1970’li yıllarda Çorum İmam-Hatip Lisesi’nde öğrenciydim. Edebiyat derslerimizde çok derin edebi metinler görür, aruz vezni ile şiirler okur, imtihanlarda aruz vezni ile yazılmış şiirlerin vezinlerini çözerdik.
Kitabımızın yazarı Nihad Sami Banarlı merhum idi. Türk ve Batı Edebiyatı I-II-III isimli kitaplarını liseli yıllarda okuduk. Hâlen bu kitaplar kütüphanemin en kıymetli eserleri olarak raflarda yerini almaktadır.
Zaman zaman elime alır Divan Edebiyatı’nın zirvelerinden okurum. Fuzulî, Şeyh Galip, Bağdatlı Ruhî, Süleyman Çelebi, Nabî, Ziya Paşa, Mehmet Akif Ersoy ve daha niceleri yeniden beni edebiyatın o muhteşem günlerine götürür. Şimdilerde liselerde ne okutuluyor doğrusu bilmiyorum. Bu benim eksikliğim diyebilirim. Bilvesile Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerim Abdulkadir Ozulu ve İlhan Çalıkuşu’nu rahmetle yâd ederim.
Asıl bahsetmek istediğim bu değil elbet. Yine dil konusuna gelmek istedim. Türkçemiz çok örseleniyor, kelimeler yanlış telaffuz ediliyor, kelime dağarcığımız daralıyor. Kelimeler, telaffuz biçimleri lehçeden lehçeye değişebilir buna itirazımız olmaz. Ancak topluma hitap eden ve yazan kimseler; bizim İstanbul Türkçesi dediğimiz köklü medeniyetimizin yazı ve hitap şeklini bozmamalılar. Özellikle devlet televizyon ve radyolarında görev yapanlar buna dikkat etmeliler.
Yine öğrencilik yıllarımda Kubbealtı Akademi Mecmuası'na abone olmuştum. O zaman dergi kelimesi sanırım çok kullanılmıyordu. Mecmua daha yaygın kullanılıyordu. Bu derginin bir sayısında Merhum Nihad Banarlı’nın bir yazısını okumuştum. O günlerde bazıları, “İstanbul” diye içimizi ısıtan, medeniyetimizin beşiği şehre “Istanbul” demeyi ısrarla sürdürüyordu. Banarlı, bunun üzerine çok rahatsız olmuş ve makale yazmıştı. “İstanbul” kelimesinin doğru olduğunu uzun uzadıya anlatıyor ve “Istanbul” ile “Istabl” arasında bağ kuruyor ve “At ahırı” anlamını çağrıştırdığını belirterek olanca gücüyle bunu yazanlara karşı koyuyordu. Bir nokta ile dahi kelimelerin aslı ile oynanmasına karşı duruyordu. Merhum Banarlı’nın Türkçenin Sırları isimli eserini de burada hatırlamakta yarar var.
Televizyonlarda spikerler, koca koca siyasetçiler, akademisyenler tutturmuş bir “muhattap” söylemi gidiyor. Bu kelime Arapça asıllı ama Türkçeleşmiş telaffuzuyla “Muhatap” diye kullanıyoruz. Doğrusu bu. İki “tt” ile değil, tek “t” ile kullanılır ve birinci “â” böyle şapkalıdır. “a”’yı da çekmiyoruz. Türkçeleşmiş şekli diyorum çünkü sonundaki “b”yi “p” yapmışız. Arapçadaki üstten noktalı ve boğazdan hırıldatarak çıkardığımız “h” harfini de kendi telaffuzumuza sokmuşuz. Bu da gayet güzel olmuş. Ama “Muhatap” yerine “Muhattap” diyemeyiz. Düzgün telaffuz etmeliyiz.
Truva Edebiyat Dergisi’nde zaman-zaman yanlış telaffuzlar düzeltiliyor. Doğrusu yazılıyor. TRT’de de bu tür uygulamalara şahit oluyoruz. Bu tür gayretlerin çok güzel bir çalışma olduğunu belirteyim. Bazen sosyal medyada, kendi kanallarında doğru telaffuz konusunu işleyen edebiyat öğretmenlerini de görüp özellikle izlediğim de oluyor. Çok teşekkür ederim.
Çok zengin dil olan Türkçemizde hayvanları ağıldan veya ahırdan dışarı bırakmaya, otlamaya veya sulamaya “saldım” denirken bu gün insanlar “Sal beni!“ diyor. Bu nedenle “Saldım çayıra Mevla’m kayıra!” diye de bir tekerlememiz var. Başıboşluğa işaret eden bu tekerleme sanki bu günler için kullanılmış gibi duruyor.
“Doğurmak” insan için kullanılırken “kuzulamak, kunnamak, buzağılamak, yavrulamak vs.” hayvanlar için kullanılır. Dilimiz böyle zengin bir dildir.
Türkçeleşmiş Arapça ve Farsça kelimelere saldırmak ama Batı'dan gelen kavramlara sessiz kalmak veya yandaş olmak da ayrı bir çelişkidir. Zengin bir dili fakirleştirmek çok büyük bir yıkımdır.
Bir de sosyal medya platformlarında imla kurallarına hiç dikkat edilmemesi, özellikle gençlerimizin emojilerle ve figürlerle konuşması da çok ayrı bir sıkıntıdır. Konuşmaya konuşmaya kelime haznemiz daralıyor. Açık parantez, ters parantez, iki noktalı parantezlerle konuşan nesil “Lisan öğrenir vakvaktan!” diye haykıran merhum Necip Fazıl Kürek’i yeniden hatırlattı. “Allah razı olsun” gibi dua anlamına gelen sözler yerine başka kültürden gelen emojileri kullanmak insanlara daha kolay geliyor. Ama orada önemli bir kavramımızı şeklen farklı bir kültür ve inanca dönüştürüyoruz fakat farkında değiliz.
Unutmayalım, medeniyetler içinde taşıdıkları değerler ile topluma seslenir. Medeniyetimizin dilini düzgün kullanmak hepimizin görevidir.
***
