DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Yusuf Sarıkaya
Yusuf Sarıkaya
Giriş Tarihi : 17-10-2025 14:34

Bizim Kuşak /1

(Bebeklik ve Çocukluk Dönemlerimiz)

“Bizim kuşak” tabiri ile bin dokuz yüz ellili yılları, biraz önceki, biraz sonraki zamanı kastediyorum. Şu anda (2025) otuz/otuz beş yaş ve altı kuşağa taşradaki ibretlik hayatımızı dilimin döndüğü, aklımda kalan kısımlarıyla anlatmaya çalışacağım.

Bizden önceki kuşaktan dinlediklerimi aktarmam için epey uğraşmam gerekir. O nedenle bizden önceki hayatlar tarih olmuştur. Hatıratlardan ve tarihi kaynaklardan ve yaşayan çınarlardan öğrenebilirsiniz. Ama onların hayatı bizden daha ağır ve zor şartlarda geçmiştir.

Şimdiki kuşak ellerindeki imkânları gökten zembille indi zannıyla bir hayat sürdürmek istiyorlar. Hâlbuki bu imkânların arka planına bakmaları gerekir. Bir yönden de şimdiki kuşağı şanssız da görüyorum. Çünkü insan hazır bulunca kıymet bilmiyor.

Bu durum da varlık içinde olmalarına rağmen çok farklı hastalıklarla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Evet, şimdiki nesil bizler gibi olsun demiyorum. Zaten olmaz ve olması da doğru değil. Ancak istikbalin köklerde olduğu unutulmadan, maziden güç alıp ân’ı yaşayıp geleceğe yürümek gerekir. İşte bu nedenle bizim kuşağı tanımaları yerinde olur diye düşünüyorum. O nedenle birkaç yazım özet halinde bu konuda olacak.

Gelelim Bizim Kuşağa:

Bizim kuşak, zamanında anne karnındaki çocuğun cinsiyeti öyle üç dört aylıkken bilinmezdi. Doğduktan sonra öğrenilirdi erkek mi, kız mı olduğu? Öyle fazla aşılarımız falan da yoktu. Hazır bezimiz zaten olamazdı.

Beşiklerimiz ailemizin tüm doğanlarını büyütürdü. Büyüyecek çocuk kalmayınca ihtiyacı olan komşuya verilir böyle devam ederdi. Anne sütüyle beslenirdik. Takviye besinimiz yoktu. Tüm lüksümüz annelerimizin bizi susturmak için lokum sürerek ağzımıza verdiği emzikti.

Kundaklarımız ve giysilerimiz el yapımıydı. Zıbın falan hiç duymadığımız şeylerdi. Doğum günlerimiz, annelerimizin kızlığa veda partileri olmazdı. Üstelik bunları konuşmak bile edebe aykırıydı. Genelde iki ismimiz olurdu. Birisi göbek adımız, diğeri bizden önce doğup ölen varsa o kardeşimizin adı olurdu. Çünkü nüfusa öleni bildirmek, yeni doğanı kaydettirmek öyle kolay iş değildi.

Her daim şehre gidip nüfusa uğrama imkânı olmazdı. “Komşu bizim çocuğu da nüfusa kaydettir” denir ve öyle sahneye çıkardık. Kaydı olmayanlara ketum (bilinmeyen) denirdi.

Bizim kuşak höllükle büyüdü. Hani türkülere de giren “höllük” nedir derseniz açıklayayım. Yeni doğan çocuklar için uygun bir araziden çocuk uyurken ihtiyaç giderdiğinde çamur olmayacak temiz toprak cinsinden alınır. Kalbur dediğimiz düzenekle elenir. Kurutulur. Torbaya konur. Sonra kullanılmış bir teneke kutu temizlendikten sonra höllük dediğimiz bu toprak tenekeye konur. Bebeğin cildine uygun derecede küllükte veya kışın sobada ısıtılır. Isıtılan bu toprak kundağın içine serilir.

Bebeğin bel kısmından aşağısı düzgün bir şekilde sıcak toprağın içine yerleştirilir ve kundakla bağlanır. Toprakla ilk temas böylece gerçekleşir. Yani özümüzle buluşuruz. Sıcak ortamda mışıl mışıl uyku başlar. Artık gelsin herkesin dağarcığındaki ninni manileri. “Eee! eh Ninni yavrum ninni! Uyusun da büyüsün ninni…” Bizim öyle dijital ninnilerimiz yoktu. Herkes kendi dağarcığındakini döker dururdu. Bir de beşiği de yavaş yavaş, ritimli bir şekilde sallarsanız artık değme bebeğin keyfine.

Artık anne de işini rahatlıkla yapabilir. Öyle elimize tutuşturulacak ve sonrada bizi bağımlı yapacak telefonlarımız yoktu. Öyle psikolojimiz falan da bozulmazdı. Şen şakraktık yani. Ayakkabılarımız ve elbiselerimiz yamalı idi ama psikolojimiz yerindeydi.

Bizim kuşak, yemek seçme, yemeği beğenmeme, yemeğe burun kıvırmayı bilmezdi. Ne pişer, sofraya ne konursa o yenirdi. Karnımız doyduğunda “elhamdülillah” demeyi, yemeğin başında “besmele”çekmeyi unutmazdık. Unutursak büyüklerimiz hatırlatırdı. Hep bir kaptan oturarak ve yer sofrasının etrafında halka yaparak aynı sahana kaşık sallardık.

Pişen yemek, börek veya çörekten komşuya da ikram etmeyi ihmal etmezdi annelerimiz. “Göz hakkı, komşu hakkı” kavramlarıyla büyüdük. Artan yemekler çöpe dökülmez, başka bir öğünde ısıtılıp yeniden yenilirdi. Öğünde tek yemek bulunur yanında yazın ayran veya yoğurt, kışın turşu veya ekşi çalkama olurdu.

Bunların hepsi el yapımı ve doğal ürünlerdi. Herkes kendi ürününü kendi yetiştirirdi. Öyle market falan bilmezdik. Küçük bakkallarımızda kendi yetiştiremediğimiz ürünler satılırdı. Bakkallarımızda her şey bulunurdu. İnşaat malzemesinden kırık leblebiye, elbiselik kadın ve erkek kumaşlarına, iğneden ipliğe kadar neye ihtiyaç varsa bulunurdu.

Çay yerine daha çok ayva yaprağı, kuşburnu içerdik. Şeker yerine pekmezle tatlandırırdık içeceklerimizi. Pekmez de kendi yaptığımız üründü. Hele bağ bozumu ve pekmez kaynatma kültürümüz görülmeye değerdi.

Pekmez kokuları ta tarlalardan hissedilirdi. Ayva yaprakları ve kuşburnu da aktarlardan alınmaz kendi bağımızda ve bahçemizde yetiştirilirdi….(Devam edecek)

***

NELER SÖYLENDİ?
@
Yusuf Sarıkaya

Yusuf Sarıkaya

DİĞER YAZILARI Kadim Değerimiz Komşuluk  Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir) Yine Dil Konusu Hurdacılar / Eskiciler Yanlışa Yanlış Demeliyiz Ak Köprü (Â Köprü) Din ve Sanat Dilber Ana ve Şehit Babası (Çanakkale Şehidi) Elveda Ya Şehr-i Ramazan Ailem Benim TRT Çocuk Dizileri Değerlerimiz ve Ramazan İklimi Mahyaların ve Mânilerin Dili Bursa Irgandı Köprüsü Yuvamız Tehdit Altında Tarihe Tanıklık Eden Şehir Bursa Bizim Kuşak /10 Bizim Kuşak-9 Bizim Kuşak /8 Bizim Kuşak /7 Bizim Kuşak /6 Karavanda Tehlikeli Hayat Yaşanmış Acı ve İbretlik Olaylar Şehirlerimiz Elli Yılın Ardından Bizim Kuşak /5 Bizim Kuşak /4 Bizim Kuşak /3 Bizim Kuşak /2 Malumat İlim midir Musa’nın Asası Sumud Firkat Üzer Vuslat Sevindirir Çocuklar Ağlarsa Esmaü’l Hüsnâ Mevlid-i Nebi  Vatan Devlet ve Hükümet Gargat Sizi Kurtaramaz Alışkanlıklarımızın Esiri Olmayalım İnsan ve Nisyan Kaskatı Gazze Ashab-ı Uhdud Zifiri Karanlıktan Fecrin Aydınlığına Çıktığımız Gece: 15 Temmuz 2016 Cuma Silahları Yakmaya Götüren Süreç A.Ş.K. Vakfı Buluşması Kur’an Mealleri ve Bir Kaşık Suda Fırtına Koparmak Zıplama Sanat mıdır Katil İsrail’in İran’a Saldırısı ve Nefsi Müdafaa İsrail Güçten Anlar Kurban Olabilmek Haccın Şuuruna Ermek-3 Haccın Şuuruna Ermek /2 Haccın Şuuruna Ermek /1 Gazze'de Anneler Günü En Sağlam Kalemiz: Ailemiz TRT Dizileri Üzerine Mahmut ve Meryem Algı Metaforu ve Etkisi Tartışma Sanatı Her Geceyi Kadir Bil Kendini Yeniden Tanımanın Yolu: İtikâf Ramazanı Anlamak Ve Anlamlı Kılmak /3 Ramazan’ı Anlamak ve Anlamlı Kılmak /2 Ramazanı Anlamak ve Anlamlı Kılmak-1 Misyonerlik ve Amaçları /2 Misyonerlik ve Amaçları /1 Sıçandan (Fareden) Doğan Kendir Keser Saman Pazarında Mücevherat Satmak Gazze Kaybetti mi Kazandı mı? Ah Bizim İhmalkârlığımız Ah Çığlıklarımız ve Çiğliklerimiz Medeniyetimizin Beşiği Camilerimiz Üç Aylar Üzerine Kısa Bir Yorum Yeşil Türbe’de Yankılanan Ses Vakıf Medeniyeti Zor Zamanlarda Ensar Olabilmek Engelli misiniz? Engel(siz) misiniz? Dünyayı Çocuklar Yönetsin Yûsufî Bakış Ceketin Cebi Kapalı Olmak Güz Mevsimi Sezai Karakoç veya Çağdaş Sufi Evlatlarıma Nasihatlerim /4 Evlatlarıma Nasihatlerim /3 Evlatlarıma Nasihatlerim-2 Evlatlarıma Nasihatlarım /1 Şehirleşen Köyler İmam Hatip Liseleri Siyonist İsrail’in Kelime Oyunları Oyuna Gelmeyelim Değerlerimize Saldırı Hz. Muhammet (sav) ve Şahsiyet İnşası Narin'ce Düşünceler Ah Filistin ah! Şairimden Mektubum Var Ayrıntılara Takılıp Öz'e Ulaşamamak Ömrümüz Hep Böyle mi Geçecek Yarım Asırlık Dostluk Vicdan mı Cüzdan mı? Sokak Hayvanları Veya Hayvanları İstismar Takiyye ve Merdivenaltı Üretim Üç Günlük Seyahatin Ardından Vefa Bir Semt Adı Mıdır? Yok Edici Tehlike Siyonist Zulmün Çığlıkları Fetih ve İşgal Sabah Namazında Üç Saftık! Bireyselleşme Adı Altında Tükenişe Giden Yol Güç Zehirlenmesi ve Siyonizm Afrika Menekşesi Din ve Dil Konusu Bayramların Hayatımızdaki Yeri Kadir Gecesi / Kader Gecesi Len Nerka: Asla Diz Çökmeyeceğiz Gazze: İnsanlığın İmtihanı Ramazan'ı Anlama ve Anlamlı Kılma Bursa Hanlar Bölgesi Filistin'de Soykırım ve Batı'nın Değerleri! İffetli Olmak ve İftiraya Uğramak Sivri Tepe ve Pamuk Miraç Mucizesinin Hediyesi Namaza Dair Hikmetler Bursa'da Zaman Bursa'da Küçük Bir Gezinti Mahmut Kanık ve Yaşar Kaplan Hayra Alamet Değil /2 Hayra Alamet Değil /1 İsrail Mitler ve Terör Gazze Direnişi Yüzümüz mü Var?! Seyahat Ya Resulallah! ABD ve Dünya Jandarmalığı veya Katil Devlet Sezai Karakoç ve Çağdaş Sufi Yahudilerin Kahrolası Azgınlıkları Gazzeli Annenin Feryadı Siyonist Hahamlardan Fetva Alma Hırsızlığı Demir Kubben Başına Çöksün Siyonist İsrail Kalbi Mühürlü Olanlar Niçin İsrail Devleti de Yahudi Devleti Değil? Çocuk ve Ölüm Gözyaşı Aşkla Yapılacak Görevler A.Ş.K Vakfı Bursa'da Çocuk Olmak Ey Resul! Bu Çağın Adı Ne Olsun? Güzel Ahlak ve Nefs Atışması 1988 Yılı Nobel Edebiyat Ödülü İnsanın Dört Mevsimi Gençlik ve Bazı Sorunları Muallim Naci Nefs ve Akıl Atışması Merhamet Elçisine Arzımdır  Ali Ulvi Kurucu Emin Acar İle Kısa Bir Görüşme Nefs ve Vicdan Atışması Hayat ve Memat Anadolu'da Geleneksel Düğünlerimiz Hicret Bir Dirilişin Adıdır İradeyi İpoteğe Vermek Allah'a Sevimsiz Gelen Helal Şehzade Ahmet Efendi İle Kısa Bir Görüşme Çocuklarımızın İyiliği İçin Onlarla Kötü Olmayalım Kurban Olsun Diye... Eğitim Hayatımdan İbretlik Bir Anı Dilin Gücü ve Afetleri Terk Edilmişliğin Acı Sonu Helena'nın Havva Oluşu Dostlarım Olan Kitaplarımla Hikâyelerim /3 Dostlarım Olan Kitaplarımla Hikâyelerim /2 Tedbirden Sonra Tevekkül Bilinmeyen Üniversite - Salih Dane Hoca Efendi ve İstinye/ Mahmutçavuş Camii Dostlarım Olan Kitaplarımla Hikâyelerim /1 Dilber Ana ve Elmas Kadın Özdeyişler Yazmak Sorumluluk İster
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
Advert
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA