Çeyizname veya öteki adıyla Çeyiz Senedi. Kültürümüzde kız çocuklarına yetişip gelirken gelin gitme zamanından önce yaptıkları el emeği göz nuru işlengi, iğne oyalı yazmalar gibi çeyiz sandığında bulunan eşyalarla, kız ve erkek tarafının hazırladığı ev gereçlerinin yazılı olduğu, muhtarın ve şahitlerin imza altına alıp erkek ve kız tarafına verdikleri senede çeyizname denir.
Arapça asıllı bu kelime gelin gidecek kızların veya yola çıkacak erkeklerin yaptıkları hazırlık anlamına gelen kelimeden türetilmiş ve Türkçe söyleniş biçimi ile bize ait bir kelime olmuştur.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi yetişen kızlarımızın ilk yaptıkları iş evlendiklerinde yastıklarına, sehpalarına, masalarına sanatsal özellikleri olan el işi oyalarile hazırlık yapmaktı. Bunu istisnasız her kız çocuğu yapar, hatta zaman zaman sandıktan çıkarılır ve ortalığa serilir konu komşu bakar ve içlerinden not verirdi.
Bu durumu her aile bildiği için mahcup olmama adına açık vermez ve hazırlıklı olurdu. Daha önceki kuşak evin perdesini de el emeği göz nuru ile hazırlardı. Bazen iyi kullanan büyükler kendi kızına veya torununa hediye bırakırlardı.
Düğünden bir gün önce yeni evlenecek çiftlerin anne babaları kız tarafının evinin önünde uygun bir yerde sergiler serilir, etrafına yün minderler konur, aksakallılar (büyükler) oturur. Önceden haber verilen ilkokul öğretmeni elinde daktilo ve iki mektup kâğıdı (A4 kâğıt) arasına karbon kâğıt koymuş ve yazmaya hazır halde gelir.
Herkesin duyacağı ses tonu ile kız ve erkek tarafının hazırladığı çeyizler yazılır. Önce takılardan başlanır. Tarafların ekonomik durumuna göre altın gümüş ne varsa Gramise, beşi birlik, akik, kol saati, altın veya gümüş bilezikler çeyizname’ye not edilir. Sonra iki kişilik, tek kişilik yün yatak, yorgan, yastık, kaba minder, halı, kilim tek tek yazılır. Peşinden bakır leğen çeşitleri, ibrik, sahanlar, şimşir kaşıklar, oklavalar, helkeler, sitiller, varsa lüksler veya 14 numara gaz lambaları vs. kayıt altına alınır. Kısacası o günün şartlarında temel ihtiyaçlar genç evliler için temin edilir. Mütevazı bir yuva böylece kurulur.
Önceden hazırlanan birbirinden güzel, sanat eserleri kıymetinde bohçalar kadınlar tarafından ayarlanır ve çeyiz sandığına konur. Her şey düşünülmüştür. Kına gecesi için hazırlanıp yakılan kınalar, eldivenler, gelinin avcuna kına içinde konan altını, kırmızı duvağı, bindallısı, çeşit çeşit başörtüleri, yastıklara, yorganlara geçirilecek bin bir renk ve desenli oyalar da sandığa konur. Çeyiz sandığı her hanımefendinin en değerli gereçlerindendir.
Çift kişilik, tek kişilik yatak ve yorganlar, el dokuma halılar ve kilimler de listedeki yerini alır. Böylece Çeyizname/Çeyiz Senedi oluşturulur. Sonra da orada bulunan ilgililerce de imza altına alınır ve kız ve gelin ve damat tarafın büyüklerine teslim edilir. Eşyalar damadın evine gönderilir. İlgili kadınlarca varsa müstakil eve değilse müstakil uygun bir odaya yerleştirilir. Çünkü bu âdetlerin uygulandığı dönemlerde kırsal hayat hâkimdi.
Öyle herkese bir daire olmazdı. Müstakil bir oda tahsis edildiği olurdu. Fakat insanlar mutluydular. Kimse eşyanın kulu olmaya heveslenmezdi. Evlilikler de ömür boyu devam ederdi. Ayrılıklar ancak ölümle vuku bulurdu. Boşanma nadiren olurdu. Damat yatsı namazını camide cemaatle imamın arkasında kılar sonra ufak tefek bilindik şakalarla arkadaşları onu gerdeğe gönderirdi. Bu hatıra da ömür boyu zihinlerde canlanırdı.
Burada unutmadan geçmek istemediğim bir konu daha var. Kız tarafı iki heybe hazırlar. Birisi damadın sağdıcı ve arkadaşlarının düğün bitiminde, damat gerdeğe girdikten sonra yemeleri için kesilip pişirilmiş hindi veya köy tavuğu, çörek, baklava, böreklerin olduğu bir heybe. Aynı tarzda damat ve gelin hanım için de hazırlanır ve odalarına konurdu. Düğününe yakın günlerde akrabalar, komşular gelin adayını ve arkadaşlarını yemeğe veya çaylı kahveli davetlere götürürdü.
Günümüze geldiğimizde çok acıklı olaylara tanık oluyoruz maalesef. Evliliklerde eşya, takı, müstakil ev, araba ve yüksek maaş belirleyici oluyor. Mutluluk bunlarda aranıyor. Şükür eksikliği veya yokluğu aileleri paramparça ediyor.
Modernite insanımızı esir aldı. Artık yün yatak ve yorganlar çöplere atılıyor. Güzelim sanat eseri oyalar, yazmalar, işlengiler derelere dökülüyor. Bir zamanlar çeyizlerin ayrılmaz parçaları olan yün ve bakır malzemeler yerini naylon ve elyafa bıraktı. “Artık bir yastıkta kocayın” da diyemiyoruz. Çünkü yastıklar da ayrıldı.
Kısacası mütevazı bir evlilikle yarım asrı geçen birliktelikler başarıyla sürdürülürken, şimdi her şeye sahip olanların çoğu bu başarıya ulaşamıyor. Çocuk yapmıyor veya az yapıyor. Ekonomik özgürlüğe kavuştuğunu düşünenbazıları da aile kurma veya kurulu aileyi devam ettirme yerine kedi, köpekle hayat sürmeyi marifet sanıyorlar. Anne ve babaları da kendileri gibi düşünseydi dünya yüzü göremeyeceklerini dahi düşünmüyorlar. Bu devranın ebediyen böyle süreceği vehmine kapılıyorlar.
Kurban Bayramınızı tebrik ederim.
