“Ben namazı uzatmak niyetiyle namaza başlarım ancak o esnada bir çocuk ağlaması işitirim, onun ağlamasından annesinin hissedeceği üzüntünün şiddetini bildiğim için hemen namazı kısaltır, hafifletirim.”( Buhari, Ezan,66)
Peygamberimiz böyle ifade etmiş çocukların ağlamasıyla anneye vereceği acıyı hesap ederek. “Gözümün nuru” dediği namazını kısa tutarak bu inceliğe dikkat çekmiş.
Çocuğa en yakışmayan şey gözyaşıdır. Çocuğa her şey yakışır. Ama ağlamak asla yakışmaz. Ağlayan çocuk görmüşünüzdür mutlaka. O ağlarken senin de ağlayasın gelmez mi? Hıçkırarak ağlayan, boncuk-boncuk gözyaşı döken çocuklara dikkatlice bakın ne kadar içtendir. O ağlıyorsa dünyayı durdurmak gerekecek kadar hassas davranmak gerekir. Hele de bu gözyaşı anlam veremediği bir acı nedeniyle ise o zaman gök kubbe de ağlıyor demektir.
Denizde boğulan Aylan bebek nasıl ağladı acaba? Iraklı on dört yaşındaki Mahmudiye’ye tecavüz ettikten sonra öldürüp ateşte yakmalarına hangi yürek dayanır! Aşağılık şehvetlerini adice tatmin etme uğruna tazecik bedenine kıyan hayvandan aşağı mahlûklara karşı “tuh size pislikler!” Demeye nefesi yetti mi acaba?
Denizde boğulan yavru o tuzlu suları yutarken, “Kahrolası büyükler bir tek ben mi fazla geldim dünyanıza diyebildi mi acaba?” Siyonist İsrail yönetiminin Gazze’de işledikleri cinayetlere, tencerenin dibinde kalan birkaç pirinç tanesini yemek zorunda bıraktıkları çocuklara hangi vicdan dayanır! Kendisi bakıma muhtaç çocuk iken kardeşine bakmak gibi ağır yükü yüklenen çocuklar için ne demek gerekir? Üç yaşındaki çocuğun “ Anne cennette karnımız doyar mı, doyarsa ölelim karnımız doyar.” Dediği kahredici bir dünyada nefes alıyoruz. Yazıklar olsun buna neden olan zalimlere. Bu acıyı duymayanlara da Allah vicdan versin.
Örnekleri çok olan bu acılardan o kadar çok ki, hangisine el atalım? Katil ve soykırımcı İsrail’in şizofren askerleri tarafından şehit edilen altı yaşındaki Hind Recep’in masum sesiyle “kurtarın beni” çığlığı eğer duyanlarda infiale neden olmadıysa dünyanın tamamen çivisi koptu demektir. Artık yerin altı yerin üstünden daha iyidir demektir.
Hind yanında şehit edilen akrabalarının cesetleri arasında sağ kalmaya çalıştı. Küçücük bedenini cesetlerin arasında sakladı bir umut kurtulurum diye. Gazze Kızılay’ından yardım istedi ancak yardıma gelen görevliler de şehit edildi. Katiller altı yaşındaki Hind’i de şehit etmişlerdi.
Vücudundan 360 kurşun çıktı. O küçücük beden bu kurşunlarla kevgire çevrilmişti. Ne dedi Hind acaba? Bir şey demeye fırsat buldu mu ki? Yahut “Ey Katiller, ey katillere destek olanlar sizinle hesap gününde görüşürüz” mü dedi acaba?
Gaddar ve zalim Siyonistlerin hedef aldığı binanın yıkıntıları arasından toz duman içinde ağzında emzikle çıkarılan bebeğin hali ne diyor bize? Ya doğar doğmaz ölümle tanışan bebekler ne diyor dünyaya acaba? “ Bir nefesi bile bana çok mu gördünüz be hainler sürüsü!” demiştir.
Harfsiz, kelimesiz ve sözsüz… Anne karnında annesiyle birlikte şehit edilen ağlamayı bile bilmeyen adı da bilinmeyen bebek “Çok sevdiğiniz ve bize çok gördüğünüz dünyanızın göz açıp bir saniyelik ışığını görmeyi bile bana çok gördünüz. Alın dünyanız sizin olsun tepe tepe kullanın. Sanki siz ölmeyeceksiniz” mi dedi acaba? İçi kan ağlayan şair ne güzel demiş: “ Sen küçüksün ölemezsin/Kefen bile giyemezsin…”
Evet, sen ağladığında kutlu Nebi namazını kısa tutardı güzel çocuk. Sen şimdi Peygamberlerle ve sıddıklarla cennette ikramlara gark olurken dünyalılar kahrolası hırsları yüzünden İslam’ın diriltici nefesinden habersiz, birbirine girmeye devam ediyor. İslam ise kendini iyi temsil edecek coğrafya ve nesiller arıyor. Belki de sizlerin günahsız bedenlerinizin manevi etkisiyle dünya halklarının vicdanları ayaklandı. Yer gök “Filistin’e Özgürlük!” deyip kelime-i şehadetler getiriyorlar. SUMUD umut olmaya doğru yürüyor.
Artık güneş batıdan mı doğacak acaba?
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
