Zaman, iki şekilde ele alınmalıdır:
Birincisi, tarihi süreci oluşturan yanı, ikincisi ise insan ömrünü oluşturan yanıdır.
Zamanın tarihi süreci oluşturan kısmı, devletlerin ve milletlerin yaşamlarının süresini belirleyen kısmıdır. Bu tarihi sürecin değeri ve önemi, devletlerin ve milletlerin zamanı verimli kullanıp kullanmamaları ile ortaya çıkar. Kısacası zamanı yönetebilme başarılarına bağlıdır.
Bizim bu günkü konumuz insanı birey olarak ilgilendiren ve adına ömür dediğimiz kısmıdır. Yaratılan her şeyin belirli bir ömrü var. Ezeli ve ebedi sonsuz olan sadece Allah’u Teâlâ’dır. Çünkü sadece O zamandan münezzehtir. Yani zaman sınırı yoktur.
İnsana gelince; bu dünyada belirli, sınırlı ve tekrarı olmayan bir ömrü vardır. Allah’u Teâlâ; insana bu ömrü, ahiret hayatında lazım olacak ürünleri dünya denilen tarlaya ekip biçmesi için vermiştir.
İnsanın, ahiret hayatındaki yeri ve konumu bu dünyadaki ömür sürecinde ekip biçtikleriyle doğru orantılıdır.
İnsan; bu dünyadaki ömür sürecinin tekrarı olmadığından her anının doğru değerlendirilmesi, boş bırakılmaması şarttır.
İnsanın, kışlık ihtiyaçlarının hasat mevsiminde toplanması gerektiği gibi ahiret ihtiyaçlarının da bu dünyadaki ömür sürecinde mutlaka toplanması gerekmektedir.
Örneğin, olmazsa olmazımız olan tahıl ürünlerini kışın üretemezsiniz. Bahar zamanı ekmeniz gereken bir ürünü güzün ekemezsiniz. Ya da güzün ekmeniz geren bir ürünü bahar zamanı ekemezsiniz. Çünkü her anın her mevsimin her ürünün kendine özgü özellikleri vardır. İşte bu yüzdendir ki hiçbir anı boş bırakmayıp her şeyin doğru zamanda ve özelliklerine uygun olarak yapılması gerekmektedir.
Şunu iyi biliyoruz ki, adına zaman dediğimiz, ömür dediğimiz, hayat dediğimiz süreç belli bir hızla akıp gitmektedir. Onu durdurmak, duraklatmak veya başa almak mümkün değil. Yani zamanın akışını yönetmemiz imkansız. Ancak yaşanılan her anın boşa geçirilmeden verimli ve doğru kullanılması insanın kendi elindedir.
Zamanı boşa geçirmeden verimli ve doğru kullanmak demek, insan ve insanlık yararına olacak işler için kullanabilmek demektir. Bu yarar, insanın her iki dünyası için elde edilecek yararlar olmalıdır. Sadece bu dünya için elde edilecek faydalar için harcanan zaman doğru kullanılmış olmaz. Aynı şekilde sadece ahiret hayatı için harcanan zaman da doğru kullanılmış olmaz. Dolayısı ile aslolan her iki dünya için de yarar sağlayacak şekilde kullanılan zaman doğru değerlendirilmiş olur.
Her iki dünya için de insan yararına kullanılmayan zaman nasıl geçerse geçsin “Boşa geçmiş zaman” olur. Ağustos böceği ile karınca hikayesinde karıncanın verdiği cevap bu konuda verilecek en güzel cevap olmuştur: “Bütün yaz çaldın saz, şimdi de oyna biraz!”
Yani demek oluyor ki, her şeyin bir vakti saati vardır. Her şey vakit ve saatinde yapıldığında bir işe yarar ve değer kazanır. Yapılması gerekenleri zamanında yapmadığımız zaman, boşa geçirdiğimiz zamandır.
Yine bir atasözümüzde “Demir tavında dövülür” denilmiştir. Her iş zamanında yapılır. Başta da dediğimiz gibi zamanın tekrarı yoktur.
Günümüzde zamanımızı sinsice boşa harcatan 6 alışkanlık:
1. Teknolojik bağımlılık:
Teknolojik cihazların amaçlarının dışında uzun süreli kullanılması.
2. Hep aynı kalıp içinde yaşamak:
Hayata ne kadar çok deneyim sığdırılırsa zamanın o kadar iyi değerlendirileceği en yaygın görüştür. Sürekli aynı kalıbın içinde olmak zamanı boşa harcatan en önemli etkenlerin başında gelmektedir.
3. Önemli işleri sürekli ertelemek:
Ara sıra her bireyin yapması gereken bazı önemli işleri ertelediği olur. Ancak bu durumun süreklilik haline gelmesi, günlük işlerin aksamasına ve zamanın verimli kullanılmamasına neden olmaktadır.
4. Seçici izleyici olmamak:
Seçici bir izleyici olmamak ve televizyon karşısında geçirilen uzun saatler de bireylerin zamanlarını verimsiz kullanmalarına neden olmaktadır.
5. Başkalarının hayatlarına odaklanmak:
Bireyler kendilerinden farklı insanların hayatlarını detaylıca ve saatlerce konuşarak kendi hayatlarından çalar.
6. Uzun süreli telefon görüşmeleri yapmak:
Son zamanlarda insanların en çok şikayet ettiği ve zaman alan konuların başında uzun süren telefon konuşmaları gelmektedir.
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar