Eğer bütün kusurlarınızı bildiği hâlde hâlâ size muhteşem biri gibi bakan ve öyle davranan biri varsa bilin ki bu dünyada sahip olunabilecek en büyük nimetlerden birine sahipsinizdir, bu çoğu zaman yeter de artar bile.
Bugün dünya bir karmaşa içinde… Duygular karışık, geçim derdi ağır, zihinler yorgun. Farkında olmadan bir koşuşturmanın içindeyiz. Ama unutmayalım ki biz insanız… Bu dünyada bize verilen iki büyük armağan var, biri toprak diğeri ise gökyüzü. Toprak bize sabrı ve üretmeyi öğretir, gökyüzü ise umut etmeyi ve hayal kurmayı…
Bu dünya gelip geçicidir, bizden önce yaşayan nice insanlar vardı; bugün yoklar ama isimleri kaldı. Onlar da bu dünyanın karmaşasını gördü, belki daha büyük zorluklardan geçti. Belki bugün kullandığımız teknolojilerin benzerleri yüzyıllar boyunca farklı şekillerde ortaya çıktı, sonra kayboldu ve yeniden doğdu. Çünkü hayat, doğmak, büyümek ve ölmek gibi bir döngüdür.
Milyarlarca yıl yaşında bir dünyada yaşıyoruz. Sürekli yeniliklerin peşindeyiz, daha fazlasını arıyoruz. Ama çoğu zaman sahip olduklarımızla yetinmeyi bilmiyoruz. Oysa insan, elindekinin kıymetini bilse, paylaşmayı öğrense, en güzel duygularla yaşayıp yine en güzel izleri bırakarak ayrılabilir bu dünyadan.
Birbirimizin kusurlarını aramak yerine erdemi seçsek. Yargılamak yerine anlamaya çalışsak olduğumuz gibi kabul eden insanlarla yan yana olsak… Çünkü dünya bizi olduğumuz gibi kabul ediyor; doğduğumuz için yargılamıyor, ne yediğimizle, ne olduğumuzla hesap sormuyor o sadece veriyor.
Ama biz, alıp verme dengesini sanki kaybetmiş gibiyiz. İçimizdeki sevgiyi vermemeye başladık. Kırgınlıklarımız büyüdü, kalbimizde birikti. Bazen dengede kalamıyoruz; ya aşırı seviyor ya da aşırı kırılıp nefret ediyoruz. Oysa iyi olanın hakkını iyi olana verdiğimizde, denge kendiliğinden yerine oturuyor.
Belki bütün dilleri bilmemize gerek yok… Eğer gönül dilini anlayabilsek, gönül diliyle konuşabilsek, pek çok mesele kendiliğinden çözülür zaten.
Çünkü gönülden gelen her şey gerçektir, esastır ve kalıcı olandır.
***
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -14 / Gölge Güçlerin Yükseliş
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Ebru Bozcuk
Tanıdıklık Hissi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar