İmam- Hatip Okulları Özelinde Yatılı Günlerimiz
Bizim kuşak için Devlet Parasız Yatılısı olarak okumanın başa konan bir devlet kuşu sayıldığını daha önce söyledim. Gerçekten de öyleydi. Tabii çocukluk ve gençlik çağlarımızda bazı uygulamalar zorumuza giderdi. Ama idarecilerimiz haklıydı. Bizi gelecek kuşak olarak yetiştirme sorumluluğunu almışlardı.
Bizler köyden şehre gelmiş birer emanettik. Öyle görürler ve öyle söylerlerdi hep. Sonradan bunu anlayanlar olsa da ben zaten gidecek bir yeri olmayan yetim biriydim.
Benim için bulunmaz bir nimetti bu. Üç yıl ara vermiştim ve okutacak kimsem yok iken beni düven sürerken, dudakları çatlamış, yüzü kavlak birisiyken buralara taşımış Halis Ayhan Hoca’ma ve devletime hiç mızmızlanabilir miydim? Asla.
Yatılı hayatı bize çok önemli kazanımları lütfetti. Birlikte yaşamayı, paylaşmayı, vaktinde yatıp vaktinde kalkmayı, eşyalarımızı düzgün kullanmayı, yataklarımızı düzeltmeyi, pijamalarımızı katlamayı, koğuşlarda kalmayı, toplu yerlerde sıraya girmeyi, israf etmemeyi, özlemi, acıyı, bayramlarda paramız olmadığı için kimsesiz birkaç arkadaşla ıssız odalarda kalmayı gördük.
Gurbet hayatını öğrendik. Bazı zorlukları olsa da bu imkân herkese nasip olmamış bize nasip olmuştu. Bunun kıymetini bilmemek nankörlük olurdu.
Yatılıların çok özlediği şeylerden bazıları şuydu: Kimimiz için ara teneffüsün birinde çıtır çıtır bir simit alabilmek, öğleyin soğuk bir gazoz içebilmek, cam bardakla çay içebilmek, zaman zaman sinemaya gidebilecek imkâna sahip olabilmek.
Okuma alışkanlığı kazanmaya başladığımız yıllarda bir roman, hikâye ve şiir kitabı alabilmek. Bir de benim gibi maalesef o dönemlerde sigaraya alışmıştım o da ayrı bir zorluktu. Ama elhamdülillah öğretmenliğim dönemimde bırakmama rağmen bu kötü alışkanlığa nasıl bulaştığımı da halen sorgularım.
Bizim kuşak, özellikle İmam-Hatip Lisesi öğrencilerinin aşağı yukarı tamamı Minyeli Abdullah ve Huzur Sokağı romanlarını okumuştur. Lise çağlarında Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ı, Nevevi’nin Riyazu’s Salihin’i ve Hasan Basri Çantay’ın Kur’an-ı Hâkim ve Meali Kerim İsimli (halk arasında Hasan Basri Tefsiri diye bilinen) üç ciltlik meali çoğumuzun kütüphanesine girmiştir.
Huzur Sokağı ile ilgili hatıramı Mütevazı Hayat Hikâyem isimli hatıratımda yazdım. Köye gidemediğim bir bayram tatilinde Ahmet Lütfi Kazancı Hocamızın Üvey Anne romanını gözyaşları ile okumuştum.
İstiklal şairimiz, Safahat gibi dev bir esere imzasını atan, Asım’ın Nesli için hayatını ortaya koyan Mehmet Akif Ersoy’un damadı Ömer Rıza Doğrul'un Kanlı Gömlek isimli romanını da gözyaşları ile okuduğumu unutamam. İslam tarihinde maalesef ilk kırılma ve ayrışmaya neden olan olayları konu alan romandır.
Bir Devrin Çakıl Taşları, Yazılamayan Eser, Mevlana gibi pek çok tiyatro ve piyesleri de o dönemlerde seyrettik. Hatta ben Ahmet Lütfi Kazancı hocamızın yazdığı Mevlana piyesinde semazenlik yaptım. İlahi grubunda görev aldım. Mehter takımında nakkare ve bendir çaldım. Böyle çok etkinliklerimiz olurdu.
Güreşte üzerimize kimse gelemezdi. İyi bir güreş izleyicisi idim. O dönemde dünya çapında başarılar kazanan güreşçilerimiz vardı. Voleybolda da öyleydik. Ben de amatörce okul takımında bulundum. Ancak yaşım uygun düşmediği için takıma giremedim. Bazen müsabakaları seyrederken geciktiğimiz için nöbetçi idarecilerimizden azar işitir hatta sopa da yediğimiz da oldu. İyi ki öyle davrandı hocalarımız elleri dert görmesin. Zaten bu disipline dayanamayanlar elendi gitti. O yaşta kontrol mekanizması önemliydi.
Bu disipline rağmen lise dönemimizde haksızlığa uğrayan bir arkadaşımızı savunmak için tüm son sınıflar gece yatağımızdan kalktık. Sınıflara geçtik ve müdür yardımcısını boykot ettik.
Müdürümüz Mehmet Yıldırım (merhum) geldi. Bizi dinledi ve haklılığımızı anladı. Hiçbir cezai işlem uygulamadı. Barıştırdı ve yataklarımıza döndük. Bu da bizim sürü gibi yetişen değil, aynı zamanda haksızlığa başkaldıran nesil olmamızın en canlı örneğidir. Hatta öğretmenlerimiz bize “Çocuklar geleceğin yöneticisi olacaksınız, sadece İmam, müftü değil; aynı zamanda doktor, hâkim, savcı, subay olacaksınız. Başbakan ve Cumhurbaşkanları çıkacak içinizden” diye o gün hayal dünyamızı ve ufkumuzu motive edici şeyler söylerlerdi.
İmam-Hatip Okulları bazı kesimler tarafından her zaman üvey evlat muamelesi görmüş ve defalarca kapatılmaya çalışılmıştır.
İlahiyat dâhil hiçbir üniversiteye girme şansımız yoktu. Ancak lise fark dersleri vererek lise mezunu olabiliyor ve sınavı kazanırsanız öylece üniversite okuyabiliyordunuz. Sonra ortaokulları normal ortaokul durumuna getirilip üç yıla, lise dört yıla çıkarıldı ve İmam-Hatip lisesine dönüştürüldü. Böylelikle üniversitelere girme imkânımız oldu.
Ben yeni sistemin ilk mezunuyum (1976) Diplomamda Lise ve İmam-Hatip Lisesi diploması yazar. Bu okulların geçirdiği evreleri öğrenmek için Mustafa Öcal’ın 100. Yılında İmam-Hatip Liseleri isimli eseri ile Bir İmam-Hatip Masalı isimli kitaplarına bakılabilir.
Bu okullarda okunan derslerle ilgili yorumlarımı daha sonraki yazımda dile getirmek üzere müsaadenizi istiyorum.
***
