Vatan, devlet ile hükümet kavramlarını bilerek veya bilmeyerek karıştıranlar var. Devlet, kökü çok derinlere inen bir sosyolojik hakikattir. Hükümetler değişse de devlet değişmez. Yurdu değişebilir, toprağı genişler veya daralabilir ama devleti devlet yapan değerler kendini korur.
Zaman zaman sekteler, buhranlar, bunalımlar yaşanabilir. Ama devletin kurucu gücü yeri geldiğinde küllerinden yeniden doğar, silkelenir, kalkar ve gereğini yapar.
Devletlerin masalları olur. Kızıl elmaları olur. Dede Korkut’ları, Yesevi’leri olur. Hayalleri olur nesilden nesle geçen hayalleri.
Bir milletin sürekliliğinin en büyük mayası masalının peşinden gitmesidir. Hükümetler bu mayayı yeniler, çağa göre şekillendirir. Ama asıl mayayı bozmaz. Devleti ayakta tutan bu değerleri tüketirseniz devlet te tükenir. Yok olur.
Tarihte bunların çok örneğini görürsünüz. Asurlar, Hititler, Fenikelilerden vb. eser yoksa sebebi kendilerini devlet yapan değerlerini yitirmeleridir.
Maalesef dijital dünya ve yapay zekâ ile küreselleşme adı altında geleneği olan, tarihi binlerce yıla hatta daha gerilere kadar giden köklü devletleri hedefe koyuyorlar.
İnsanlığın, Siyonist ve kapitalist birkaç ailenin tekeline geçmesi için korkunç çalışmalar yapılıyor. Cinsiyetsiz, inançsız, ailesiz toplumlar inşa etmenin savaşını veriyorlar maalesef. Bu nedenle de köklü kurumları, hükümetleri kısacası edebiyatımızı, dilimizi, dinimizi hedefe koyuyorlar.
Sodom ve Gomere’ye özendiriyorlar. Moderniteye teslim olmuş, kendi dilinden, dininden uzak, vatan ve millet aşkı yerine gözümüzün önünde bireyselliği öne çıkaran, çıkarcı bir kuşak inşa ediliyor.
Fedakârlık, adanmışlık gibi hasletler yok ediliyor. Tedbirler, eğitimler, projeler bazen etki etmiyor. Bunun farkına varıp kendine çekidüzen veren evlatlarımız yok değil. Gençlerimiz için üreten, takım ruhu ile çalışan, fedakârlığı, adanmışlığı ahlak edinen projeler var ve bunları daha da çoğaltmalıyız.
En zor zamanlarda bile insan, devletine ve vatanına düşmanlık beslemez. Bu nedenle Mehmet Akif Ersoy, kendisini Mısır’a gitmeye zorlayan sebepler de olsa geri dönüp vatanının toprağına defnedilmeyi istemiştir. Milletimizin son dönem en büyük destanı niteliğindeki İstiklal Marşı’nda;
“Kim bu vatanın uğrunda olmaz ki fedâ,
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ,
Cânı cânânı bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”
“Yani, Allah canımı, cananımı varımı yoğumu elimden alsın da tek beni vatanımdan ayırmasın.” Demiştir.
Vatan, devlet kurduğumuz, can verdiğimiz, içinde huzur ile yaşadığımız, hatıralarımız olan değerimizdir. Sadece bir toprak, taş parçası ve kayalık, ovalık yer değildir. O nedenle “benim için vatanın önemi yoktur, nerede doydum orası önemlidir” demek ciddi bir gaflettir. Daha ilerisi bir ihanettir.
Böyle konuşan bazı bahtsızlara tanık oluyoruz maalesef sosyal medyada. Bunlar hükumet ve devlet ayırımı yapamayan, pireye kızıp yorgan yakanlar misalidirler. “Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır.” Demiş şair.
Yaz günlerinde dünyanın değişik coğrafyalarından köyüne, kentine koşarak gelen vatandaşlarımız neden bu çilelere katlanıyor dersiniz? Hiç merak ettiniz mi?
Cenazesinin kendi köyüne veya kasabasına taşınması vasiyetini neden yapıyor insanlar acaba? Hâlbuki izne koşup geldiği veya cenazesinin taşınmasını istediği köy bir dağ başında, kurak, ağaçsız, çorak bir yerdir. Ama neden bu zahmetlere katlanıyor acaba dersiniz? Çünkü orada hatıraları var, geçmişi var, güldüğü ve ağladığı zamanları saklı orada.
Aşk yaşadıysa orada yaşadı, askere orada gitti, daha ötesi kulağına ezan orada okundu. Çok sevdiği anası, babası, akrabaları orada medfun. Bedeninin hamuru oranın çamurundan yoğrulmuş velhasıl.
Kısacası “vatan sevgisi imandandır.” Sözü hadis mi değil mi tartışması bir yana manası derin ve veciz bir ifadedir.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
