Hayâ ile hayat aynı kökten gelir.
Eğer bir insan hayâlı ise diridir demektir, aynı zamanda Hayy’dır. Yani canlıdır, hayattadır.
Eğer bir insan hayâlı ise o hayatı kendisine bahşedenin farkında ve idrakindedir. Bu yüzden de kendisini yaşatana karşı, yaşamını da hayâlı olmanın gerektirdiği gibi sürdürmeye çalışır.
A‘râf sûresinin 26. ayeti kerimesinde: “Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler) Allah’ın rahmetinin alametlerindendir.
Bu ayette geçen “Takva elbisesi” (libâsü’t-takvâ) sözü de hemen bütün müfessirlerce insanın yaratılıştan sahip olduğu, onun ruhunu bezeyip ahlâkını koruyan hayâ şeklinde yorumlanmıştır.
Takva elbisesi giymek, Allah’u Teâlâ’ya karşı gelmekten sakınmak olarak da ifade edilmektedir. Bir başka deyişle hayâ, ruhun ve güzel ahlâkın koruyucusu, kalkanı, takva elbisesi anlamlarına da gelmektedir.
“Hayâ, insan için bütünüyle hayırdır.” İnsan yaşamını olumlu yönde etkileyerek onun hayatına hayırdan başka bir değer katmaz.
“Hayâ, insan için sadece iyilik getirir.” Gerek beşeri alemde gerekse uhrevi alemde insana iyilikten başka bir şey kazandırmaz.
“Hayâ, gözün secdesidir.”
Bir ayette diyor ki: “Mü’min kullarıma söyle gözlerini sakınsınlar.”
Bu emir, gözün fiziki tehlikelere karşı sakınılmasını değil; Allah’u Teâlâ’nın gözün bakmasını haram kıldığı, yasakladığı her şeye karşı korunmasını ve sakınılmasını ifade etmektedir. İşte bu emre uyan her göz, secde halinde demektir.
“Hayâ, ruhun secdesidir.”
İnsanın varlığının özü ruhudur. İnsanın inancı, ruhun idrak ve tasdik etmesiyle iman olur. İmanın kamil olabilmesi de ruhun kâmil olmasına bağlıdır. İşte burada hayâ, ruhun kâmil olmasını sağlayan en büyük değerdir. Kendisini hayâ zırhına bürümüş olan ruh, secdeye varmış demektir. Bu da bir mü’min için “imanı kâmil” olamak anlamına gelir.
Hemen bütün ilgili kaynaklarda yer alan, (El-Hayâ Vel-İman) “Hayâ imandandır” anlamındaki hadis, İslâm toplumlarında bir özdeyiş haline gelmiştir.
Bilhassa “Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm’ın ahlâkı da hayâdır” meâlindeki hadis, hayânın Müslümanların en belirleyici ahlâkî nitelikleri ve değer ölçüleri arasında yer almasına vesile olmuştur.
Tüm bu anlatılanlardan yola çıkarak ifade edecek olursak; hayâ, insanı toplum içinde en muteber kişi, Allah’u Teâlâ’ya karşı da imanı kâmil bir kul olmasında önemli bir değerdir.
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar