Yazmak…
Bu kelimenin ardına ne çok şey sıralamak isterdim.
Aslında yazmak tıpkı okumak gibi insanın bu hayattaki en sadık yoldaşı, en güvenilir dostudur.
Üstelik bu dostluğu kurmak için çok şeye de gerek yok; bir defter bir kalem ve bir silgi yeterli.
Bu birliktelik sihirli bir ortaklıktır. Kalem ve kâğıt bir araya gelip sıradan gibi görünen bir gerçeği yazar, siz onu okuduğunuzda; “Bunu ben de biliyordum, niye daha önce yazmak aklıma gelmedi?” diye hayıflanırsınız. Hayıflanmayın çünkü hepimiz aynı dünyada aynı toplumda yaşasak da hayatı içselleştirme biçimimiz, gözlemlerimiz ve biriktirdiğimiz duygular farklıdır.
Misal, ben birinin kabalığından ve saygısızlığından rahatsız olurken sen ilgisizlikten ve sevilmemekten rahatsız olabilirsin. Bir başkası hayatın gidişatını tasvip etmez, toplumu aşağı çeken unsurlarla mutsuz olur ve bunu yazar. Bir diğeri ise aile içi çatışmaları kaleme almayı seçer.
Hemen hemen her bireyin çocukluğundan taşıdığı yaraları, travmaları vardır. Bir çok yazar, kelimeleriyle işte bu yaraları deşer. İnsanların hayatlarının, dünyalarının tam kalbine bir ayna tutar. “İnsan yazdıkça iyileşir, iyileştikçe yazar.” Yazar, yazdıkça bu sancıların sadece kendine ait olmadığını ve yalnız olmadığını da görür. Kendini şifalandırdıkça odağını toplumun kanayan yaralarına çevirir. Kelimeler vasıtasıyla içindeki o iltihabı, irini söküp akıtmıştır artık. Bir süre sonra kendi iyileşmesini de unutup toplumda gözlemlediği sorunları kaleme almaya başlar. Dünyadaki daha büyük dramları, daha büyük acıları gördükçe kendi dertleri arka planda kalır. Gördüklerinin ve duyduklarının şaşkınlığıyla sadece ve sadece yazmak ister. Elbette yazmak için en iyi yoldaş yine okumaktır. Bu iki kadim dost, insanın kendisini ve dünyayı anlamlandırma çabasına birlikte eşlik eder.
Hayatın karmaşık dehlizlerinde kayboldukça insanoğlu, en zayıf noktasından dağılmaya başlar. Arkadaşlıklar, dostluklar, aileler çözülüp kopabilir. Fakat ne olursa olsun, sizinle sorgusuz sualsiz kalmaya hazır iki dost hep oradadır. Okumak ve yazmak, bu hayattaki en uzun en sadık yol arkadaşınız olabilir.
***
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar