İnsanoğlu yaratılış ve fıtrat gereği dünya üzerinde daima aktif olarak rol oynayan ve bu aktifliğini ömrü kifayet ettiği müddetçe devam ettiren bir varlıktır.
Geçmişten beri çocuğu, genci ve yaşlısı herkes hayatta kendisine dair olan bir aktiflik içerisinde bulunmuştur lakin bu durum günümüze gelindiğinde değişiklik göstermiştir. Bu değişikliğin en köklü olanı da yaşlıların dünya üzerindeki aktifliğidir.
Yaşlıların aktifliği, günümüzde pasifliğe dönüşmüştür. Bunun en büyük sebebi de “emeklilik”tir. Emeklilik, her ne kadar belirli bir yaştan sonra işten güçten uzak durup istirahat etmek olarak algılansa da derinlere indiğimizde durumun hiç de öyle olmadığını görmekteyiz. Günümüz toplumunda emeklilik, belirli bir yaş grubuna; “Al, sana hayatını idame edecek kadar para, bir köşede dur ve hiçbir şeye müdahil olma.” demektir.
Aslına bakacak olursak ne bizim geçmişimizde ne de dinimizde böyle bir uygulama vardır. Aksine, hem atalarımız ölüm onlara gelinceye kadar çalışmış hem de İslam dini bu emri vermiştir.
Bugün emekli olan insanların çok büyük bir kısmı ne yazık ki kendilerini dört duvarın arasına hapsetmektedir. Birçok emeklinin uğraştığı bir spor ya da sanat dalı yoktur. Uzun süren hareketsizlikler, boş oturmaktan dolayı yapılmayan beyin egzersizleri, bu insanları hem beden olarak hem de zihinsel olarak hasta etmektedir. Halk arasındaki deyimiyle tabiri caiz ise bu insanlar hamlaşmaktadır. Bu bilimin bir gerçeğidir ki kullanılmayan organlar paslanır, uygulanmayan yetenekler körelir. Bu durum da emekli insanların halk arasında bunak muamelesi görmesine zemin hazırlamaktadır.
Olayların nasıl cereyan ettiğini anlayabilmek adına tüm bu hususlar üzerinde eski-yeni karşılaştırması yapacak olursak eski dönemlerde aslında “emeklilik” diye bir kavramın olmadığını göreceğiz. Bilimle uğraşan insanlar, savaşçı insanlar, devlet idaresinde olan insanlar, sanat icra eden insanlar ve de zanaat icra eden insanlar hepsi ta ki ölüm onlara misafir olana kadar alanlarındaki işlerle meşgul olmuşlardır. Bu meşguliyet hem bedenlerini hem akıllarını hem de ruhlarını diri tutmuştur.
Günümüzde bu duruma bakacak olursak emekli olan insanların çok kısa bir süre içinde sağlık problemlerini yaşadığını rahatlıkla görebiliriz. Bu durumu sadece yaşın gereği yaşanılan hastalıklar olarak göremeyiz. Burada bahsedilen hususların bu hastalık üzerinde ciddi olarak etkisi vardır.
Bugün 75 yaşındaki bir emekli, poşetler dolusu ilaç atmadan uyku bile uyuyamazken 1700’lü yılların sonunda Nizam-ı Cedid ordularının başında yer alan 80 yaşındaki Cezzar Ahmet Paşa, Akka Kalesi’nde Napolyon’a hayatında hiçbir zaman unutamayacağı müthiş bir mağlubiyet yaşatıp Fransız ordularını bozguna uğratmıştır. Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferine çıktığında 71 yaşındaydı. Kanije Fatihi Tiryaki Hasan Paşa, Kanije müdafaasını yaparken 71 yaşındaydı.
Gazi Evrenos Bey şehit düştüğünde 80 yaşındaydı. Osmanlı’nın hekimbaşılarından biri olan Ahi Mehmet Çelebi, 92 yıl yaşamış ve ömrünün son anlarına kadar bilimsel çalışmalarına devam etmiştir. Yaklaşık 98 yıl yaşayan Mimar Sinan, Selimiye Camii’ni inşa ettiğinde 80 yaşındaydı. Kılıç Ali Paşa Camii’ni ise 90 yaşında tamamladı. Sabuncuoğlu Şerefeddin, en önemli eserlerinden biri olan Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye eserini 83 yaşındayken kaleme almıştır. Mücerrebnâme’yi; kendi deneylerini ve ilaç tariflerini içeren bu son eserini ise 85 yaşında yazmıştır.
Bu çerçevede sunulabilecek yüzlerce örnek mevcuttur. İşte bu insanlar ileri yaşlarına rağmen bu fiiliyatları hiçbir zaman pasife çekilmeden tabiri caiz ise paslanmadan yapmışlardır. Binaenaleyh, emeklilik kavramı hem bizim geçmişimizle hem de dini inancımızla uyuşmamaktadır. “Ölüm gelinceye kadar rabbine ibadet et!” ayetinden de anlaşılacağı üzere İslam, insanın ölene kadar aktif görev almasını mamafih hem sosyal hem dini vazifelerini yerine getirmesini istemektedir.
Tam mânâda bir istirahat insana ancak zarar vermektedir. İnsanoğlunun akıl ve beden sağlığını muhafaza edebilmesi için mutlak surette bir iş ile meşgul olması gerekmektedir. Buradaki işten kasıt yalnızca maddi getirisi olan iş değildir. Bir insanın emeklilik gibi, maaşa ihtiyacı olmadığı bir dönemde dahi sosyal ya da sanatsal veyahut bilim ve ilim ile uğraşması gerekmektedir. Bu durum mutlak tecrübeye ve bilgiye sahip olan yaşlılarımızı daha ferasetli ve daha dinç bir hale getirerek topluma daha fazla fayda sağlamalarına vesile olacaktır.
***
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar