Genellikle Hıristiyanlığı yaymak için gayret gösteren kimselere misyoner denir. Hıristiyan kilise papalarının, Hıristiyan olmayan ülkelerde kendi dinlerini yaymak, ülkeleri din aracılığı ile boyunduruk altına alıp sömürmek için kurdukları müesseselere misyon, bunları idare edenlere de misyoner denir.
Dr. Numan es-Semarrâî, Mebâhis Fis-Sikâfeti’l İslâmiyye isimli eserinde bir bölüm açarak, İslam ve Çağdaş Sapıklıklar bölümünde et-Tebşir’i, yani Misyonerliği anlatır ve der ki: “Misyonerlik, çeşitli propaganda usulleri kullanarak Hıristiyanlığa davet faaliyetidir. Tarih olarak ta Hıristiyanlığın ilk günlerine kadar uzanır.”
İslam Dünyasına Saldırı isimli eserden öğrendiğimize göre İspanyol Raymon Lulle, Arapça eğitim veren bir papaz okulu açarak misyonerlik yapmak amacıyla çok büyük gayretler göstermiş ancak Tunus’ta linç edilmekten kurtulamamıştır.
Aslında propaganda anlamında misyonerlik, havarilerden itibaren başlamıştır. Ama propagandadan öte, sömürü aracı olarak kullanılmaya özellikle 13. asırdan itibaren hızla başlamış ve aynı hızla devam etmektedir.
Haçlı Seferleri’nde bozguna uğrayan Hıristiyan dünyası, yeni bir metotla Hıristiyan olmayanları, özellikle de Müslümanları Hıristiyanlaştırmak istemişler. Buna güçleri yetmezse dinlerinde şüpheye düşürmeye ve böylece etkili bir İslam Dünyası yerine paramparça ve birbirine düşmüş, hiçbir ortak frekansları bulunmayan, açlık ve sefaletten gözlerini açamayan, sömürülmeye müsait, geri bırakılmışlığın her türlüsünü bünyesinde barındıran kalabalıklar meydana getirmeyi amaçlamışlardır. Maalesef pek çok yerde de başarılı olmuşlardır.
Kendi aralarında paramparça olan Hıristiyanlık dünyası, Müslümanları sömürü konusunda bir ve beraber olduklarına dair pek te samimi(!) bir görünüm çiziyorlar. Vatikan’da 1662 de Misyon Bakanlığı kurulması da aynı düşüncenin tezahürüdür. Bildiğiniz gibi Vatikan teokrat (Hıristiyanlık inancına göre yönetilen bir devlettir.) müstakil bir devlettir. Küçük bir şehirde sömürgeci batının kurduğu bu devletin her yerde temsilciliği vardır. Etkisi de büyüktür. Halen sömürgeciliğin öncüsü durumundadır.
Papa Francisco’nun Irak Kürdistan bölgesi ziyaretinde fonda gözüken haritada ülkemiz güneydoğu illerinin de Kürdistan sınırları içinde gösterilmesi asla tesadüfi değildir. Yani misyonerlik faaliyetleri devam ediyor.
Ancak şunu da belirtmekte yarar var, bu kadar propagandaya rağmen arzuladıkları ilerleme bir türlü gerçekleşmemiştir. Aksine İslam Dini gün geçtikçe gönüllere nüfuza devam etmektedir.
Misyonerlerin ortak düşünceleri, faaliyetlerinde en büyük engelin İslam olduğudur.
Lavrens’in “Müslümanlar birleşirse, Müslüman olmayan toplumlar için büyük bir tehlike olur. Ama paramparça olurlarsa ne bir ağırlıkları, ne de etkileri olur." Demekten kendini alamamıştır.
Misyonerliği, sömürgeci devletlerin "silahsız fedailer" şeklindeki tanımı aslında misyonerliğin amacını ele vermektedir. Diğer bir amaçları da, yeryüzünde kuvvetli bir Hıristiyan topluluğu kurmak, bunu sağlayıncaya kadar da Hıristiyanlığa sempati duyan kitleler oluşturmaktır.
Papazlık genelgesine göre 1950 yılı itibariyle 600 misyonerlik bölgesinin bulunduğu belirtiliyor. Londra, Berlin, Boston, New York, Münih, Paris, Beyrut ve Şikago gibi yerlerde merkezleri vardır.
Merhum Mehmet Akif, misyonerliğe karşı mücadele etmeyen ilim adamlarına: “Misyonerler gece gündüz çalışırken acaba/ Oturup vahy-i ilahi mi bekler ulema?”Diyerek tepkisini böyle dile getiriyordu.
1939 Erzincan ve 1970 Gediz depremlerinde yapılan ufak tefek insani yardım yanında Kızılhaç’ın propaganda amacıyla Hıristiyanlığı öven broşürler dağıttığı bilinmektedir.
Bu gün İsrail-Hamas arasındaki ateşkes ve esir takası konusunda Kızılhaç’ın devrede olması ve tüm dünyanın gözüne sokarcasına araçlarının üzerinde kocaman haç figürü bulundurmaları boşuna değildir herhalde.
Kısacası toplumlar iki yüz yıldır sömürgeci Hristiyan Batının tasallutu altında inim inim inlemektedir. İslam ülkelerinin içlerine koydukları Truva atlarıyla da istedikleri yere ayar çekip kukla yönetimler koyabilmekteler. Kendilerine direnenlere de olmadık iftiralarla üretmekte ve piyonlarıyla saldırtmaktalar. Uyanık olmak gerek.
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Gevher Aktaş Demirkaya
Tren İstasyonlarında Vedalar Kavuşmalar Hatıralar
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar