Kıskançlık, aslında büyük küçük her insanın doğasında olan bir olgudur.
Bilgi, sanat, nüfuz, güç, mal, mevki gibi toplumun değer verdiği şeylerin elden gitmesi korkusu ve bunları koruyup kollama isteği de genel olarak kıskançlık kavramıyla ifade edilir.
Kıskançlık, dini metinlerde kullanılan Arapça “gayret” kelimesi “kişinin kendi mahremini koruması yönünde gösterdiği aşırı duyarlılık, izzet-i nefsine, şeref ve namusuna zarar verecek durumlardan sakınıp korunmasını sağlayan duygusal tepki.” Daha özel olarak da “erkek veya kadının başkasının cinsel ilgisine karşı kendi eşini koruma ve savunma duygusu” mânasına gelir.
Kıskançlık çoğunlukla aşk ve sevgi söz konusu olduğunda ortaya çıkan bir duygudur. Dar anlamda kıskançlık kişinin, sevdiği şahıs bir başkasını tercih ettiği zaman gösterdiği telâş ve endişedir.
Kıskançlık, “başkasının sahip olduğu imkânları çekememe” anlamına gelen hasetten farklı olup mânası ondan daha geniştir. Ayrıca ahlâkî bakımdan hasedin her türü kötü olarak değerlendirilirken kıskançlık mâkul ve ılımlı ölçüde tutulması şartıyla gerekli olan bir tepkidir. Bir kimsenin eşini ve kendine ait olan bir hak ve menfaati başkasından kıskanması haset değil, gayret olarak nitelendirilir. Çünkü bu tabii ve fıtrî bir eğilimdir. Kişinin sevip bağlandığı, değer verdiği bir kimseyi ve bir şeyi koruma altına alması, esirgemesi sonucunu doğuran kıskanma duygusu ve bundan kaynaklanan eylemler; yükselme, ilerleme, olgunlaşma, namus ve iffetin, hak ve menfaatlerin muhafazası için gerekli bir tutum ve davranış özelliği olarak kabul edilir.
Ancak; tüm bunlara rağmen hırs gibi, gurur gibi, kıskançlık da azı yarar, çoğu zarar olan bir duygudur. Akıl ve mantık süzgecinden geçirilerek kullanıldığı sürece insana zararı olmayan, yerine göre fayda sağlayan bir özelliktir. Ancak kıskançlık; nefsin yönlendirmesi ile oluşur ise kontrolden çıkar, hastalık haline dönüşür, insan ruhunda tedavisi imkânsız yaralar açılmasına neden olabilir.
Bu aşamada kıskançlık öyle bir hal alır ki, akıl da mantık da devre dışı kalır. Bazı insanlarda bencillik ve hırs gibi duyguların aşırıya kaçmasına neden olur. Bu durumda kişi yalnızlaşır, paylaşarak yaşama duygusunu kaybeder hatta kıskandığı kişilere karşı kin ve nefret duygularının artmasına neden olabilir. Daha da önemlisi kişinin kalbinde olması gereken sevgi ve şefkat gibi meziyetlerin de yok olmasına; onların yerine hırs, kin ve nefret duygularının yerleşmesine neden olabilir.
Aşırı kıskançlık gerek kendi çevremizde gerekse toplum genelinde istenmeyen, sevilmeyen, sayılmayan, dışlanan ve hatta insanların nefret ettiği kişi haline gelinmesine sebep olur.
İşte tüm bunların ışığında diyoruz ki, sağlıklı nesiller olsun istiyorsak, hiçbir şekilde çocuklarımız kıskandırılmamalı, kıskançlık duyabileceği ortam oluşturulmamalıdır.
Herhangi bir şeye sahip olabilmek için mutlaka bir emek sarf edilmesi gerektiği vurgulanmalı, gerekli ve yeterli çalışmanın neden önemli olduğu anlatılmalıdır.
Çalışmadan, yeterli çaba ve emek harcanmadan hiçbir şeyi hak edemeyeceğimiz vurgulanmalıdır. Aksi takdirde başkalarının haklarına göz dikme anlamına geleceği, bunun da ne kadar büyük bir haksızlık olduğu anlatılmalı ve kavratılmaya çalışılmalıdır.
En azından çalışana ve emeğe saygı duymanın şart olduğu anlatılmalıdır.
Haksız elde edilen bir şeyin hiçbir değerinin olmayacağı vurgulanmalı, hak edilerek elde edilen kazanımların hem çok değerli olacağı hem de kişiye saygınlık kazandıracağı uygun bir dil ve örneklerle anlatılmalıdır.
Ayrıca sahip olduklarımızla yetinmenin önemi vurgulanmalı, sahip olduğumuz her şeyin bizim için Allah’ın lütfu olduğu kavratılmalıdır. Çünkü biz farkında olamasak bile başka hiç kimsede olmayan bizim bir çok özelliğimizi Allah-u Teâlâ sadece bize göre yaratmıştır. Bizim fiziki görünümümüz, sesimiz, konuşmamız, düşüncemiz, fikrimiz, hayallerimiz, hal ve hareketlerimiz kısacası kişiliğimizi oluşturan tüm özelliklerimiz sadece bize göredir. Başka hiç kimseye benzemez, başka hiç kimse de asla bize benzemez.
İşte tüm bunlar bize Allah-u Teâlâ’nın bir lütfudur.
Biz, çocuklarımıza insanlardaki bu farklılıkları yeterince kavratabilirsek kıskançlık duygusunu büyük ölçüde engellemiş, hatta kontrol altına alabilmesini sağlamış oluruz.
Böylelikle daha sağlıklı bir düşünce ve ruh yapısına sahip nesiller yetişir.
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar