Bile bile yanlış yaptığımızın farkında mıyız? Ayaklar baş; başlar ayak olmaya başladı bir süredir. Önce yuvalarımız küçüldü. Evlerde dede-nine yok. Çocuk ya bir tane var veya iki tane ile sınırlı. Mazeret hazır: "Çocuk büyütmek kolay mı?” Sonra ehem mühim yer değiştirdi.
Bizi biz yapan değerler sus pus edildi. Yerine “akademik başarı, sayısalcı” falan derken artık çocuklar yarış atı oldu. Bir tökezledi mi artık sökün etti hemen sorunlar yumağı. Neden böyle yaptık göz nurlarımızı? Neden?
Bizim sorunlarımızı psikologlar çözmedi. Ailemiz; evet o belli bir geleneğe bağlı, tecrübe edilmiş, deneyimlenmiş metotlarla ailemiz bizi eğitti. Sıkıntılar çektik ama hayata tutunduk hep. Kendi kendimizi eğittik.
Kayıp insanlarımız da oldu ama bugünkü imkânlara rağmen bir türlü doyuma eremeyenler kadar olmadı. Toplumda hiç bu kadar psikolog, uzman psikolog, rehber öğretmen bolluğu yoktu. Ne oluyor? Neden bu kadar psikolog, pedagog var çevremizde acaba? Hiç düşündük mü?
Bütün bunların sebebi biz olmayalım! “Aman, ben yemedim evlatlarım yesin, ben giymedim onlar giysin, ben olamadım onlar olsun.” dedik de ondan mı acaba? Olmak isteyip de olamadıklarımızı çocuklarımızdan mı bekledik acaba? Babamızdan anamızdan gördüğümüz sert davranışı kabul etmediğimiz için “Ben çocuğumla arkadaş gibi olacağım, araya sınır koymayacağım.” dediğimiz için mi kantarın topunu kaçırdık? Çocuklar artık zapt edilemez oldu. Kalkıp suyunu içemeyen, yatağını düzeltmeyen, çorabını giyemeyen, yağmurla-çamurla mücadele edemeyen, çantasını taşıyamayan çocuklar türedi. Bunu biz yaptık,
biz.
Ne evde ne okulda ciddi bir maneviyat eğitimi aldırdık. Varsa yoksa “akademik başarı” dedik. “Önce adam ol evladım.” sonra “Doktor ol, mühendis ol, polis ol, öğretmen ol.” demedik. Başarılı olmayı sadece kariyer yapma zannettik.Sonra da sadece kendini düşünen, para için görev yapan, aşksız, zevksiz nesil yetiştirdik.
Elbette genelleme yapmıyorum. Çok saygın aileler var. Altın gibi çocukları var ama nerdeyse bu kesim azınlığa düşer oldu. Değerler eğitimini aldırmayı yük gördük. Çocuk Edebiyatı Vakfı Onursal Başkanı Mustafa Ruhi Şirin’in dediği gibi “metafizik ürpertiyi” sağlamalı idik. İhmal ettik değil mi?
Çok kazanalım diye anne de çalışmaya başladı. Evler otel gibi kullanıldı. Anneler ve babalar evet kazandılar ama fark etmeden en değerli varlıkları olan çocuklarını kaybettiklerini anlayamadılar. Onları ya küçükken uykulu gözlerle kreşe verdiler veya bakıcı tuttular. Ama o çocuk anne kokusunu kaybetti fakat dillendiremedi. Bir kreş öğretmeni, annelerden gelirken kazaklarını da getirmelerini isteyince, “Niçin?” sorusuna “Çocuğunuz ona sinen kokunuzla uyku saatinde daha iyi uyuyor.” cevabını alıyor.
İşte gerçek budur. Biraz büyüyünce de “Aman seyrettiğim dizime engel olmasın, aman sosyal gezintime karışmasın, yorgunum seninle ilgilenemem.” diye ellerine akıllı telefonlar verdik, tabletler, bilgisayarlar verdik, kendi hallerine bıraktık. Neler yaptıklarını takip etmedik. Çakalların, eroinmanların, sapıkların, katillerin arasına terk ettik. Sonra baktık ki çocuğumuz uyuşturucu müptelası veya sapkın dünyanın maşası olmuş.
Anne-baba sözü dinlemeyen, kavgacı, Kahramanmaraş’ta okul basıp öğretmen ve öğrenci arkadaşlarını katleden İsa Aras Mersinli gibi katil birisi oluvermiş. Ama böyle olsun istememiştin değil mi? Önce maneviyat ve ahlak dendiği zaman burnunu kıvırmış aşağılamıştın.
Ne oldu şimdi? Çağdaş, seküler dünyayı önceleyen bu gençler hayatı cehenneme çevirdi. Suçu neden başka yerde arıyorsun? Dijital erişime yaş sınırı koymak isteyen sorumlulara neden karşı çıkıyorsun? Sapkın oluşumlara neden dur demiyorsun? Aileyi yok etmeye çalışan, cinsiyetsiz nesil arzu eden ve ülkemizde bunların simsarlığını yapanlara neden ses çıkarmıyorsun? Sonra da masum canlara kıyan caniler üreten sistemi sorgulamıyor, “Cadılar bayramına evet, Ramazan etkinliğine hayır.” diyebiliyorsun. Bizden olan değerlere acımasız davranıyor, on, on bir yaşındaki masum kızları soyup ortaya dökenlere arka çıkıyorsun. Sonra da sorumlu arıyorsun. Sorumlu sizsiniz. Sorumlu hepimiziz.
Kimseye suç atmayalım. Kimseyi günah keçisi yapmayalım. Yitirdiğimiz canlarımız ve örnek öğretmen Ayla Kaya üzerinden nemalanmayı bırakalım. Bu acıdan nemalanmak ahlaksızlıktır. Ruhları şâd olsun. Anne ve babalarına sabırlar dilerim.
Aileyi yok etme projesinin, öğretmeni ve idareyi hedef göstermenin, örnek şahsiyetleri itibarsızlaştırmanın acısını çekiyoruz. Bunlar yanlıştır. Yanlışlarımızın bedelini ödüyoruz.
Milli ve manevi değerlerimizi ailede, okulda ve günlük hayatımızda canlı tutalım ve nesilden nesle öğretelim, uygulayalım. Önce ahlak ve maneviyat diyelim. Zararın neresinden dönersek kârdır vesselam.
***
