Geçenlerde bir hastanedeydim. Koşturmalar. Oradan oraya girip çıkan insanlar. Sabırla bekleyenler. Sabırsızlık edenler. Kısacası insan adedince davranış şekillerine şahit oldum. Dikkatle izlemeye koyuldum. Ben de muayeneye gelen biri olarak muayeneye gelenleri göz ucuyla süzdüm.
Hastaların yanında gelen çocuklar gözüme ilişti. Onlar da hastaydı. Anne veya babaları çocuklarını değişik rahatsızlıkları nedeniyle doktora getirmişlerdi anlaşılan. Onların masum, günahla kirlenmemiş yüzlerine baktım. Kundakta olanlarda hani günahsızlığın ve masumiyetin kokusu var ya işte o koku koridorlara yansıyordu. Biraz büyüyüp koşturan çocuklar ise bambaşkaydı. Aralarında hiçbir tanışıklık, akrabalık bağı olmadığı belli olan çocuklar hemen kaynaştılar. Konuşmaya bile gerek kalmadan göz göze geldiler. Aralarında Suriyeli ve Türkçe bilmeyen çocuk da hemen aralarına girdi. Muayene sıraları gelinceye kadar oyun takımı kurmayı başardılar.
Önce saklambaç oynadılar. Sessiz ve gürültüsüz bir şekilde yaptılar bunu. Çünkü hastanede olduklarını bilecek yaştaydılar. Yaşça küçük olanlar ise tribündeymişçesine gıpta ile onları seyretti. Sonra koridor fayanslarının derzlerini seksek çizgisi olarak belirlediler ve başladılar seksek oynamaya. Gürültü yok. Patırtı yok. Anlaşmazlık yok. Etrafa tebessüm haleleri yayarak yaptılar bunu. Hastaneye mi geldiler; muayene sırası mı gelecek umurlarında bile olmadan?
Çocukluğun ve günahsızlığın örneklerine şahit oldum bu sırada. Maalesef insan büyüdükçe günaha batıyor. Büyüdükçe bencilleşiyor. Saflığını kaybediyor. Süper (!) güçlerin ve bunların liderlerinin haline bir bakar mısınız? Bir damla petrol için binlerce insanın özellikle de çocuk, kadın ve yaşlının kanını döküyor. Evlerini başına yıkıyor. Bir yudum suya, bir dilim ekmeğe muhtaç kılıyor. Günlük hayatını sürdürmek için çaba harcayan sivil insanları haince öldürebiliyor. Özel mülke el koyup hırsızlık yapmaktan çekinmiyor. Haklının değil, güçlünün yanında duruyor. Bu soykırıma destek oluyor. Tüyü kıpırdamıyor.
Dilleri ile kalpleri arasında hiçbir olumlu bağ kalmayan bu çeteler, kendilerinin koydukları kuralları ve kurulları cahiliye döneminde putlarını yiyenler misali yiyip bitiriyor. Dünyayı kana bulamaktan çekinmiyor.
Gazze, Filistin, Lübnan, Ukayna, Doğu Türkistan’ın mazlumları olmadık işkence ve ölümlere tanık oluyor. Güya bunların başındaki liderler kelli felli laflar ederek lider olduklarını sanıyor.
Dünyayı fitne ve fesada sürüklemek için tüm gücüyle harekete geçen İsrail yönetimi tarihte benzerine rastlanmayan cinayetlere imza atıyor. Hiçbir kural umurlarında bile olmuyor. Dünya seyrediyor. Savaş daha büyüsün isteniyor. Dünyaya adalet dağıtmış bir ahfadın torunları olarak bizi de bu bataklığa çekmek istiyorlar.
İnsan öldürmeyi genlerinde taşıyan acımasız katilleri görünce çocukluktaki saflığı hatırladım. İstedim ki, insandaki bu çocukluk damarı hiç büyümesin. Bu saflık büyüyünce de değişmesin. Kısacası ihtiyar dünyamızın çocuk saflığına ve samimiyetine çok ihtiyacı var. İnsanlar büyünce de bu saflığı, bu güzelliği sürdürseler ne kadar huzurlu bir dünyamız olurdu. Kısacası kalpleri kirlenenlerin yönettiği dünyadan, çocuk saflığının hâkim olduğu dünyaya dönebilecek miyiz? Zor.
Ama ben çocukların (Çocuk saflığında temiz olanların) yönetimde olmasını özlüyorum…
