Bilindiği üzere Recep, Şaban, Ramazan aylarına “üç aylar” diyoruz. İçinde çok önemli olayların cereyan ettiği, insanların manevi iklimlere kanat açtığı Ramazanı Şerif’e doğru yol alınması ve kitabımız Kur’anı Kerim’in indirilmesi önemli olayların başında gelir. Bu nedenle de büyüklerimiz bu mevsime özel bir ilgi göstermiştir.
Bazı yanlış algılar ve zaman zaman hurafeye kaçan eğilimler gösterse de (bu eğilimlerden şiddetle kaçınmak gerekir) bu mevsim herkes tarafından önemli görülmüştür. Bizim cenahta bazı itirazcılar olsa da yerine koyabilecekleri başka bir alternatifleri de yok. Bu kadar halkı camilere doldurmak kolay iş değil. Artık burada bidat ve hurafeden arındırılmış din dili seçmek ve halkı doğru bilgi ve eyleme sevk etmek hocalara, âlimlere, topluma etki edenlere kalmıştır. Doğru anlatım olursa çok şey verilebilir bu gecelerde ve kandillerde. Tedbirsiz ve “çevir kazı yanmasın” kabilinden anlatım olursa bu da kimseye fayda vermez.
“Allahümme barik lena f’ı racebe ve şa’ban ve belliğnâ ramedan” “Ey! Allah’ım bize Recep ve Şaban’ı mübarek kıl ve Ramazan’a kavuştur.” Diyerek dua edilir. Hadis olarak rivayet edilen bu ifadenin hadis olmadığı belirtilse de insanların Ramazan ayına ulaşmak için böyle dua etmesinde ilim ehlince sakınca görmemektedir. Recep ve Şaban aylarının İslam nezdinde ayrı bir öneminin olmadığı ve sadece Recep ayının haram aylardan olduğu biliniyor. Ramazan ayının ayların sultanı olduğu; içinde oruç, imsak, iftar, teravih, sahur, Kadir Gecesi, sadaka-i fıtrı, itikaf, mukabeleler, hatimle teravih kılma, zekatın halk tarafından bu aya ayarlanması ve sonu bayramla neticelenmesi ile çok özel bir ay olduğu malumdur.
Zilk’de, Zilhıcce ve Muharrem ve Recep ayları Kur’an’da geçtiği üzere haram aylar olarak ifade edilir. Yani özellikle bu dört ayda savaşmak haram kılındığından böyle isimlendirilmiştir. (Bkz: Kur’an- Kerim, Tevbe Sûresi, 36; Bakara Sûresi 217. Âyetler) Bu ayetlerin hükmünün devam edip etmediği tartışmalıdır. Kur’an’da neshi (metnin devamı ama hükmün kalkması) kabul edenler hüküm kalkmıştır tezini savunurlar. Ama diğer âlimler bu yasağın devam ettiği taraftarıdırlar. Bu görüşü kabul etmek daha isabetlidir diye düşünüyorum. Ancak kim bunu dinleyecek!
Buradan şuraya gelmek istiyorum: Cehalet ilmin değil hilmin karşıtıdır. Yani cahillik sadece bilgisizlik değildir. Ama dilimize öyle yerleşmiştir. Evet, bilmemek bir cehalettir. Ama bildiği halde hatada, yanlışta, sapıklıkta ısrar etmek daha büyük cehalettir. Hz. Peygamber zamanında Mekke’yi yönetenlerin bilgisiz, hiçbir şeyden haberi olmayan kör cahiller olduklarını kim iddia edebilir? Bu durumda halka nasıl hâkim olabilirler?
İşte cehaletin tam zıddı (karşıtlığı, zıddı) ilim değil hilmdir. Yani hak ve hakikate, gerçekliğe, akla ve vicdana, yeniliği kabule kalbi ve gönlü açık olmaktır. Kaba olmamaktır. İnatçı olmamaktır. Narin olmak, duygulu olmak, gönül gözü açık olmak, kendini eleştirebilmektir hilm. Halim insanlar topluluğu meydan getirmektir Tevhit medeniyetinin hedefi. Ayetler ve hadisler hep bu yöndedir. Haksızlığa direnmek ve hakkı ayakta tutmak ta hilm dairesindedir. Cehalet kapıya konacak bir huy değildir. Hilm inancında ve imanında sade ve duru olmaktır. Kendi medeniyetine başkalarının çılgın ve de isyankâr törelerini taşımamaktır. Kuran’ın bir kısım hükümlerini kabul bir kısmını reddetmemektir hilm. İyiyi kim ve nerede söylemişse almak, kötüyü kim ve nerede söylemişse reddetmektir hilm.
Özetle cahil denilen toplum zamanında dört ay da olsa silah bırakılıyordu. Bu aylarda savaşmak çok çirkin kabul ediliyordu. Nitekim İslam da bu uygulamayı onaylayıp gündemine alarak kabul etmiştir. Şimdi neredeyse gelecek yıldan da ay çalıp dünyayı kana bulayanlar çağdaş ve ilerici mi? Çağımızda hangi düşünce ve inanç cehalet içindedir ne dersiniz? Aslında kandil var mı yok mu yerine bunu tefekkür etsek daha isabetli olur diye düşünüyorum.
Ramazanı Şerif’in habercisi üç aylarınızı ve bil vesile idrak edeceğimiz mübarek anlarınızı, saat ve vakitlerinizi tebrik ederim.
