YZB. AHMET SAFFET BEY VE HZ. DAVUT
Tarih: 12 – 13 Mayıs 1915
Yer: Çanakkale Boğazı Morto Koyu
Batan Gemi: HMS Goliath (Golyat)
Batıran: Muavenet-i Milliye torpido botu
Hangi dürbün dünyadaki en eşsiz görüntülerden birini görmüş olabilir?
İşte bu soruya verecek bir cevabımız var: Türk denizcilik harp tarihinin en müstesna zaferlerinden birinin yaşandığı gece, Kd. Yzb. Ahmet Saffet Bey ve askerlerinin Muavenet-i Milliye’den gördükleri manzara…
MÖ 11.yy.da bahsi geçen bir savaşçı var. Adı Golyat. Boyu yaklaşık üç metre, iri cüsseli ve yenilmez bir savaşçı. Eski Ahit ve Kur’an’da bahsi geçiyor. Meydanlara çıkıp “Yok mu benimle savaşacak?” diye nara atıyor. Ortadoğu mitolojisinin önemli figürlerinden biri. Onun karşısına bir genç çıkıyor: Hz. Davut. Yaşı ve cüssesi küçük. Buna rağmen sapanıyla Golyat’ı gözünden vuruyor. Sendeleyerek yere düşen dev savaşçının kendi hançeri ile kafasını kesiyor…
Bahsi geçen mitolojiden 30 asır sonra, aynı adı taşıyan dev cüsseli savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nda. Bütün kibri ile savaş pozisyonu almış durumda.
Mehmetçiğin, “kocakarı” diye lakap taktığı HMS Goliath gemisi Morto Koyu’nu kaplamış. 120 metre boyu, 750 personeli ile zamanının en büyüklerinden. Bu dev savaş canavarı, çevresindeki koruma ve devriye gemileri ile kendini güvende ve yenilmez hissediyor…
**
Diğer tarafta 1909 yılında kurulan Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyetinin, bağışçıların desteği ile Alman bir firmadan aldığı dört adet torpido botu var:
Muavenet-i Milliye
Yadigâr-ı Milliye
Gayret-i Vataniye
Numune-i Hamiyet
Adındaki bu dört adet torpido botundan Muavenet-i Milliye, 72.1 metre boyu, 7.88 metre eni ile Kd. Yzb. Ahmet Saffet Bey ve komutasındaki 90 civarındaki personeli, Marmara Denizi’nde karakol görevi yapmakta.
**
Mayıs 1915, Çanakkale Savaşları olanca şiddetiyle devam ediyor. Bölgesine sıkışmış Fransız birliklerini desteklemek için Morto Koyu’na demir atmış dev cüsseli HMS Goliath, vatan savunmasındaki Türk askerine göz açtırmıyor.
Muhakkak çaresine bakılmalı.
Türk kurmayı karar veriyor: “Kocakarı” batırılacak…
Kaleleri yıkmak için tasarlanmış büyük toplarını insana (Mehmetçik) atan bu fütursuz canavarın batırılması için emir alan, Muavenet-i Milliye torpido botunun kaptanı Kd. Yzb. Ahmet Saffet Bey’in bir planı var. Yanındaki torpido uzmanı Alman Yüzbaşı ve doksan askeri ile hazırlıklara başlıyor.
Alınan emir çok gizli ve mantıkla açıklanamayacak kadar tehlikeli. Hatta, bir çeşit intihar görevi olarak da tanımlanıyor.
Kahraman kaptanımız ve yanındaki torpido uzmanı Alman subay ile birlikte karaya çıkıp Golyat’ı gözlüyorlar, planlar yapıyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nın çetin şartlarında ve ölümün anlık olarak hep yanlarında olduğu çok iyi yetişmiş bu iki denizci subay, savaş planları bir yana, acaba insan olarak aralarında ne konuştular?
Günümüzden bakıp empati yapılamayacak bir durumda olmalılar. Ölümün bu kadar yakın olduğu zorlu bir görev esnasında plan nasıl yapılır? Kahramanlık yüklenmiş ruhlarında korkuyu derinlere hapsetmiş olsalar da sonuçta insanlar. “O geceyi” matematiksel olarak hesapladılar ve sonra sohbet ettiler. Belki şakalaştılar belki de ailelerinden, sevdalarından bahsettiler. Üstelik Türk ve Alman olmaları, farklı sosyo-kültürel durumları hasebiyle çok başka konularda konuştular. Belki de henüz vedalaşmak istemedikleri dünya hayatını ve yarım kalan güzellikleri düşünmemek için asker olmanın disiplini ile “Vatan sağ olsun!” cümlesini ruhlarındaki yaşam coşkusuna siper ettiler.
Ya Muavenet-i Milliye torpido botundaki hazırlık. Doksan kahraman ve güzel ruhlu askerlerimiz. Onlar, muhakkak ki görevin ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorlardı. Bahriyeli bir asker olmanın gururunu hep yaşadılar. Bu gururu tarihe kazımak için bu görevin, bir fırsat olduğunu düşünmüş olmalılar.
Çanakkale Savaşları ve diğer savaşlardan biliyoruz ki Türk askeri savaş hazırlığını titizlikle ve kutsiyet içinde yapar… Torpido botun, depoları kömürle doldurulmuş, torpidolar hazırlanmış, sessizlik kaidesi gereği gürültü yapma ihtimali olan bütün materyaller elden geçirilmiş ve başkaca hazırlıklar yapılmıştır. Aynı anda kutsal bir teslimiyet içinde ibadetler de ihmal edilmemiştir. Onlar, kendi aralarında ne konuştular, ruhlarını ve duygu dünyalarını nasıl hazırladılar, bilmiyoruz; sadece tahmin edebiliyoruz…
**
Ve o gece…
12 Mayıs’ı 13 Mayıs’a bağlayan gece, yıl 1915. Kutsal yolculuğa çıkarmışçasına harekât başlıyor. Gece yarısı, karanlık bastırmış durumda. Havanın sisli olması bir avantaj. Boğazın suları kısmen sakin. Belirgin şiddette bir dalgalanma yok.
Muavenet-i Milliye torpido botu, tam donanımlı ve en üst seviyede teyakkuz halinde; Marmara Denizi tarafından, kıyıya çok yakın bir konumda harekete geçiyor. Temel disiplin sessizlik. Sahildeki Türk bataryaları olası bir terslik durumu için en üst seviyede teyakkuzda.
Muavenet-i Milliye torpido botunun bu çok tehlikeli ve stresli seyri, gecenin tam ortasında başlıyor.
Hız: Saatte sekiz mil.
Vakit: 13 Mayıs 00.30.
Karanlık ve kısmen sisli bir gecede “kocakarı” denizin üzerinde koyu ve korkunç bir gölge şeklinde görünmüş olmalı. Ürpertici dakikaların geldiği, ölüm meleğinin listesi için divitin hazır olduğu bir an. Nefeslerin bile dikkatle alındığı torpido botu, bütün devriye ve mayın tehlikelerinin arasında kocakarıya 300-400 m yaklaşıyor.
İşte o an…
Golyat, Muavenet-i Milliye torpido botunu fark ediyor. Işıldakla parola soruyor. Müthiş bir kurmay zekâ ile Muavenet-i Milliye de Golyat’a parola soruyor. Ve operasyonun kader anı… İşte o anda, kocakarının güvertesinde tereddüt oluşuyor. Belki 10 sn belki de 30 sn. tarihin en kıymetli yarım dakikalarından biri.
Bu esnada Muavenet-i Milliye, üç tane torpido ateşliyor. Biri komuta köprüsünden, ikincisi baş baca altından ve üçüncüsü kıç tarafından vuruyor. Tam isabet!
HMS Goliath, Mehmetçiğin taktığı lakapla “kocakarı” 4-5 dakika içinde yedi yüz elli mürettebattan, kaptan dahil beş yüz yetmişi ile birlikte batıyor.
Bu esnada, çok hızlı manevra yaparak olay yerinden kayıpsız şekilde uzaklaşan Muavenet-i Milliye torpido botu, sabah saat beş civarında Çanakkale önlerinde demirliyor. Aynı gün İstanbul İstinye’deki üssüne dönüyor. Halkın büyük coşkusu ve sevgiyle karşılanan muharip, madalya ve hediyelerle ödüllendiriliyor.
Batan HMS Goliath’taki İngiliz subay, “Çok şiddetli patlama oldu, mürettebatın çoğu sıkıştıkları yerlerden çıkamadılar.” derken müttefik orduları komutanı General Hamilton, “Düşman madalyayı hak etti.” diyerek bu muazzam başarıya olan saygısını gizleyememiştir.
Sonrasında, İngiliz savaş kabinesindeki kargaşa ve yaşadıkları büyük şokun etkisi Çanakkale Savaşları’nın devamında kendini göstermiştir…
Aslında Çanakkale Savaşı’ndaki bu operasyonun bütün ayrıntıları, Genelkurmay arşivleri ile İngiliz arşivleri ve açık kaynaklarda mevcuttur. Burada bilinmesi gereken, çok tehlikeli ve intihar gibi bir plan ile yola çıkılıyor olması. Pozisyon gereği başka çare de yok. Hedef, batırılamaz denileni batırmak!
Yazımızın başında bahsettiğimiz, Ortadoğu kaynaklı mitolojik anlatımdaki dev savaşçı Golyat’ın henüz genç yaşta olan Hz. Davut tarafından yenilmesi ve otuz asır sonra, bu mitolojik figürden isim alan HMS Goliath’ın, Kd. Yzb. Ahmet Saffet Bey tarafından batırılması arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır…
Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele’deki temel felsefesi “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!” sözünün vücut bulmuş hâlidir Muavenet-i Milliye.
Bu destansı operasyonun kahramanlarını saygıyla ve minnetle anıyoruz.
***



























































