Kalp, Allah’u Teâlâ’nın bizlere bahşetmiş olduğu nice sır ve hikmetlerle yüklü olan en değerli organlarımızın başında gelen eşsiz bir nimettir.
Allah’u Teâlâ’nın ona yüklemiş olduğu emsalsiz değer ve görev onu daha da kıymetli hale getirmiştir. Böylesine yüce ve eşsiz bir değere sahip olan bu organımızın mevcut değerini katbekat arttırmak da bizim görevimizdir.
İşte tüm bu nedenlerledir ki, kalbimizi bie saniye bile boş bırakmamamız gerekir. Onu bir saniye bile boş bırakmak demek onun gerçek değerini idrak edememiş olmak anlamına gelmektedir. Ayrıca, Allah’u Teâlâ’nın bizlere bahşetmiş olduğu bu eşsiz değerimize gereken anlamı yüklememek, bir bakıma emanete sahip çıkamamak demektir.
Şu asla unutulmamalıdır ki, bizim boş bıraktığımız alanları doldurmak için kendi içimizde fırsat kollayan, hazır bekleyen çok büyük bir düşmanımız var. Bu düşman, şeytanın güdümünde olan nefsimizdir.
Kalp, boş kaldığında pusuda bekleyen ve her saniye fırsat kollayan şeytan devreye girerek kontrolünde olan nefs ile o boşluğu nefsani ve hayvani arzu ve isteklerle doldurarak insanın “Esfel-i Sefilin” (hayvandan da aşağı) olmasına neden olabilir. Boş kalan kalbin nefs tarafından doldurulması için bizim herhangi bir çaba göstermemize gerek yoktur. Şeytan-ı Lain o işi büyük bir zevkle seve seve yapar.
İlk yapmamız gereken şey kalp denen hazinemizi sağlam bir iman ve sonsuz Allah sevgisi ile doldurmalıyız. Öyle bir imanla dolmalı ki; inandıkça seven, sevdikçe daha çok inanan bir iman olmalıdır.
Her ne kadar inanç konusunu, aklımızla değerlendirip inanma kararı versek de “Kamil İman” sahibi olabilmek için hiçbir şüpheye ve tereddüde yer vermeden kalbin onaylaması gerekmektedir.
Akıl süzgecinden geçip kalbin onayını almış bir iman ise “İman-ı Kâmil” adını alır. İman-ı Kamil olanlar ise salih amel işleyen kimseler olurlar.
Bu kişiler bundan sonra “Mürşid-i Kamil”, “Ahsen-i Takvim” gibi sıfatlarla anılmaya başlarlar. Peygamber (s.a.v) Efendimiz, bir hadisi şerifinde “Salih amel sahibi Mürşid-i Kamil” insanların meleklerden bile üstün olduklarını buyurmuşlardır.
İşte tüm bu anlatılanlar ışığında kalbimizin bir saniye bile olsa asla boş bırakılmaması gerekmektedir. “Kamil iman” ve “salih amel” sahibi olabilmemiz tamamen buna bağlıdır.
Allah sevgisi ve Allah aşkıyla dolu olan bir kalp sürekli iyi bir kul olmanın yollarını arar, gereğini yapabilmek için tüm gücüyle çırpınır durur.
Rabbim, cümlemize Allah’u Teâlâ’ya, tam bir teslimiyet içinde mutmain olan kalp sahibi olabilmeyi nasip eylesin inşallah.
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar