Kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi olarak tanımlanan feminizmin ortaya çıkışı 18.yy.a dayansa da esasında çok daha eskilere ait olduğunu bize gösterecek bir karakter var. Adı Lilith...
Onun için sorulacak şu sorunun cevabı herkes için farklı olabilir.
Lilith, tarihin ilk kötü karakteri mi yoksa ilk feministi mi?
Temeli Sümer, Babil ve Yahudi efsanelerine dayanan bir karekter o. Hristiyan ve Yahudi efsanelerinde, filmlerde, kitaplarda, fresk ve ikonalarda, uzun dalgalı kızıl saçları, kehribar rengi gözleri, bembeyaz teni ve zarif bedeniyle Adem'in ilk eşi olarak tasvir edilir Lilith. Modern yorumlarda baskı görmeyi reddeden, kendi kaderini çizen ilk feminist figür ve karanlık dişil güç olarak görülür.
Efsaneye göre ki Musevi Medeni Kanunu'nun "Yaratılış" kısmında bahseder, Hz. Adem'in Havva'dan önce topraktan yaratılan ilk eşidir. Adem ile eşit olduğunu savunduğu ve itaat etmeyi reddettiği için cennetten ayrılarak düzene başkaldıran ilk kadın karakterdir. Adem gibi topraktan yaratıldığını ve onunla eşit haklara sahip olduğunu savunur. Bu dayatmalara razı gelmeyip cenneti terk eder.
Efsaneye göre cennetten çıktıktan sonra şeytan ile birleşmiş ve çocuk ölümlerine neden olan, geceleri görülen "dişi iblis" olarak tasvir edilmiştir. İşte buna, tarihte itaat etmeyen kadına vurulan ilk darbedir diyebiliriz. Lilith'in dönmeyeceğinden emin olan Tanrı, bu sefer itaatkâr olsun, diye Adem'in kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır. Sonra Lilith iblis kılığında cennete girer ve onları yasak elmayı yemeğe ikna ederek cennetten kovulmalarını sağlar. Bu efsane, özellikle Rönesans dönemi eserlerinde bolca tasvir edilmiştir.
Tüm bu hikâyenin günümüzde bile savaştığımız onlarca şeyin temelini oluşturduğu ortada.
Kendi yolunu çizmek isteyen, otoriteye karşı gelen, kendi istekleri için çabalayan kadınlar; varoluştan bu yana "Ayrık Otu" olarak anılıyor. Hatta geri kalmış toplumlarda taşlanıyor, kırbaçlanıyor, recm ediliyor.
Sisteme uyması istenen kadına; kocana koşulsuz şartsız itaat et, icat çıkarma, çok konuşma, razı ol, idare et, dayan sözleriyle özel bir hapishane yaratılıyor.
Günümüzde de değişen hiçbir şey yok esasında. Gitmek isteyen kadın, kocası tarafından bıçaklanıyor, kurşunlanıyor, işkence ediliyor. Kadını bir şeytan olarak tasvir etmek ataerkil sistemin mayasında var sanki. Tüm dini metinlerin erkekler tarafından yazıldığı aşikâr. Şayet bu metinler bir kadının elinden çıksaydı eminim yaşadığımız dünya çok daha adil bir yer olacaktı. İster çok tanrılı dinlerde ister tek tanrılı dinlerde olsun, yaratılış sırası önce erkektedir. Bütün tek tanrılı dinler kadını 2. sınıf olarak görür. Çünkü hepsi ataerkil zamanda çıkmıştır ve erkeğin bilinç altında hasıl olan "kadın korkusunun" dışa vurumudur.
Oysa insanlığın ilk zamanı anaerkildir. Şaman köklerimize baktığımızda Pagan döneme ait kadın figürlerinin ne kadar güçlü ve özgür olduğu ortadadır.
Galiba bütün mesele cinsiyet gözetmeksizin "İnsanerkil" olabilmektir... Kadın ve erkek elbette farklı canlılardır fakat birinin diğerini doğuştan getirdiği bir ayrıcalıkla ezmesi kabul edilemez. Kadının varoluş mücadelesi yıllardan beri süregelmektedir.
Her gün binlerce kadın dünyanın bir yerlerinde, özellikle bizim gibi Doğu ülkelerinde; eşit maaş alabilmek, sokaklarda korkmadan yürüyebilmek, kendi giyimine karar verebilmek, istediği zaman kürtaj olabilmek, mutsuz olduğunda boşanabilmek, dayak yememek, öldürülmemek, şiddete uğramamak ve bunun gibi daha bir çok şey için canhıraş mücadele etmeye devam ediyor.
Ne yazık ki sevgili Duygu Asena'nın dediği gibi buralarda "Kadının adı hâlâ yok..." Kadının ötekileştirildiği, yok sayıldığı, değersizleştirildiği toplumların ne vaziyette olduğu hepimiz için aşikâr. Sadece bu tarafından bakıldığında bile aydınlanma çağı yaşanabilir.
Lilith, gerçekten kötü müydü yoksa ondan sonra gelecek olan diğer kız kardeşleri gibi kendi yolunu çizmek, hayatını istediği gibi kurmak isteyen bir kadın mıydı bilinmez fakat aradan yüzyıllar geçmiş olsa bile ne kadının özgürlük savaşı ne de bunun için ödediği bedeller değişmiyor.
Kadın hâlâ adsız bir kahraman olarak yaşamaya devam ediyor ve Lilith hepimiz için yukarılarda bir yerden, "Sakın pes etme!" diyor...
***
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar