Son okuduğum kitabın adı Afrika Menekşesi. Alt başlığa “ Tanzanya’dan Geçen Yaşam Köprüleri” eklenmiş. Asuman Kalufya Hanımefendi’nin kaleme aldığı bu hatırat veya gezi notları hatta derin tahliller, tespitler ve çözüm önerileri sunan bir doktora çalışması denecek kadar titizlikle kaleme alınmış.
Bu eser bana çok şey kattı. Şimdiden yazarına, ortaya çıkmasına vesile olan ve okuyucu ile buluşturan herkese şimdiden teşekkürlerimi sunarım.
“28 Şubat” diye bilinen o meş’um dönemin mağduriyetini yaşayanlardan biri olan yazar Asuman Kalufya, yaşadıklarını anlattığı eserini “Ön Söz” ile başlayarak sekiz bölüme ayırmış. Hayata Dair diyerek başladığı ilk bölümde başörtüsü mücadelesini anlatıyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan yazar daha sonra “Türk Yunan İlişkileri ve Türkiye’nin AB Üyeliğinde Yunanistan Unsuru” konulu tezini bitiriyor. Bu arada mücadele sırasında Tanzanyalı Ali Bey ile tanışması ve evliliğinden bahsediyor. Tabii, bu evlilik alışılmışın dışında bir evlilik olur bu evlilik. Çünkü, kıtalar arası durum söz konusu. Ama mutlu bir evliliğe dönüşerek devam eder bu birliktelik. Batı’nın bizdeki sömürgeci söylemini iliklerine kadar yaşayan Ali Bey ile Asuman Hanım’ın evliliği, bize Afrika hakkında ve özelde Tanzanya hakkında yerinde ve yaşayarak, birinci elden tanıklarla çok önemli gerçeklerle buluşmamızı sağlıyor.
Kitap; “Uzun İnce Bir yol” diye başlayıp; “İstanbul’dan Darusselam’a” diye devam eden ikinci bölüm çekilen yol meşakkatlerinden sonra Ali Bey’in ailesinin ve köylülerinin karşılama merasiminden söz ediyor. Ali Bey ve Asuman Hanım’ın kalacakları evi süslemek için köylülerin “Kâğıttan Beyaz Kalpler” yapıp duvarlara asmaları gerçekten dışı siyah ama tertemiz kalpli Afrika insanını gösteren bir görsele dönüşüyor.
İkinci bölümden sonra üçüncü bölümde Tanzanya’da yaşamdan ve çekilen zorluklardan, susuzluktan, insanların hayatta kalma mücadelesinden bahsediyor. Dördüncü bölümün en çarpıcı olanı; “Cömertçe Paylaşılan Fakirlik” bölümüdür diye düşünüyorum. Paylaşmanın anlamının fakirlikte daha derin manalar ifade ettiğini burada görebilirsiniz. Beşinci bölümü genelde Afrikalı, özelde de Tanzanyalı kadınlara ayırmış yazar bir kadın olarak. Özel giysileri olan “Kanga” dan epey bahsediyor. Üzerindeki figürlerden, desenlerden söz ediyor. Sevahili (sahil kentlerinde yaşayanlar) ve yerli kadınlardan pek çok örnekler sunuyor.
Altıncı bölümde Afrika’ya İslam’ın ilk giriş döneminden, Habeşistan’a ilk hicretten başlayan, Müslüman tüccarlarla devam eden, Şazili ve Kadiri Tarikat öncülerinin bu ıssız ve topraklarda gönüllere nasıl taht kurduklarından bahsediyor. Hintli, Ummanlı ve Arabistanlı Müslümanlarla Osmanlı ecdadımızın buralardaki hizmetlerinden bahsediyor. Asla sömürgeci bir anlayışla değil; “İ’la-yı kelimetullah” için geldiklerini yerli halktan dinleyerek aktarıyor yazar. Bu sebeple de yedi yüz milyonluk Afrika nüfusunun yarıdan fazlasının Müslüman olduğunu vurguluyor.
Hıristiyan nüfusun ise misyonerler vasıtasıyla ve köleleştirilerek, zor kullanarak ve öldürülerek gözdağı verilerek kısacası terör estirilerek yayıldığını belirtiyor.
Yedinci bölüm ‘Sömürgeciliğin İzleri” başlığı ile devam ediyor. Batı’nın insanlık tarihine kara leke olarak geçen ve zengin topraklarda yoksulluk yaşatan emperyalist ve soyguncu düzeninin buradaki acılı sahnelerine şahit oluyor yazar. Her şey var ama halk aç ve bî ilaç!
Burada en çarpıcı bölüm ise “Bwagomoyo” yani “Kalbimi çıkarıp bu topraklarda yere attım” anlamına gelen, Almanya, Fransa, İngilizlerin köleleştirme dönemlerinde yerli halkın haykırış ifadesidir. Bu bölümde ayrıca Osmanlı ecdadımızın Afrika’daki izlerinden de bahsediyor. Sultan Abdulhamid’ten ve hâlâ oralarda okunan hutbelerde Halife-i Müslim’in olarak anıldığından söz ediyor.
Sekizinci bolümde Zanzibar veya Zengibar adasından söz ediyor. Afrika’nın siyah incisi dediği ve Baharat adası diye tanınan bu adada renklerin, kokuların, seslerin arasında bir gezintiden ve Prenses Salme’nin hikayesinden aktarıyor.
Beni çok etkileyen bu kıymetli hatırat, mazlum Afrika ve orada koca bir ülke olan Tanzanya hakkında doyurucu bilgilere sahip. Ayrıca, değerli yazar Asuman Kalufya Hanımefendi’nin akıcı bir üslubu ve kitaptaki sıralaması, kurduğu cümleler, verdiği bilgiler edebiyatımız açısından da takdire şayandır.
Bu vesile ile yazara, eseri okuyucularla buluşturan dostlara tekrar teşekkür ederim.
