olarak daima mazlumun yanında olduk. Tıpkı İspanya’da gadre uğrayan Yahudileri ülkemize getirdiğimiz gibi. Katil Esat’tan kaçan mazlumlar gibi. Biz mazlumların umuduyuz. Bugün saldırıya uğrayan İran’dır. Mazlum olan İran’dır. ABD ve Sömürgeci Batı nasıl da hemen yardıma koştular buna şahit oluyoruz.
Bu nedenle tekrar ifade ediyorum, iftira ile olayları tersyüz etmekte mahir, yalancı, katil, soykırımcı, Peygamber katilleri ile yan yana durmam. Yorum farklarım da olsa Müslüman İran’ın yanında olur ve başarmaları için dua ederim.
Bir de Mevlana’nın Mesnevi’sindeki üç öküz örneğini de akılda tutmak gerekir diye düşünürüm. Kâfirler Müslümanları öldürürken Alevi mi, Sünni mi diye de bakmıyor. Hatırımızdan çıkarmayalım.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Musa Aşkın
Geleceksiz Kalmak
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar