(Bebeklik ve Çocukluk Dönemlerimiz)
“Bizim kuşak” tabiri ile bin dokuz yüz ellili yılları, biraz önceki, biraz sonraki zamanı kastediyorum. Şu anda (2025) otuz/otuz beş yaş ve altı kuşağa taşradaki ibretlik hayatımızı dilimin döndüğü, aklımda kalan kısımlarıyla anlatmaya çalışacağım.
Bizden önceki kuşaktan dinlediklerimi aktarmam için epey uğraşmam gerekir. O nedenle bizden önceki hayatlar tarih olmuştur. Hatıratlardan ve tarihi kaynaklardan ve yaşayan çınarlardan öğrenebilirsiniz. Ama onların hayatı bizden daha ağır ve zor şartlarda geçmiştir.
Şimdiki kuşak ellerindeki imkânları gökten zembille indi zannıyla bir hayat sürdürmek istiyorlar. Hâlbuki bu imkânların arka planına bakmaları gerekir. Bir yönden de şimdiki kuşağı şanssız da görüyorum. Çünkü insan hazır bulunca kıymet bilmiyor.
Bu durum da varlık içinde olmalarına rağmen çok farklı hastalıklarla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Evet, şimdiki nesil bizler gibi olsun demiyorum. Zaten olmaz ve olması da doğru değil. Ancak istikbalin köklerde olduğu unutulmadan, maziden güç alıp ân’ı yaşayıp geleceğe yürümek gerekir. İşte bu nedenle bizim kuşağı tanımaları yerinde olur diye düşünüyorum. O nedenle birkaç yazım özet halinde bu konuda olacak.
Gelelim Bizim Kuşağa:
Bizim kuşak, zamanında anne karnındaki çocuğun cinsiyeti öyle üç dört aylıkken bilinmezdi. Doğduktan sonra öğrenilirdi erkek mi, kız mı olduğu? Öyle fazla aşılarımız falan da yoktu. Hazır bezimiz zaten olamazdı.
Beşiklerimiz ailemizin tüm doğanlarını büyütürdü. Büyüyecek çocuk kalmayınca ihtiyacı olan komşuya verilir böyle devam ederdi. Anne sütüyle beslenirdik. Takviye besinimiz yoktu. Tüm lüksümüz annelerimizin bizi susturmak için lokum sürerek ağzımıza verdiği emzikti.
Kundaklarımız ve giysilerimiz el yapımıydı. Zıbın falan hiç duymadığımız şeylerdi. Doğum günlerimiz, annelerimizin kızlığa veda partileri olmazdı. Üstelik bunları konuşmak bile edebe aykırıydı. Genelde iki ismimiz olurdu. Birisi göbek adımız, diğeri bizden önce doğup ölen varsa o kardeşimizin adı olurdu. Çünkü nüfusa öleni bildirmek, yeni doğanı kaydettirmek öyle kolay iş değildi.
Her daim şehre gidip nüfusa uğrama imkânı olmazdı. “Komşu bizim çocuğu da nüfusa kaydettir” denir ve öyle sahneye çıkardık. Kaydı olmayanlara ketum (bilinmeyen) denirdi.
Bizim kuşak höllükle büyüdü. Hani türkülere de giren “höllük” nedir derseniz açıklayayım. Yeni doğan çocuklar için uygun bir araziden çocuk uyurken ihtiyaç giderdiğinde çamur olmayacak temiz toprak cinsinden alınır. Kalbur dediğimiz düzenekle elenir. Kurutulur. Torbaya konur. Sonra kullanılmış bir teneke kutu temizlendikten sonra höllük dediğimiz bu toprak tenekeye konur. Bebeğin cildine uygun derecede küllükte veya kışın sobada ısıtılır. Isıtılan bu toprak kundağın içine serilir.
Bebeğin bel kısmından aşağısı düzgün bir şekilde sıcak toprağın içine yerleştirilir ve kundakla bağlanır. Toprakla ilk temas böylece gerçekleşir. Yani özümüzle buluşuruz. Sıcak ortamda mışıl mışıl uyku başlar. Artık gelsin herkesin dağarcığındaki ninni manileri. “Eee! eh Ninni yavrum ninni! Uyusun da büyüsün ninni…” Bizim öyle dijital ninnilerimiz yoktu. Herkes kendi dağarcığındakini döker dururdu. Bir de beşiği de yavaş yavaş, ritimli bir şekilde sallarsanız artık değme bebeğin keyfine.
Artık anne de işini rahatlıkla yapabilir. Öyle elimize tutuşturulacak ve sonrada bizi bağımlı yapacak telefonlarımız yoktu. Öyle psikolojimiz falan da bozulmazdı. Şen şakraktık yani. Ayakkabılarımız ve elbiselerimiz yamalı idi ama psikolojimiz yerindeydi.
Bizim kuşak, yemek seçme, yemeği beğenmeme, yemeğe burun kıvırmayı bilmezdi. Ne pişer, sofraya ne konursa o yenirdi. Karnımız doyduğunda “elhamdülillah” demeyi, yemeğin başında “besmele”çekmeyi unutmazdık. Unutursak büyüklerimiz hatırlatırdı. Hep bir kaptan oturarak ve yer sofrasının etrafında halka yaparak aynı sahana kaşık sallardık.
Pişen yemek, börek veya çörekten komşuya da ikram etmeyi ihmal etmezdi annelerimiz. “Göz hakkı, komşu hakkı” kavramlarıyla büyüdük. Artan yemekler çöpe dökülmez, başka bir öğünde ısıtılıp yeniden yenilirdi. Öğünde tek yemek bulunur yanında yazın ayran veya yoğurt, kışın turşu veya ekşi çalkama olurdu.
Bunların hepsi el yapımı ve doğal ürünlerdi. Herkes kendi ürününü kendi yetiştirirdi. Öyle market falan bilmezdik. Küçük bakkallarımızda kendi yetiştiremediğimiz ürünler satılırdı. Bakkallarımızda her şey bulunurdu. İnşaat malzemesinden kırık leblebiye, elbiselik kadın ve erkek kumaşlarına, iğneden ipliğe kadar neye ihtiyaç varsa bulunurdu.
Çay yerine daha çok ayva yaprağı, kuşburnu içerdik. Şeker yerine pekmezle tatlandırırdık içeceklerimizi. Pekmez de kendi yaptığımız üründü. Hele bağ bozumu ve pekmez kaynatma kültürümüz görülmeye değerdi.
Pekmez kokuları ta tarlalardan hissedilirdi. Ayva yaprakları ve kuşburnu da aktarlardan alınmaz kendi bağımızda ve bahçemizde yetiştirilirdi….(Devam edecek)
***
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Gevher Aktaş Demirkaya
Tren İstasyonlarında Vedalar Kavuşmalar Hatıralar
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar