Anadolu’nun pek çok yerinde buna benzer atasözümüz vardır. Biraz kaba gibi gözükür ama meramı ifade için tabir yerinde ise “cuk” diye oturur. Bu nedenle de daha çok olumsuzluk görülen kişiler için kullanılır. “Aslı ne ki, nesli ne olsun” anlamında çok önemli bir ifadedir.
Trump tam bir emlakçı gözüyle bakarak “İsrail Gazze’yi bize devretti. Oralar çok güzel yerler. Gazzelileri başka Arap ülkelerine göndereceğiz. Oraları imar edip villalar yapacağız. Acelemiz yok” Minvalinde uçuk kaçık sözler söylüyor.
Nabız yokluyor. “Kim ne diyecek bakalım?” gibi bekleyişe girerek durmadan söylem değiştiriyor. Türkiye dışında kalan ülkelerden cılız sesler çıkıyor veya hemen ABD’nin kapısı çalınıyor. İçimizdeki İsrail ve ABD ağzıyla konuşan Amerikalılar da mal bulmuş mağribi gibi Trump’ın sözleri üzerinden ahkâm kesmeye çalışıyor.
Saldırıya geçerek daha düne kadar “Hamas terör örgütüdür.” Diyenler ağız değiştiriyorlar. Kısacası şu bizim iyileşmeyen yaramız, yani dış politikayı iç politikaya âlet etmeye kalkışma zavallılığı ile karşı karşıyayız. İç kalede birliği tahkim edememe hastalığımız tekrar nüksediyor. Efendiler dış politika iç siyasetin argümanı olarak kullanılmaz bunu artık öğrenelim.
Kim bu Amerikalılar? Daha iki asır önce sömürgecilik için yollara düşmüş ve koca kıtanın Kızılderili, Aztek, Maya gibi yerli neslini tüketen batılı at hırsızı kovboylar değil midir? Sonra da yerli halkı vahşi, kendilerini medeni gösteren (daha geçenlerde yanıp kül olan yerlerde) çektikleri kovboy filmleri ile dünyayı yalanlarla zehirleyenler değil mi? Girdiği yerde taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayan soykırımcılar değil mi? Uzak tarihte yaptıklarını bir kenara bırakalım.
Yakın tarihe göz atacak olursak önce İran ile Irak’ı kapıştırıp sonra zayıflatıp, Kuveyt’e Saddam’ı saldırtıp sonra da “Sende nükleer silah var. “ diyerek “Yıldız Savaşları” adı altında koca ülkeyi tar u mâr eden katiller değil mi? Üstelik kışkırttıkları Saddam’ı 2006 sonu Kurban Bayramı’nda düzmece bir mahkeme ile idam ettiren zalim ABD başkanı baba Bush değil mi?
Daha düne kadar Osmanlı toprakları olan bu yerlerde kurdukları kukla devletleri yeniden parçalayan İsrail lobisinin kuklası ABD değil mi? 15 Temmuz 2016’da yine içimizde yetiştirdikleri hainlerle ve maalesef bazı gafillerle bizi bölmek istemediler mi? Buna “senaryo” diyen en azıyla gafiller bile çıkmadı mı içimizden? Halen sosyal medyada hırsla bu alçaklığı savunan zavallılar yok mu? Bizim milletimiz içinde üzülerek söyleyeyim, iftiracı, yeri geldiğinde düşmanla ortak hareket eden ve günü kurtarıp emeline kavuşma ihanetine dahi çanak tutan bir damar hep var oldu. Bu da bizim kaderimiz diyerek teslim olamayız. Bu damarla mücadele her alanda yapılmalı. Günümüzün en etkili aracı olan sosyal medyada kışkırtmadan, hakaret etmeden, kötü zandan uzak, birikimimiz olan alanda mücadeleye devam edilmelidir.
ABD Başkanı'nın bu sözü hepimizi uyandırmalıdır. Bu söylemin altında “Arzı Mev’ud” denilen ve günümüzde değeri olmayan batıl inanç vardır. Bu kavram Firavunun zülmü altında ezilen Yahudi halkından olan Musa a.s.’a Allah’ın gönderdiği dönemde vadettiği bir kızıl elmadır. Allah’ın vaadi haktır ve o gerçekleşmiştir. Bu vaad zalimler için değil, mazlumlar içindir. Daha sonra bozgunculuk damarı harekete geçen Yahudi halkı kendi içinde iki devlet olarak bölünmüş. Sonra da özellikle yönetici tabaka fitnelerine devam ettiği için ortadan kaldırılmış ve dünyaya sürgün edilmiştir. Masum olan halklar da zulme ses çıkarmamalarının azabını görmüştür. Zaten kurunun yanında yaşın da yanacağı malumdur.
Özetle tarihte zulmü meslek edinenler, nesillerine zulmü miras bırakmaya devam ediyor. Başlıktaki cümleyi tekrar edecek olursak sıçandan (fareden) doğan kendir kesiyor kısacası. Değişmeyen ve değişme erdemini gösteremeyen herkese söylenecek bir sözdür bu. Herkesi değiştirecek tılsımlı değneğimiz olmadığına göre bize düşen erdemlilerin yanında durmaktır. Geçmişi ve şimdiki haliyle zulmü meslek edinen Netanyahu ve ABD’ye karşı mazlumun yanında yer almaktır.
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Gevher Aktaş Demirkaya
Tren İstasyonlarında Vedalar Kavuşmalar Hatıralar
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar