Rahmetli anama, babasıyla (dedemle) ilgili soru sorduğumda, “Yavrum, babamdan bana tek anlatılan şey; gâvurlar memleketimizi işgal ettiğinde harbe gitmiş (Nüfus kütüğünden öğrendiğimize göre yıl 1914) Irgatlık zamanı, ben kundakta iken bir günlüğüne izinli gelmiş. Tarlada kollarıma halkalı şeker geçirmiş sonra öpmüş, sevmiş.
Anam tarlanın öteki ucunda arpa yolmakta imiş. Asker elbiseli bu şahsı tanıyamadığından korkudan ödü kopacak gibi olmuş. Sonra kocası olduğunu öğrenmiş. Tabii kısa bir süre görüşüp ayrılmışlar. Dönüşünün olmayacağını, harbin şiddetli olduğunu söylemiş. Helallik dilemiş. Kendisini ve çocuğunu Allah’a emanet etmiş. Vatan sağ olsun, demiş. Çıkmış yeniden Çanakkale yollarına. Tabii gidiş o gidiş… Babamdan tek hatıram bu evladım.” derdi.
Milli Savunma Bakanlığı’nın Şehitlerimiz adı altında yayınladığı 5 ciltlik kitabın kayıtlarında, Baba adı: Osman
Adı: Ali
Doğum Yılı: Tarihi: 29.05.1915
Şehit Düştüğü Yer: Meydan Harbi
Askerlik Şubesi: Boğazlıyan
İlçesi: Boğazlıyan, olarak geçen bir şehit künyesi var. Pek çok bilgisi dedemle örtüşen bu şehidin 211000 şehitten biri olduğuna şüphem yoktur. Ama asıl olan o şahsın, dedem olup olmadığı değil; esasen Çanakkale ruhunun biz torunları tarafından yaşatılıp yaşatılmadığıdır.
Çanakkale, bizim şimdiki devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür. İstiklal Harbimizin dibacesidir (Arapça ön söz) O Kınalı Kuzular bu ülke için şehit oldu. Din, iman ve kutsal vatan için şehit oldular.
Bize düşen ise hamasi ve ayranı her şeye kabaran, boş, faydasız, her ayağa ve tezgâha düşen zavallılar değil; akıllı ve çalışkan, düşünen ve ona göre hareket eden nesiller olmaktır. Sizleri, birkaç şiirden alıntı ile baş başa bırakıyorum.
“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi..." diyerek başlayan ve Çanakkale’yi şiirle destanlaştıran merhum Akif'in,
“Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.” diye biten abide şiiri; Çanakkale’yi ciltlerle anlatan kitapları rafa kaldırır düzeydedir.
Mehmet Akif bu şiirini olsa olsa maveradan gelen ışık ve ilhamla yazmıştır. Yoksa böyle bir şiir normal duygularla yazılamaz, diye düşünüyorum. Çünkü bu şiir Mekke’de, Necit Çöllerinde yazılmıştır. Devleti adına İngilizlerin oyununa gelen bazı Arap şeyhlerini oyuna gelmemeleri konusunda uyarma amacıyla oralara görevli gittiğinde bu zaferi duyunca yazmıştır.
Çanakkale’yi, Batı'nın “Hasta Adam” diye yaftaladığı bir dönemde Müslüman Anadolu evladının son yurdunu; şehit kanlarıyla sulanmış kutsal vatanını, yedi düvele karşı Türk, Kürt, Çerkez, Arap v.b. birçok Müslüman kardeşiyle birlikte savunarak kazandığı İstiklal Harbi’nin dibacesi yani ön sözü olarak niteler tarihçilerimiz… Evet, Çanakkale Zaferi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu başlatan bir ön sözdür.
Çanakkale Türküsü'nü durmadan okumak gerekir:
“Çanakkale'den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim kurudu kan kusa kusa.
Of gençliğim eyvah.”
…
Bu şiir ve daha niceleri dikkatli dinlendiğinde acıları, ölümleri, çığlıkları, top seslerini fısıldar derinden kulağımıza. Necmettin Halil Onan'ın “Bir Yolcuya” şiiri de bizleri aynı duygu ortamına çeker:
“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”
Ahmet Nedim, 1915 Namaz isimli şiirinde;
“...
Kuru toprak üzerinde kundurasız kılınan
Bu namazın pek uygun bir kubbesiydi asuman.
Bir çam ona gölgesinden yapışmış idi seccade
Sanki tekbir alıyordu, vakit vakit top sesi
Gözlerinin sade akı beyaz kalan yüzünde
Parlıyordu, o sarsılmaz imanın gölgesi
Bir Müslüman nasıl olur, bu levhadan anladım.
Hürmetlerle yavaş yavaş sokuldum beş on adım.
…
Allah- Allah bu ne yüksek imandır Ya Rabbi!
Bir Müslüman ne büyük bir kahramandır Ya Rabbi!
Kahramandır çünkü toplar etrafında patlarken
Zerre kadar titremedi, namazını bozmadı.
Dört yanına ateş saçan türlü türlü afetten
Sanki onu koruyordu bir meleğin kanadı."
Çanakkale Savaşı'nda, orduları yönetmede gösterdiği başarılar nedeniyle Anafartalar Komutanı ünvanını alan Mustafa Kemal ve hem Çanakkale Savaşı'nda hem de vatan savunmasında toprağa düşen tüm şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum.
***
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Musa Aşkın
Geleceksiz Kalmak
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar