Toplumumuz genelinde bir çok insanı rahatsız ve mutsuz eden bir davranış biçimi de, ön yargıdır. Genellikle, ön yargıya maruz kalan kişi, kendisinin anlaşılmadığını hatta gerçek olmayan şekilde suçlandığını düşünür. Bu durum ön yargılı olanı rahatsız etmese de muhatap olanı oldukça üzer. Ancak ön yargılı olan kişi de toplum içindeki değerini kaybetmekten kurtulamaz.
Ön yargı nedir?
Önce tanımını yapmaya çalışalım:
Günlük kullanımında ön yargı genellikle birisi ya da bir şey hakkında vaktinden önce ya da erken ifade edilmiş, olgunlaşmamış yargılar anlamını taşır.
Yani, söz konusu kişi ya da herhangi bir şeyle doğrudan bir deneyimi olmadan, o kişi ya da o şey hakkında fikir oluşturmaya ve değerlendirme yapmaya işaret eder. Kısaca bir şeyi bilmeden hemen yargılamak demektir. Bu diğer bir anlamda da peşin hüküm demektir.
Ön yargı, bir kimseyle ya da bir şeyle ilgili olarak, belirli bir olaya, duruma ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz yargılara denir.
Ön yargı, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden, peşin bir karara varmış olma durumudur.
Einstein'ın ön yargıyla ilgili bir sözü bulunmaktadır:
"İnsanların ön yargılarını parçalamak, bir atomu parçalamaktan daha zordur."
Ön yargı ifadesi, hem genel tutum yapısını hem de tutumun duygusal boyutunu ifade etmektedir. Teknik olarak, ön yargı, olumlu ya da olumsuz olabilir.
Örneğin:
“A” kişisini soğuk buluyor ve sevmiyor olabilirsiniz. Bu olumsuz bir ön yargıdır.
“B” kişisini cana yakın buluyor ve seviyor olabilirsiniz. Bu olumlu olsa bile bir ön yargıdır.
Buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak baktığımızda ön yargı, bir anlamda delilsiz suç isnat etmek gibidir.
Bir başka yönüyle bakıldığında olmadan olacakları yani “gaybı bilmek” gibi bir anlam ortaya çıkmaktadır. Bu da bir anlamda “şirk” demektir ki, bir insanın işleyebileceği en büyük günah demektir.
Ön yargının neden olabileceği belli başlı sorunları şöyle sıralayabiliriz:
Ön yargılar insanların birbirlerinden uzaklaşmalarına, aradaki bağların kopmasına neden olur.
Toplum içerisinde birlik, beraberlik, huzur ve mutluluktan söz etmek zor olur.
Sevgi, saygı ve kardeşlik duyguları oluşmaz, var olan da zamanla yok olur.
İnsanların, birbirlerine güvenle alakalı olan tüm ilişkileri zarar görür.
Birbirlerine karşı aşağılamak, küçümsemek veya büyüklenmek gibi durum oluşur.
Herkesin birbirlerini dışladığı bir toplum ortaya çıkmış olur.
Sonuçta gerçek ortaya çıktığında ön yargı insanı utandırır.
Birçok bilime ve insanın kendisini geliştirmesine engeldir.
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar