Yazılı edebiyatın tarihi, aslında insanın kendini ve dünyayı arama tarihidir. Bu uzun yolculuğun en sağlam, en sarsılmaz temel taşı ise hiç şüphesiz şiirdir. Ancak günümüzde şiir kavramı çoğu zaman biçimsel bir tuzağa düşürülüyor; birbirine uydurulmuş sesler ve sırf ses benzesin diye peş peşe dizilmiş sözcükler, "şiir" etiketiyle sunulabiliyor. Oysa hakiki şiir, kafiyenin çok ötesinde bir varoluş ve ifade mücadelesidir.
Şiirde özgünlük ise net bir mesaj, herkesin söylediğini benzersiz bir edayla ifade etmek ve hafızaya kazınan metaforlar eşliğinde mümkün.
"Biçim sadece bir iskelettir. Her kafiyeli dörtlük şiir değildir." bu edebiyatın en yalın ama en hayati gerçeklerinden biridir. Ölçü ve kafiye, şiirin yalnızca dış iskeletidir; ona ruhunu veren ise içindeki fikri ve duygusal derinliktir.
Hece ölçüsü ve geleneksel biçim, öylesine seçilmiş bir teknik olmamalı; aksine sözün sertliğini ve mesajın gücünü taşıyan sağlam bir omurgaya sahip olmalıdır. Tıpkı Abdurrahim Karakoç’un kılıç kadar keskin hece kullanımında ya da Necip Fazıl’ın mistik ve fikri derinliğinde gördüğümüz gibi; geleneksel ritim ancak özgün bir mesajla birleştiğinde edebiyatın temel taşı hâline gelir. Şiir, kafiyeye teslim olmak yerine kafiyeyi kendi fikrine hizmet ettirebildiği nispette güçlüdür.
Serbest şiir denildiğinde akla ilk gelen 'kuralsızlık' kavramı da tam bu noktada büyük bir yanılgıya dönüşür. Serbest şiir, ölçünün ve kafiyenin sağladığı korunaklı zırhtan soyunmak demektir. Dış iskeleti kaldırdığınızda geriye sadece sözün çıplak gücü kalır. Eğer o sözün arkasında fikri bir yük, zihinde çakan bir metafor ve kendi içinde akan bir iç ritim (asonans ve aliterasyon) yoksa; yapılan şey serbest şiir değil, biçimsiz bir düz yazı kırıntısıdır. Yani ister hecenin disipliniyle yazılsın ister serbest dizelerin özgürlüğüyle; şiiri ayakta tutan şey dıştaki kalıp değil, içerideki nabızdır."
Herkesin Söylediğini Farklı Söylemek
Bir şiiri kalıcı kılan şey, hangi konuyu işlediğinden ziyade o konuyu nasıl söylediğidir. Toplumsal aksaklıkları, gündelik hayatın yüklerini ya da bireysel çelişkileri herkes konuşur. Ancak şair, herkesin baktığı yere bakıp kimsenin kuramadığı bağı kuran kişidir.
Şiir özellikle toplumsal eleştiri, hiciv ve zihinde yer eden metaforlarla somutlaşmalıdır. Gündelik yaşamın içinden, bazen bir öğretmenin dünyasından bazen de sokağın sesinden süzülen temalar; sıradan bir anlatım yerine okuyucunun zihninde şimşek çaktıran benzetmelerle işlenmelidir. Bu da okurun karşısına kuru bir nasihat değil, edebî bir söyleyiş ile çıkmak demek.
Şiirde "edebî söyleyiş", sadece yumuşak ve romantik kelimeler dizmek anlamına gelmez. Bazen edebî söyleyiş; bir duruş, bir haykırış, ritmik ve sarsıcı bir başkaldırıdır. Tıpkı Cem Karaca’nın müziğinde hece ölçüsünün Anadolu rock tınısıyla birleşip kitleleri uyandırması gibi, yüksek enerjili, tavizsiz ve diri bir ritme sahip olmalıdır. Söz, melankolik bir rehavete kapılmak yerine, rock müziğin o tok ve vurucu karakteriyle okuyucunun zihnine kazınmalıdır.
Aynı vurucu ritim, serbest şiirin alanında da geçerlidir. Serbest dize, ritimsizlik demek değildir; aksine kendi melodisini her dizede yeniden kuran bir iç ses demektir. Tıpkı geleneksel temaların Anadolu rock'ın sert basgitar ve davul vuruşlarıyla harmanlanıp kitleleri ayağa kaldırması gibi; serbest şiir de dize boylarını ve duraklarını birer enstrüman gibi kullanarak okurda aynı sarsıcı etkiyi yaratmalıdır. Önemli olan dizeyi nerede kestiğiniz değil, kestiğiniz yerden çıkan sesin zihinde bıraktığı yankıdır.
Sözü ağırlığınca söylemek şiiri geçici bir heves veya söz sanatı egzersizi olarak değil, toplumsal ve bireysel bir sorumluluk olarak gören bir anlayışın yansımasıdır.
Özgün metaforlarla zenginleştirilmiş; ister hecenin disiplininden doğsun ister serbest dizenin kendi iç ritmiyle kanatlansın, söyleyecek net bir sözü olan dizeler, dijital çağın uçucu metinleri arasında kalıcı birer anıt olarak varlığını sürdürmeye adaydır. Çünkü söz çoktur; ama hafızada kalan ve iz bırakan sadece "farklı söylenen"dir.
Nabza Şerbet
Meydan artık erin değil
Muhabbetler derin değil
Şirin eski Şirin değil
Ferhat dağ falan delmesin!
***
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -18 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Hakan Cucunel
Jean Teule - Sağanak Altında
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Musa Aşkın
Anlama Çabası
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar