Ellerimizde olan tarihi ve dini metinlerin hemen hemen tamamında kelime ve kavramları saptırma, başka manalar yükleme, müşterek anlama gelen kelimelerle muhataplarına oyun kurma Yahudilerin genlerinde vardır. Bu gün de bu zihniyetlerinin olanca açıklığıyla devam ettiğini görmekteyiz.
Bu ahlak dışılık ur gibi akıllarını, ruhlarını sarmış ve nesilden nesle devam etmektedir. Çünkü temiz doğan çocukları büyükleri, ebeveynleri kendi kaotik zihniyetleriyle yetiştirmektedirler. Elbette içlerinde (az da olsa) insaflıları var ancak bu, kötülüklerle sarmaş dolaş olmuş toplumlarını etkileyecek güçte değildir.
Şimdi gelelim iddiamızı örneklendirmeye.
Günümüzden örnek vererek devam edelim. Ne diyor bu insanlık DNA’sı bozulmuş Siyonistler : “Hamas’a karşı operasyon yapıyoruz. Hamas Terör Örgütüdür.”(!) O zaman kundaktaki çocuklar, yaşlı kadın ve erkekler, hamile kadınlar, işinin başındaki sivil insanlar, sağlıkçılar, BM askerleri, gazeteciler de mi terör örgütü? Mülteci Kampları, hastaneler, camiler, kiliseler neden vuruluyor? Kısacası tüm bunlar kelime oyunları ile biz sivil halkı değil teröristleri(!) öldürüyoruz yani Filistinlileri öldürmüyoruz diyorlar ama kırk senede onların her şeylerini çaldılar.
“Barış görüşmeleri yapıldı, yapılıyor, işte sona geldi” derken bir bakıyorsunuz saldırı şiddetleniyor. Esir takası yapılıyor. Hamas anlaştıkları miktar esir veriyor. Siyonist Netenyahu ve hükümeti bugün hapishaneden mazlum Filistinlileri çıkarıyor. Kendi esirlerini aldıktan sonra yeniden tutukluyor. Bunların hiçbir sözüne, hiçbir vadine güvenilmez. Bunlar arsındaki insaf ehli etkili olup toplumlarını normale sokmadıkça bu değişmez. O da çok uzak ihtimal. Aslında bunları bu hale getiren o kinci, sapık ideolıji sahibi, safsatacı hahamlarıdır. Elbette hepsini kastetmiyorum. İçlerinde arz-ı Mevud gibi ideolejisi olmayan, kendini insanlığın üstünde görmeyen, insanlığı köle saymayanlar da var. Nitekim soykırıma karşı çıkan hahamlar ve Yahudi cemaatleri de görüyoruz.
Geçenlerde namaz sonrası köyümüzün İmam-Hatibi: “Kur’an-ı Kerim Bakara Sûresi’nde 104. Ayette “râina ve Unzurnâ” kelimeleri geçiyor. İkisi de aynı manaya geliyor. Ama “unzurnâ” deyin “râina” demeyin. Bu ne demektir Hocam” dedi.
Bu soru beni bu yazıyı yazmaya sevk etti. Tam bir Yahudi zihniyetinin Kur’an’da anlatılan örneklerinden sadece birisi. Yani onların sapkın gruplarını zihniyetini ortaya koyan bir ayettir bu. Daha o kadar çok örneği var ki bu tahrifçi ve tahripçilerin. Anlatmakla bitiremeyiz.
Bakara 104 ayetin meali şöyledir: “Ey! İman edenler RÂİNA demeyin, UNZURNÂ deyin ve dinleyin. Kâfirler için ise can yakıcı bir azap vardır.”
Râina kelimesi riayet etmekten emirdir. Yani sana sormak istediğimiz şeyler için “bize kulak ver. Veya bize yarayan, işlerimizi çekip çevirmemize yardımcı olan konularda bizi gözet” anlamına gelecek şekilde Peygamberimizin arkadaşları yani sahabe bu kelimeyi kullanıyorlardı. Bu oturumlarda Müslüman gibi görünüp veya davete kulak veriyor ve dinliyormuş gibi hareket eden Medineli Yahudiler de vardı. Amaçları yeni gönderilen dinde gedikler açmaktı. Nitekim bir birlerine: “Sabah Müslüman olun, akşam dinden dönün. Böylece inanmak isteyenlerde şüphe meydana getirin.”Minvalde tuzaklar kuruyorlardı. Bu çeşit örnekler Kur’an’da çok vardır. Yahudiler “Râina” kelimesini duyunca çok mutlu oldular ve bu açık kapıdan fitne ve fesat için girdiler ve onlar da Peygamberimiz bu kelimeyi kullanmaya başladılar ama aralarındaki parola başkaydı. Çünkü bu kelime “Ruûnet” kökünden kullanılırsa o zaman anlam “Ahmak, bilgisiz, cahil” gibi hakaret ve sövgü ifade eder. Bu kelimeyi kullanarak, “Biz Muhammed’e gizli sövüyorduk, şimdi bu kelimeyi kullanarak yüzüne karşı sövebiliriz. Çünkü bu kelime Onların da kullandığı dildendir.” Şeklinde aralarında anlaşıp gülüyorlardı. Ensar’dan Sa’d b. Muaz bunun farkına vardı. Çünkü O İbraniceyi biliyordu. Muaz onları sert bir şekilde uyardı. Yahudiler “siz de bu kelimeyi kullanıyorsunuz” deyince Allah Müslümanların kurulan bu tuzağa düşmemeleri ve oyuna gelmemeleri için “UNZURN” kelimesini kullanmalarını emretti. Ayetin iniş sebebi budur. Demek oluyor ki, Müslüman oyuna gelmemelidir. Bu ayetten çıkan hükümlerden bir de budur.
Aslında biz Kur’an-ı Kerim’e çok bakmıyoruz. Bunların ve ehl-i küfrün bütün çarpıklıklarını, halet-i ruhiyelerini geniş geniş anlatır. Ama bizler Kur’an’ı ölmekte olanlar ve mezardakiler için okuduğumuzdan bize fazla hitap etmiyor maalesef!!!
Hakan Cucunel
Jean Teule - Sağanak Altında
Mine Çağlıyan
Menopoz
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Musa Aşkın
Anlama Çabası
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar