Bahar mevsimi her gelişinde yeniden dirilişi (ba’sü ba’d elmevt) hatırlatır bize. Âdeta tüm evren yenilenir, üzerindeki ataleti atar ve “Uyanın artık!” dercesine kendini gösterir. Cemreler peş peşe düşer havaya, suya ve toprağa. Uyuyan ağaçlar, otlar, börtü böcekler harekete geçer. Yeniden, Yaratıcının kodladığı görevleri yerine getirmek üzere.
Ağaçlar, yapraklarla çiçeklerle süslenir. Rengin her tonunu kuşanır tabiat. “Kün” Yaratanın “Ol!” emri anında yerine getirilir. Birden gözlerini açar tüm otlar, börtü böcekler, meyve ağaçları, kurumuş sanılan tüm fidanlar dile gelir. Emir büyük yerdendir. İsyan yok. İtaat var. Gecikmek yok; hazır kıta durmak var. Çevreye binbir tür koku salar çiçekler. Sadece vazifeyi bihakkın yerine getirmek için. Bir hareketlilik bir yarış sökün eder her taraftan. Ama bu hareketliliğe kulak verecek incelik ve letafet gerek. Yoksa sıradanlaşan, dikkat çekmeyen bir döngü gibi anlama kabalığına döner bu kutlu yarış.
Sabah namazı vakti geldiğinde her taraftan farklı tempo tutan kuşlar; size, "Merhaba" der. Tabii tahrip edilmemiş çevrede yaşıyorsanız. Kuşların bile yuva yapacak yer bulamadığı yerdeyseniz zordur bu koroyu duymanız. Göçmen kuşlar döner gelir, zannedersin ki ellerinde şaşmaz pusulaları var. Aynı köy, aynı ağaç üstündeki yuvalarını bulurlar. “Onlar, üstlerinde kanatlarını açıp kapatarak uçan kuşları görmezler mi?! Onları havada tutan Rahman olan Allah’tan başkası değildir.” (Mülk, 67/19) ayeti bizim bu merakımıza cevap veriyor. Yani Rahman olan Allah bunlara bu bilgileri kodlamış nesilden nesle devam edip gidiyor. Tabiatı tahrip etmeden insana hizmet için yaratılma şuurunu kaybetmeden.
Onlar yeni bir medeniyet kuramazlar, sadece vazifelerini yaparlar. İyi ki de öyle. Medeniyet kuran insanoğlu ne yapıyor ki? Tabiatı ve nesli yok eden insan değil midir? Yaşanacak dünyayı yaşanmaz hâle getiren narsist, egoist, insafsız insanlar değil midir? Kadın, çocuk, yaşlı demeden ellerindeki yurtlarını alan, onları aç ve açıkta bırakan medeniyet kurduğunu sanan insanlar değil midir? Bir damla petrol için oluk oluk kan akıtanlar, onlar değil midir? Batsın sizin köleleştiren medeniyetiniz. Batsın sizin uzay çağınız ve de yapay zekânız. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” değil midir?
Karıncalar, çalışkanlığın sembolü karıncalar da uyandı. Hem çalışkanlığın hem de disiplinin sembolüdürler. Kur’an’da Neml (Karınca) Sûresi’ne dahi konu olmuş mübarek varlıklar, bize bir şeyler fısıldar dikkat kesilirsek “Birlik olun, aranızda yeteneğinize göre iş dağılımı yapın. Yazdan sonra kışın, gençlikten sonra yaşlılığın, sağlıktan sonra hastalığın geleceğini unutmayın.” derler âdeta.
Edebiyat dersimizde öğretmenlerimiz bülbülün neden baygınlık geçirircesine öttüğünü anlatırlardı. Bülbül, güle âşıktır. Âşık maşukunu seyretmek ister. Bülbül dikenlerin arasından çıkan rengârenk güle âşıktır. Diken batsa da o nazik vücudunu kanatsa da bülbül, güle meftundur. Gözü dikenleri dahi görmez. Onun işi dikenlere takılıp kalmak değildir. O nedenle atalar, “Gülünü seven dikenine katlanır.” demiştir. Bülbül, güle sevdalı olduğu için gülün goncadan çıkma hâline gelince başlar aşkını ilana. Öter, öter, öter… Gül nazlıdır. Hemen açılıp saçılmaz. Nazlı bir gelin misali nazlanır da nazlanır. Sabah şafak atıp güneş burnunun ucunu gösterirken o kırmızı, sarı, mor gül yaprakları tane tane süzülerek açılmaya başlar.
Bu sırada bülbülün minnacık nefes kafesi de daralır durur. Yorulmuştur, sesi çıkmaz olur. Tam sevdalısı kendini gösterirken birden uyku sarar gözlerini ve sesi kısılır kalır. Artık akşama kadar uykudan gözlerini açamaz. Uyandığında tekrar gördüğü gülün tomurcuk hâlidir. Akşam oldu mu tekrar aynı aşk devam eder. O nedenle bülbüller hiç susmazlar. Aşkı bitiren insanoğlu gibi değildir. Onların aşkı bitmez.
“Bülbüller sazda (saz/zikirde), güller niyazda (niyaz/duada)/Söyle namazda elhamdülillah” dizeleri ile seslenir âşıklar.
İşte bir bahara daha kavuştuk elhamdülillah. “Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?”(Rahman Sûresi, 55/-31 defa tekrar eden ayet) buyuran Allah’ım hiçbir nimetini inkâr etmeyen imanlı kullarından eyle bizi. Amin.
***
