YAŞLI KAPLUMBAĞANIN DOĞA YÜRÜYÜŞÜ
Bahar gelmişti. Etrafa yayılan çiçek kokularıyla birlikte yaşlı kaplumbağa, kış uykusundan uyanmıştı. Doğaya kendini bırakarak ağır ağır ilerliyordu. Çiçeklerin arasından geçerken çıkardığı takır tukur sesler, onun varlığını belli ediyordu.
Güneşin yeni doğuşuna, ağaçlara ve cıvıl cıvıl öten kuşlara içinden bir selam gönderdi. Bu güzelliklerin ortasında karşısına çıkan yabancıya da dikkatle baktı. Onun ilk kez buralara geldiğini düşündü. İçinde, bu yabancının zararsız olduğuna dair bir his vardı. Eğer kötü biri olduğunu sezseydi başını hemen kabuğuna çeker, tıs tıs ederek kendini korumaya alırdı. Ama şimdi korkmuyordu; aksine temkinli bir güvenle başını dışarıda tutuyordu.
Yaşlandığını biliyordu. Yavaş ve sakin hareketleri ona bir bilgelik havası katıyordu. Uzun yaşamı boyunca pek çok felaket görmüş, nice acılar yaşamıştı. Yazın yakıcı sıcağında susuz kalmış, gökyüzünde dolaşan yırtıcı kuşlara karşı direnmişti. Yumurtalarından çıkan sayısız yavruyu doğaya bırakmıştı; ancak kaçının hayatta kaldığını hiç bilememişti.
Bir gün susuzluğunu gidermek için çam kokulu ormandaki dereye doğru ilerlediğini hatırladı. Dere kenarında insanlar vardı; top oynuyor, şarkılar söylüyorlardı. Sonra bir kıvılcım sıçramıştı. Küçücük bir kıvılcım, bir anda büyüyerek alevlere dönüşmüştü. Alevler, ejderha dili gibi uzanıp ağaçları sarmıştı. İnsanlar panikle kaçmış, ortalık bir anda boşalmıştı.
Kaplumbağa, kavurucu sıcak ve yoğun dumanın içinde nefes almakta zorlanmıştı. Yanıp yok olacağı korkusuyla sarsılmıştı. Kendini dereye doğru atarak hayatta kalmaya çalışmıştı. Geri döndüğünde ise yangının ortasında kalan canlıları görmüştü. Kaçabilenler can havliyle uzaklaşıyor, kaçamayanlar acı içinde çırpınıyordu. O ise sadece izleyebiliyordu; çaresizdi.
Tam umudunu yitirmişken yukarıdan su sesleri gelmişti. İnsanlar yangını söndürmeye çalışıyordu. Gürültüyle püskürtülen sular alevlerin üzerine dökülüyordu.
Korkuyla kabuğuna çekilmiş hâlde beklerken birden biri onu yerden alıp havaya kaldırmıştı. Kaplumbağa başını yavaşça çıkarmıştı. Çok korktuğunu anlatmak ister gibi bakıyordu. Onu tutan kişi avucuyla su vermişti. Kaplumbağa kana kana içmişti.
O an zihninde bir düşünce belirmişti: Az önce ormanı yakıp kaçanlar da insandı, şimdi onu ve doğayı kurtarmaya çalışanlar da… İyilerin korumaya çalıştığı doğayı, kötü niyetliler yok ediyordu. Bu gerçeği, yaşlı kabuğunun içinde sessizce kabul etti.
***



























































