Herkesin kendi şeytanını zincire vurduğu, cennetin kapılarının sonuna kadar açık, cehennem kapılarının (kapatmak isteyenler için) kapandığı rahmet mevsimi oruç ayı, oruçlu oruçsuz herkesi kuşatır. Dertler ve sıkıntılar bu mevsimde daha bir hafifler. Onun için Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Kim, bir Müslüman’ın dünya darlığını giderip de sevindirirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntısını giderip mutlu eder.”
Ramazan bu duygularla karşılanır ve gereği de bu ilkeye göre yapılır.
İkram sektörü bu mevsimde daha fazla mesai yapar. Veren eller daha fazla iş görür. Nimetlerin kadri daha fazla bilinir. Çaresizler daha fazla hatırlanır. Kısaca hayırda yarışanlar yollara dizilir. Veren vermenin mutluluğunu; alan ihtiyacını gidermenin sevincini yaşar. Böylece sevinçler paylaştıkça artarken, üzüntüler de paylaştıkça azalır. Bu durum topluma enerji vererek yaşam kalitesini ve güvenini yükselir.
Evlerde, camilerde kutsal kitabımızın güzel namelerle göklere yükselmesi ayrı bir güven verir insana. Teravih namazları birlik ruhumuzu canlandırır. Çocuk, yaşlı, kadın-erkek bir başka tat verir cemaate. İş hayatının acımasız çarkları arasında yuvarlanan insanlar bu ayda kendine gelir ve çevresini, komşusunu daha fazla hatırlar.
Babaların da katıldıkları ve ailecek yemek sofralarında buluşma bu mevsimde gerçekleşir. Aile bu günlerde biraz daha fazla safları sıklaştırır. Sıcak çorbalar ellerde yan, alt veya üst komşu kapılarının zilleri çalar “Annem çorba gönderdi de…” diyen sevimli yavruların minik parmaklarıyla. “ Ya Eba Zer! Çorba pişirdiğinde biraz farklı yap ve komşunu da düşün!” uyarısı ve tavsiyesi evlerde tekrar tekrar hatırlanır ve hayata geçirilir.
İbadetler içinde “oruç” her yönüyle kendine has bir ibadettir. Yukarıda söylediğim gibi bu ibadet insanı yönetir. Çeker çevirir. Herkes onun kurallarına göre hareket eder. Bu ibadeti siz idare edemezsiniz o sizi idare eder. Oruç sabır okuludur. Sabretmeyi, sıkıntılara göğüs germeyi, beklemeyi, işi zamanında yapmayı hep o öğretir. Önümüze gelen nimetlerin, alışkanlıklarımız nedeniyle farkına varamayışımızın farkındalığını oruç öğretir.
Orucun, “uruc” yani yücelme ve yükseklere çıkma anlamına geldiği düşünüldüğünde anlamı bir daha farklılaşmaktadır. Hz. Peygamber’in neden İslam’ın beş temel esasından biri olarak orucu gösterdiği daha iyi anlaşılmaktadır.
Ramadan (Biz Ramazan diye okuyoruz) sözcüğünün Arapça’da sonbaharda yağan ve biriken tüm kirleri sürükleyip götüren ve her tarafı temizleyen sağanak yağmur manasına gelmesi manidar değil midir? Böylece Ramazan ve oruç vücudumuzda birikmiş maddi-manevi kirleri temizleme anlamına da gelir. Yine Ramadan kelimesinin güneşin taşları ısıtarak kum haline getirip yumuşatması anlamından hareketle vücudumuzda, yüreğimizde, damarlarımızda yer etmiş kusur kayalıklarımızı, taşlaşan duygularımızı eritmesi anlamına da gelir.
Bin aydan daha hayırlı gece, Kadir Gecesi, Ramazan ikliminin zirvesidir. Melekler sabahlara kadar iner de iner. Orucunu bu şuurla tutan Müslüman asla toplumsal emniyeti ve güveni bozucu harekette bulunmaz. Çünkü inandığı Allah "Şafak sökünceye kadar her taraf güven ve emniyettedir." buyurmaktadır. Bu beyan adeta güven ve emniyette olmanın önemli olduğu vurgusunu yapmaktadır.
Bundan sonra da adını barıştan alan ve bizi "Barış adamları" diye isimlendiren Allah'a olan bağlılığımızı daha da kuvvetlendirmemiz istenmektedir bizden.
Öyleyse haydi bu Ramazan’da yitik cennetimizi aramaya, “taş medeniyeti!”
Yerine “kalp medeniyeti” kurmaya, oruç ile uruca (yükselmeye), iftar sofralarını “israf sofraları” yapma-maya, “Duyarlılığa ve Paylaşma ve Paylaşabilme Medeniyeti”ni ayağa kaldırmaya.
Kısacası bu Ramazan, etrafı kan gölüne çeviren mütref (şımarık) kapitalist ve siyonist dünyaya karşı Mustazaf (ezilen) Müslüman dünyanın yanında yer alma bilincine ulaştırsın temennisiyle…
Selam ve dua ile…
