Bilerek ya da bilmeyerek en çok yaptığımız yanlış ve hatalı davranışlarımızdan birisi de kendimizi “yargıç” yerine koyarak karşımızdaki insanın en küçük kusur veya hatasından dolayı araştırma gereği bile duymadan yargılamaktır.
Karşımızdaki kişinin kişisel özellikleri (yaşı, cinsiyeti, eğitimi; sosyal, kültürel, ruhsal ve fiziksel yapısı vb.) dikkate alınmadan yapılan bu yargılama biçimi yargılanan kişiyi peşinen hatalı veya suçlu ilan etmek anlamına gelir ki, bu durum o kişide tedavisi mümkün olmayan yaralar açabilir.
En başta kişi çocukta olsa kendi özgüvenini ve kendisine olan saygısını kaybeder.
Her fırsatta yargılanan çocuk sevilip sayılmadığını düşünerek insanlara karşı sevgisini, saygısını ve güvenini kaybeder.
Sürekli yargılanan kişi toplum içinde itibarsızlaştığını düşünerek aşağılık duygusuna kapılır.
Kaybettiği her olumlu duygunun yerini kin, nefret ve intikam gibi duygular doldurmaya başlar.
Tüm bunlar çocuğun giderek yalnızlaşmasına, içe kapanmasına, hemen her alanda ve her işinde başarısız olmasına neden olabilir.
Herkes hata yapabilir. Herkes her zaman başarılı olmayabilir. Hatta herkes yanlış yapabilir.
Her hatanın ya da her yanlışın bir nedene bağlı olduğu asla unutulmamalıdır.
Nedenini araştırıp bulmadan çözümünün de bulunamayacağı dikkate alınmalı, değerlendirme ona göre yapılmalıdır. Aksi takdirde hata ya da yanlış yapanın bizzat kendimiz olduğundan asla kurtulamayız.
Çocuğumuzun yaptığı kusur ve hatalardan dolayı onu yargılamadan önce sebepleri mutlaka araştırılmalı, mümkünse ilk önce o sebepler ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.
Çocuğumuzun çalışması, eğitimi ve davranış gelişimi gibi durumlar için uygun ortam ve zemin hazırlanmalı, yapılacak her türlü etkinlikle ilgili gerekli rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
Hiç kimsenin kusursuz ve mükemmel olmadığı, herkesin mutlaka bir eksiğinin veya hatalarının olabileceği anlatılmalıdır.
Hz. Mevlana’nın “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” sözü çerçevesinde çocuğumuzun anlayabileceği ölçüde açıklamalarda bulunulmalıdır.
Ayrıca çocuğumuzun kusur ve hatalarını hoşgörü ile karşılarken, en küçük başarıları bile beğenilmeli, takdir edilmeli, onurlandırılmalıdır.
Çocuk bizi; “YARGIÇ” olarak değil, tedavisini üstlenen “DOKTOR” olarak görebilmelidir.
Bu konu ile ilgili şiirimden birkaç dörtlük:
Suçlu sanıp yargılama,
Yargıç değil, doktorum ol!
Suçu hemen doğrulama,
Yargıç değil, doktorum ol!
Anne, baba, büyüklerim;
Büyük diye gördüklerim!
Öğretmenim, övdüklerim;
Yargıç değil, doktorum ol!
Pir-î Fânî der ki özüm,
Şefkat arar iki gözüm!
Büyüklerim, o ki sözüm;
Yargıç değil, doktorum ol!
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar