Hz. İsa a.s. Yahudi toplumunun sapık din anlayışını yeniden ilahi mesaja uygun hale getirmek için Muhammed a.s.’dan önce gönderilen genç bir peygamberdi. Maddeciliğin tavan yaptığı bir dönemde kuralları bozan bir doğumla muştu oldu insanlığa. Beşikte konuşmasıyla da alışılmışı yıkan bir mucize ile geldi hayata.
Kuran’da “ Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir…” Diyerek “Ensar” yani yardımcı aradığını beyan eder Rabb’imiz. Sonra mazlumlar yine bir yardımcı aradı zulümden kurtulmak için. Bu sefer de Medine’li Müslümanlar Ensar oldu. Bu fedakârlık insanlık tarihinin yakalayabileceği aşılması neredeyse imkansız üst çıta oldu. İşte bizler bu inancı kodlarımızda taşıyoruz asırlardır.
Suriye’li misafirlerimiz hakkında “Kim kazandı; kim kaybetti?” Diye soracak olursanız, insanlık ve Müslümanlık namına ekmeğini paylaşanlar kazandı. Ensar olanlar kazandı. Evinin kapısını, cüzdanını ve vicdanını açanlar kazandı. Paylaşanlar kazandı. Tatlı dilli olanlar kazandı. “Hoş geldiniz” diyebilenler kazandı. Soğukta ve sıcakta mazlumu dışarıda bırakmayanlar kazandı. Azgın denizlerde, coşkulu ırmaklarda ölüme terkedilenleri kurtaranlar kazandı. Onları hırsız tutmayanlar kazandı. “Otobüslere doldurup göndereceğim” demeyenler kazandı. Çorbasını, sofrasını paylaşanlar, gönlünü açanlar kazandı. Velhasıl Ensar olanlar kazandı.
Sadece bu mu kazancımız? Daha neler kazandı bunu yapanlar iyice bakabilirsek. Başta Allah ve Resulünün rızası ve muştusunu kazanıldı. Hedefimiz buydu inşallah. Bundan daha başka kazançlarımız da oldu. Düşünün milyonlarca insan Türkçe’mizi öğrendi. Kültürümüzü öğrendi. Burada doğan çocuklar gönüllü Türk elçileri olacak bu böyle biline. Suriye’de inşallah kırılma olmazsa, devrime öncülük edenler düşmanların ve nefislerinin oyununa gelmezse bir zamanlar bize düşman olan teröristleri eğiten ülke olmaktan çıkacak ve dost bir ülke olacaktır. Aralarındaki farklılıkları zenginlikleri olarak görürlerse, makam, mevkii sevdasına kapılmazlarsa, dış dünyaya açık olurlarsa Aksa Tufanı’nın başlattığı kıyamın cesaretlendirdiği bu devrim onurlu bir geleceğin kapısını aralayacaktır inşallah.
İstanbul’da Sultangazi ilçe müftülüğü yaptım. Bütün din gönüllüsü hocalarımızla, eğitim camiası ile kaymakamımızla, belediye başkanımızla, STK yöneticileri ile organize olduk. Tüm Türkiye sathında olduğu gibi paylaştık elimizden geldiği kadarıyla. Kimseyi aç ve açıkta bırakmadık. El açana “çık git buradan.” Demedik kimilerinin dediği gibi. Çünkü yeryüzü Allah’ındır. İnsanların çizdikleri sınırlar bizi sınırlayamaz. Biz Bulgaristan’dan, Kosova’dan, Makedonya’dan, Yunanistan’dan kısacası zulümden kurtulmak isteyen herkese kucağımızı açtık. Çünkü tarihimiz hep böyle güzelliklerle doludur. Allah bize bu hamiyyet duygusunu yüklemiş. Âmennâ…
On küsur sene öncesine dönüp bakalım. Bir de bugüne bakalım. 8 Aralık 2024 Halk Devrimi nedeniyle akın akın Suriye’ye dönüşler başladı. İnsan toprağına bağlı bir varlıktır. Orası insanı çeker. Anılar var orada. Anne, baba âbâ-ı ecdat oradadır çünkü. Bedeninin ana minerallerini oluşturan topraklar oradadır. Tutamazsınız insanları. Bazı problemler de yaşandı. Milyonların içinde kötülerin çıkması istemesek çıkabilir. Bu da doğaldır. Bazı olumsuzluklar her toplumda olabilir. Bu bir sosyolojik gerçekliktir. Bunu da tolore etmek gerekir.
Peki “Kim kaybetti?” Derseniz kazanamayan herkes kaybetti. Aceleci ve bencil olanlar kaybetti. Basit adamlar kaybetti. “İstemezükçü” taifesi ve olanlardan siyasi rant devşirmek isteyenler kaybetti. İnsana insanca muameleyi çok görenler kaybetti kısacası.
Bu güzel ev sahipliğinde payı olan en üstten en tabana kadar tüm yetkilileri ve duyarlı halkımızı en derin duygularımla alkışlıyorum, dua ediyorum. Var olun diyorum. Tarih önünde bir çetin sınavı daha alnınızın akıyla verdiniz elhamdülillah.
