Değerli dostum Bünyamin Kızılkaya Beyefendi’nin tavsiyesi üzerine “Mahmut ve Meryem” filmini dün izledim. 2013 tarihli, Türkiye ve Azerbaycan ortaklığı ile yapılmış bir film. Mehmet Ada Öztekin’in yönetmeliğinde, Eva Dedova ve Aras Bulut İynemli’nin başrol oyunculuğunu yaptığı Türkiye Azerbaycan ilk ortak yapımı bir film.
İki devlet tek milletin kültür bakanlıklarının ortak projesi. Azerbaycan, Safranbolu, Bolu ve İstanbul’da çekimleri yapılmış içinde masal karışımı tarihi bir zamanı anlatan bir yapıt. Film, yazar Elçin Efendiyev’in aynı isimli romanını esas almıştır.
Gence Kralı Ziyad’ın masalsı bir anlatımla, kurt ve bilge kişi ile başlayan, Kısır Kadın Efsanesi ile yedi yıl sonra doğan oğlu Mahmut ile bir keşiş kızı Meryem’in aşkını anlatan bir film.
Mahmut kalem ehli olmaya heveslidir. Hanzadedir ama devlet yönetme, hükümdarlık falan istemez. Babası ise oğlunu veliaht görmek ister. Fakat bu Mahmut’un umurunda değildir. Velhasıl ne derlerse desinler olacak gibi değildir. Mahmut ele avuca sığmaz. Kitap ve kalemledir işi. Ancak bir gün saray dışına çıktığında keşişin kızı Meryem’e rastlar. Aşk ateşi bacayı sarar. Ancak ne Mahmut’un anne ve babası ne de Meryem’in keşiş babası buna razı değildir. İki sevdalı da aşkları uğruna her fedakârlığa katlanır.
Nasuriddin Tusî’yi zamanının şair edip bilgelerini çok iyi okumuştur. Bir gün arkadaşı ve tek dostu Sofu ile yola koyulur Meryem’i aramak için. Hiddetle kalkar ve yürür atına doğru. Sofu, (Ben sofu sözünü çok kaba buldum. Sûfi demek gerekirdi. Y.S.) Mahmut’a Tusi’den bir hatırlatma yapar.
“Tusi der ki” diye başlar: “Ben gemilerin dağlar kadar fırtınalardan, dehşetli dalgaların girdabından kurtulacağına inanırım da, öfkelenmiş birinin sakinleşerek kurtulacağına inanmam. Çünkü kaptan, gemisini bir şekilde sahili selamete çıkarmanın yolunu arar ve bulur lakin kızıp coşan bir öfkeyi hiç kimse, hiçbir şeyle söndürmesi mümkün değildir.” Sanırım filmin en eğitici sahnelerinden birisiydi bu sahne. Evet, her zaman değerini yitirmeyen bir nasihattır bu nasihat.
Toplum olarak öfkeli bir toplum olmaya doğru evrildik. Buna dikkat etmek gerekir. “Öfkeyle kalkan zararla oturur” demiştir atalarımız. Öfke ateş gibidir. Değeni yakar. Öfke sarmalından kurtulmak gerekir.
Gelelim biz yeniden filme. Ordu komutanı Bayındır, içten içe Han’ına karşı kumpaslar kurar ve canını alır. Hükümdarlığa yeltenir. Kan döker. Gence’de mazlumları sırf kendisine destek olmadılar diye katleder. Ama Bayındır, gün gelir canını tam Mahmut’un kılıcına teslim etmekteyken Mahmut her zaman olduğu gibi affeder. Bayındır’ın buna rağmen Mahmut’u sırtından vurmaya yeltendiği sırada Süleyman Paşa’nın aldığı tedbirle okçular tarafından öldürülür.
Bu arada Bayındır, Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim’in savaşında Şah İsmail tarafında yer alıp Gence Hükümdarlığını savaşa sokmak isterken Süleyman Paşa Yavuz tarafında yer almayı önerir. Ziyad ise arada kalmayı yeğler ama bitaraf olanın bertaraf olacağı gerçeği ile karşı karşıya kalır ve komutanı Bayındır tarafından daha önceden öldürülür belirttiğimiz gibi.
İki âşık Mahmut ve Meryem uzun zaman birbirine kavuşmak için can atarlar. Keşiş Meryem’i kaçırır. Mahmut arkasından koşar. Tam kavuşacak iken yine masalsı adamlarla savaşmak zorunda kalır onları bertaraf etmişken Meryem’i keşiş babası tekrar kaçırır.
Arada tek kavuşma aracı olacak köprüyü koparır. Nihayet Sofu da Mahmut’u uyurken terk eder. Mahmut aşkından vazgeçmez. Çetin uğraşlar verir. Yaralı ve baygın haldeyken Süleyman Paşa Mahmut’u bulur ve sarayında tedavi ettirir. İyileşip kalktığında Süleyman Paşa’yı tanır. Yollara revan olmayı düşler.
Süleyman Paşa, “Meryem’e mi?” der. Meryem’i de bulmuş ve saraya getirmiştir. İki Âşık buluşur. Düğün dernek derken yine masal devreye girer. Meryem üşüdüğünü belirtir. Onu ısıtmak için Mahmut kendisi ateş olur, aşığını sarar sarmalar ve ikisi birden ateş topuna döner ve gökte süzülüp kaybolurlar.
Kötülüğü temsil eden Kısır Kadın uğursuz bir karakuşa dönerken, keşiş de kilisenin yüksek duvarından aşağı uçar. Böylelikle aşk, kalem ve şiir kılıca ve kan dökmeye galip gelir. Hanlığın başına geçen Mahmut aşka ve bilgiye bağlılığının dünyevi faydasını da görür.
Çok güzel mesajlar barındıran filimde “Yalan en zehirli yılandır.” Sözü çok kıymetliydi. Yalandan sakınmak gerek. Özellikle günümüzün algı meteforuna kanmamak gerek. “Her iyilikte bir kötülük; her kötülükte de bir iyilik saklıdır.” yorumu da değerlendirmeye alınacak bir sözdü.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
