İçinde yaşadığımız toplumumuzda bazan öyle acayiplikler yaşanıyor ki, insan ister istemez bunlar bize ait olamaz demekten kendimizi alamıyoruz.
Bu acayipliklere sadece belirli konu veya belirli alanlarda değil, aksine hemen her alanda ve her kesimde rastlamak hiç de zor değil.
Toplumun sosyal, kültürel ve akademik alanlarında bile rastlamak mümkün.
Örneğin birileri çıkıyor komedyen olduğunu iddia ederek güya komedi gösterileri yapıyor! İzliyorsunuz, içerik olarak anlamsız, mesaj olarak anlamsız, estetik olarak çirkin, söylem olarak müstehcenlik ve küfür dolu bir gösteri...
Yine bir bakıyorsunuz görsel sanat yaptığını iddia edenler baştan sona şiddet ve cinsellik içerikli sanat(!) sergilemeye çalışıyorlar...
İşin asıl acı olan tarafı da içerisinde “ahlak, davet, terbiye, güzel huy, nezaket” gibi anlamları barındıran; özü ve felsefesi “edeb” olan “Edebiyat” çatısı altında bahse konu çirkinliklerin sergilenmesidir.
Şimdi tam da bu noktada “Edebiyat nedir?” sorusunu soralım:
Edebiyat: Arapça “edep” sözcüğünden türetilen bu kavram, ilk kez Şinasi tarafından günümüzdeki anlamıyla bir sanat türünün adı olarak kullanılmıştır. Şinasi’den önce nazım ve nesir türlerindeki eserlere ‘şiir’ ve ‘inşa’ denilmekteydi.
Edebiyatkelimesinin, Türkçedeki asıl kökeni ise Eski Arapçadaki “ahlak, davet, terbiye, güzel huy, nezaket” gibi anlamlara dayanır.
Türk Dil Kurumu sözlüğü edebiyatı; “olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı” olarak tanımlar.
Edebiyat kelimesinin, Arapça “edeb”ten kaynaklandığını söylemiştik. Başlangıçta ‘davet ’ anlamında kullanılan bu söz, zamanla halk arasında gözlemlenen en güzel ahlâk, insanı kötülüklerden koruyan iyiliğe sevk eden meleke, güzel huy anlamlarını kazanır. Daha sonra da güzel söz söyleme ve ifadeyle ilgili her türlü çalışmanın genel adı olarak kullanılmıştır.
Kişilerin sözlü ve yazılı ifadelerinde hataya düşmelerine engel olmak için öğrenilen ve kullanılan kurallar bütünü bu kelimeyle ifade edilmiştir. XIX. yüzyılda bile edebiyat iyi huy öğreten, ahlâk kazandıran bir disiplin olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde de edebiyatın her şeyden önce “bir güzel sanat etkinliği” olduğu dile getirilmektedir.
Edebiyat, kişinin duygu ve düşüncelerini, kendine özgü bir dil kullanarak, estetik kurallar çerçevesinde, yazılı veya sözlü olarak dile getirmesidir. Edebiyatın da bir yöntemi olduğundan o da bir bilimdir. Edebiyat bir bilimin yapması gereken; anlama, yorumlama, değerlendirme, benzerleriyle karşılaştırma, yerleştirme basamaklarını yaptığı için bir bilimdir.
Edebiyatın amacı estetik ve güzelliktir.
Edebiyatı, edebiyat yapan iki temel özellik vardır:
1) Dil-üslup
2) Estetik-güzellik.
Bu özelliklerin ikisi de okuyucuya ve yazara göre değişkendir. Edebiyat duygu ve düşüncelerimizi karşımızdakine anlatabilmek için bir araç niteliğindedir. Edebiyatta içerikten çok o içeriğin nasıl dile getirildiği önemlidir.
Tüm bu açıklamalar ışığında görüyoruz ki “Edebiyat”; ister yazılı ister sözlü isterse görsel eserlerde olsun bütün güzellikleri içinde barındıran bir sanat etkinliğidir.
Bu sanat etkinliğinin içinde faaliyet gösteren kişiler ise “Edebiyatçı” olarak tanımlanmaktadır.
Bu aynı zamanda edepli, güzel ahlak sahibi kişi anlamına da gelmektedir.
İşte bu yüzdendir ki “edebiyatçı” hangi dalda eser üretirse üretsin Edebiyatın edebî kurallarına uymak zorundadır.
Yazımızın başlığında “Edebiyat mı, Edebi at mı?” diye yazmıştık. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki “edeb” atılarak “edebiyat” yapılmaz.
Bu bize, insan olmanın verdiği bir sorumluluktur.
Bu bize, içinde bulunduğumuz toplumun yüklediği bir sorumluluktur.
Bu bize, nesilden nesile aktarılan tarihin yüklediği bir sorumluluktur.
Bu bize, insanî değerlere karşı vicdanın yüklediği bir sorumluluktur.
Hepsinden de daha önemlisi bu bize, tüm yaratılanlara karşı “Yaratanın” yüklemiş olduğu bir sorumluluktur.
Unutulmamalıdır ki; yaratılan her şey, ot bile bir amaca (insanlığın yararına) hizmet için yaratılmıştır.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar